PwC’nin 29. Küresel CEO Araştırması, profesyonel yöneticilerin derin belirsizlik içinde temkinli iyimserlik taşıdıklarını ortaya koydu. CEO’ların sadece yüzde 30’u 2026’da şirketlerinin güçlü bir büyüme göstereceğine inanıyor. Türk CEO’larda bu oran yüzde 24’te kalırken, üç yıllık perspektifte bu ancak yüzde 28’e çıkıyor.
PwC’nin (PricewaterhouseCoopers) 29. Küresel CEO Araştırması (Leading through uncertainty in the age of AI- Yapay zekâ çağında belirsizlikleri yöneterek liderlik etmek), küresel iş dünyasında temkinli iyimserlik ile derin belirsizliğin aynı anda yaşandığını ortaya koydu.
Davos’ta açıklanan araştırmanın sonuçları, PwC Türkiye Ofisi’nde düzenlenen basın buluşmasıyla paylaşıldı. Buluşmaya PwC’nin en tepe 4 yöneticisinden biri olan Avrupa Bölgesi Lideri Petra Justenhoven ile PwC Türkiye Kıdemli Ortağı Cenk Ulu ev sahipliği yaptı. Araştırma, dünya genelinde 4 bin 454, Türkiye’den ise 84 CEO’nun görüşlerini kapsıyor.
Araştırma sonuçlarına göre küresel iş dünyası büyüme konusunda temkinli. CEO’ların yalnızca her 10’undan 3’ü 2026’da şirketlerinin güçlü bir büyüme göstereceğine inanıyor. Buna karşın küresel ekonomiye duyulan güven daha yüksek. Katılımcıların yüzde 61’i önümüzdeki yıl dünya ekonomisinin büyüyeceğini düşünüyor.
Türkiye’de ise şirketlerin kendi performans beklentileri daha sınırlı. Gelecek yıl şirketinin büyüyeceğini öngören CEO’ların oranı yüzde 24’te kalırken, üç yıllık perspektifte bu oran ancak yüzde 28’e çıkıyor. Küresel ortalamada ise gelecek yıl için büyüme bekleyenlerin oranı yüzde 30’a, üç yıl için ise yüzde 50’ye yaklaşıyor.
PwC Avrupa Bölgesi Lideri Petra Justenhoven, küresel tabloya ilişkin değerlendirmesinde, “CEO’lar küresel ekonomiye ilişkin görece daha iyimser bir tablo çiziyor. Ancak konu kendi şirketlerinin performansına geldiğinde çok daha seçici ve temkinli bir yaklaşım görüyoruz” dedi. Türkiye özelinde makro ve mikro beklentiler arasındaki farkın daha belirgin olduğuna dikkat çeken Cenk Ulu ise, “Türkiye’de CEO’lar makro büyümeye inansalar da şirketlerinin kısa vadeli performansı konusunda daha ihtiyatlı davranıyor. Bu da belirsizliklerin karar alma süreçlerinde belirleyici olduğunu gösteriyor” ifadelerini kullandı.
Jeopolitik riskler en önemli tehdit olarak görülüyor
Araştırmaya göre küresel ölçekte en büyük risk başlığını jeopolitik gerilimler oluşturuyor. Dünya genelinde CEO’ların yüzde 21’i jeopolitik riskleri en önemli tehdit olarak görürken, dörtyanı ateş çemberiyle çevrili Türkiye’de bu oran yüzde 44’e çıkıyor. Enflasyon tarafında da benzer bir ayrışma söz konusu. Küresel ölçekte enflasyonu temel risk olarak görenlerin oranı yüzde 27 iken, dünyanın en yüksek oranlarından birine sahip Türkiye’de yüzde 58’e ulaşıyor.
Cenk Ulu, Türkiye’deki yüksek oranlara ilişkin, “Enflasyon ve jeopolitik gelişmeler Türkiye’de küresel iş dünyasının gündeminde çok daha yukarıda yer alıyor. Buna bir de çalışan maliyetlerindeki artış eklendiğinde şirketler açısından baskı daha güçlü hissediliyor” diye konuştu.
Araştırmada geniş yer verilen konulardan biri de yapay zekâ. Son yıllarda generatif AI alanındaki gelişmelerin özellikle NVIDIA, Microsoft, Google ve OpenAI gibi şirketlerin öncülüğünde piyasalarda ciddi sıçramalara yol açtığını belirten Cenk Ulu “Ancak CEO’ların önemli bir bölümü yatırımların finansal geri dönüşünün henüz net biçimde görülmediğini belirtiyor.” dedi.
Şirketlerin yüzde 12’si yapay zekanın maliyetleri düşürdüğünü belirtiyor
Araştırmaya göre dünya genelinde şirketlerin yalnızca yüzde 12’si yapay zekâ yatırımlarının maliyetleri azalttığını ve yeni gelir yarattığını ifade ediyor. Türkiye’de bu oran yüzde 21 olarak dünyaya göre hayli yüksek ifade edilse de, operasyonel yaygınlık daha sınırlı. Bu noktada Cenk Ulu, “Bu yüzde 21’lik oranda bir miktar iskonto yapmak gerekiyor. Çünkü CEO’ların yalnızca yüzde 13’ü yapay zekâ uygulamalarına kurumsal ölçekte erişim sağladığını söylüyor. Yüzde 34’ü ise net bir yol haritasına sahip. Algı ile operasyonel gerçeklik arasında hâlâ mesafe var” dedi.
CEO’ların yarısı 10 yıl sonra şirketlerinin devamından emin değil
Araştırmanın dikkat çeken bir diğer sonucu ise uzun vadeli sürdürülebilirlik algısı. CEO’ların yaklaşık yarısı, mevcut iş modellerinin aynen devamı durumunda şirketlerinin 10 yıl sonra varlığını sürdürüp sürdüremeyeceğinden emin değil. Teknolojik dönüşümün hızı, artan rekabet ve küresel kırılganlıklar bu belirsizliği artırıyor.
Yurt dışı yatırımlar tarafında ise daha olumlu bir tablo öne çıkıyor. Türk şirketlerinin yüzde 73’ü yurt dışı yatırımlarından memnun olduklarını belirtiyor. Yeni pazarlara erişim, geliri yaratma ve müşteriye yakınlık temel motivasyonlar arasında yer alıyor. Özellikle Kuzey Amerika ve Avrupa pazarları Türk yatırımcıların odağında bulunuyor. ABD ise hem küresel, hem de Türk CEO’lar için yatırım yapılabilecek ilk ülke olarak öne çıkıyor.
Genel tablo, küresel iş dünyasının krizlere rağmen uyum kabiliyetini koruduğunu ancak büyümenin artık daha seçici ve rekabetçi bir zeminde gerçekleşeceğini ortaya koyuyor. Türkiye’de ise enflasyon, jeopolitik riskler ve finansman koşulları CEO’ların ajandasında belirleyici olmaya devam ederken, teknoloji yatırımları ve uluslararası açılım eğilimi uzun vadeli rekabet gücü açısından umut verici bir görünüm sunuyor.