Cumartesi Anneleri 1114. hafta buluşmasında, 1992'de Şırnak'ta gözaltına alınan ve bir daha kendisinden haber alınamayan Mehmet Ertak'ın akıbetini sordu. 2015'te öldürülen ve faili hâlâ bulunamayan eski Diyarbakır Barosu Başkanı Tahir Elçi, Mehmet Ertak'ın ölümüyle ilgili olarak AİHM'de Türkiye’yi oybirliğiyle mahkûm ettirmişti.
Cumartesi Anneleri 1114. hafta buluşmasında 1992’de Şırnak’ta gözaltına alınan ve bir daha kendisinden haber alınamayan Mehmet Ertak’ın akıbetini sordu. Açıklamada 2015’te öldürülen ve faili hâlâ bulunamayan eski Diyarbakır Barosu Başkanı Tahir Elçi’nin baskılara rağmen başvurduğu AİHM’in Türkiye’yi, yaşam hakkını ihlal ettiği gerekçesiyle oybirliğiyle mahkûm ettiği hatırlatıldı.
Gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak ve faillerin yargılanmasını talep etmek için 1995 yılından beri oturma eylemi yapan bu hafta da Galatasaray meydanındaydı.
1114. haftada kamuoyuna meydanı çevreleyen barikatların önünden seslendiler.
Açıklamada 34 yıl önce Şırnak’ta gözaltına alındıktan sonra bir daha haber alınamayan Mehmet Ertak için adalet çağrısı yapıldı.
4 çocuk babası Ertak polis tarafından gözaltına alınsa da gözaltı işlemi inkar edilmiş, işkenceye maruz bırakıldığı yönündeki tanık beyanlarına rağmen soruşturma başlatılmamıştı.
2015’te öldürülen ve faili hâlâ bulunamayan eski Diyarbakır Barosu Başkanı Tahir Elçi’nin baskılara rağmen başvurduğu AİHM Türkiye’yi yaşam hakkını ihlal ettiği gerekçesiyle oybirliğiyle mahkûm etti.
Buna rağmen Ertak’ın dosyası faili meçhul bırakıldı.
Bu haftaki basın açıklamasını kayıp yakını Oya Ersoy okudu:
“1114.haftamızda, cezasızlık politikası nedeniyle hakikatin karanlıkta bırakıldığı dosyalardan biri olan Mehmet Ertak’ın hikâyesini kamuoyuyla paylaşıyoruz.
32 yaşındaki, dört çocuk babası Mehmet Ertak, Şırnak’ın Rezuk Mezrası’nda yaşıyor ve bölgedeki bir kömür ocağında işçi olarak çalışıyordu. Daha önce iki kez gözaltına alınmış, ağır işkence gördükten sonra serbest bırakılmıştı.
Mehmet Ertak, aynı işyerinde çalışan üç akrabasıyla birlikte 18 Ağustos 1992 tarihinde işten eve dönüyordu. İçinde bulundukları araç kontrol noktasında resmi üniformalı polisler tarafından durduruldu. Kimlik kontrolünün ardından Mehmet Ertak gözaltına alınarak Şırnak Emniyet Müdürlüğü’ne götürüldü. Gözaltına alındığına ilişkin tutanak düzenlenmesine rağmen emniyete başvuran ailesine böyle bir gözaltının olmadığı söylendi.
Baba İsmail Ertak bunun üzerine savcılığa başvurdu. Üç tanık Mehmet Ertak’ın gözaltına alındığını, altı tanık ise onu gözaltında işkence edilirken gördüğünü anlattı. Bazıları aynı nezarethanede kaldıklarını ifade etti. Gözaltındakilerden avukat A.D., Mehmet Ertak ile beş gün aynı nezarethanede tutulduğunu ve ona işkence edildiğini beyan etti. Olay soru önergeleriyle TBMM gündemine taşındı. Ancak aile tüm tanıklara ve belgelere rağmen her başvurusunda inkârla karşılaştı.
1997 yılında JİTEM personeli Murat İpek kamuoyuna da yansıyan itiraflarında, ‘Mehmet Ertak’ı Şırnak Emniyet Müdürü Necati Altuntaş ile Terörle Mücadele Şube Müdürü Mehmet Kaplan’ın emriyle öldürüp gömdük’ dedi. İnfazların dönemin OHAL Valisi Ünal Erkan’ın bilgisi dâhilinde yapıldığını açıkladı.
‘İç hukuktan sonuç alamayan aile AİHM’e başvurdu. Ancak başvuruyu hazırlayan Avukat Tahir Elçi’nin bürosu polis tarafından basıldı, dava dosyalarına el kondu. Gözaltına alınan Tahir Elçi işkenceye maruz bırakıldı. Tüm baskı ve tehditlere rağmen AİHM başvurusu gerçekleştirildi.
AİHM dosyadaki delillerin Mehmet Ertak’ın gözaltına alındığını, işkence sonucu yaşamını yitirdiğini ve ölümünden devletin sorumlu olduğunu hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak biçimde ortaya koyduğunu belirledi. Mahkeme Türkiye’yi yaşam hakkını ihlal ettiği gerekçesiyle oybirliğiyle mahkûm etti. (Ertak/Türkiye, 09.05.2000, Başvuru No: 20764/92)
Mehmet Ertak’ın gözaltında kaybedilişinin 34. yılında adli ve siyasi makamları bir kez daha göreve çağırıyoruz:
Mehmet Ertak’ın gözaltında kaybedilmesiyle ilgili etkili soruşturma ve kovuşturma yürütme yükümlülüğünüzü yerine getirin.
Kaç yıl geçerse geçsin, Mehmet Ertak için, tüm kayıplarımız için adalet istemekten; devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan vazgeçmeyeceğiz.”