Gözaltında kaybedilenlerin akıbetinin açıklanması ve faillerin yargılanması talebiyle her hafta Galatasaray Meydanı'nda basın açıklaması yapan Cumartesi Anneleri 1128'inci haftada 32 sene önce Diyarbakır'da gözaltına alınan ve bir daha haber alınamayan Ali Tekdağ'ın akıbetini sordu.
Gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak ve faillerin yargılanmasını talep etmek için Galatasaray Meydanı’nda 1995 yılından beri oturma eylemi yapan Cumartesi Anneleri bu hafta da meydandaydı.
Kayıp yakınları 1128. haftada kamuoyuna yine Galatasaray Meydanı'nı çevreleyen barikatların önünden seslendi.
Açıklamada 32 sene önce gözaltına kaybedilen Ali Tekdağ'ın akıbeti soruldu.
HEP içerisinde siyasi faaliyet sürdüren Ali Tekdağ'ın 1994'te Diyarbakır'da gözaltına alındığı, kendisinden bir daha haber alınamadığı, ağır işkence ile öldürüldüğüne dair iddiaların ve ifadelerin araştırılmadığı, olayla ilgili başlatılan 7 soruşturmanın da kapatıldığı anlatıldı.
Kayıp yakını Ümit Tekay Dişli'nin okuduğu açıklama şu şekilde:
"1128. Haftamızda bizi kayıplarımızla buluşma mekanımızdan ayıran demir bariyerlerin önündeyiz. Bir insan gözaltında kaybedildiğinde devletin görevi susmak, inkâr etmek ya da dosyayı zamanla unutturmak değildir. Devlet, kaybedilen kişinin akıbetini ortaya çıkarmak, delilleri toplamak, tanıkları dinlemek ve sorumluları yargı önüne çıkarmak zorundadır.
1128 haftadır zorla kaybetme dosyalarında hakikati gizlemenin araçlarından biri olan ve cezasızlığa yol açan etkisiz soruşturmalara itiraz ediyoruz.
Çünkü hakikat, devletin yerine getirmesi gereken bir sorumluluktur. Ayrıca devletin hem kaybedilen insanlara hem de onların ailelerine ve topluma karşı adaleti sağlama yükümlülüğü vardır.
Bu hafta gözaltında kaybedilişinin 32. yılında Ali Tekdağ için hakikat ve adalet istiyoruz diyerek bir aradayız.
Yedi çocuk babası, Ali Tekdağ, Diyarbakır'da yaşıyordu. Babası Hamit Tekdağ ile birlikte Bağlar'da pastane işletiyordu. HEP içerisinde siyasi faaliyet sürdüren Ali Tekdağ, yoğun baskılara maruz kaldı. Onlarca kez gözaltına alındı, ağır işkencelerden geçirildi.
13 Kasım 1994 tarihinde, Ali Tekdağ eşiyle birlikte evden çıktı. Alışveriş yapmak üzere gittikleri Dağkapı’da, Şekerbank civarına geldiklerinde sivil giyimli, telsizli ve uzun namlulu silah taşıyan kişiler tarafından Tekdağ zorla beyaz bir minibüse bindirilerek götürüldü.
Tekdağ Ailesi'nin ve İHD'nin tüm girişimleri sonuçsuz bırakıldı ve her seferinde 'Bizde yok' cevabı verildi. Ancak, S.D isimli bir kişi, gözaltına alınmasından 45 gün sonra, Diyarbakır Çevik Kuvvet Merkezi'nde Ali Tekdağ'ı gördüğünü açıkladı ve onun, 'Aileme söyleyin beni katledecekler' diye bağırdığını aktardı.
21 Ocak 1996 tarihli Evrensel Gazetesi'nde yayınlanan 'Bir JİTEM Subay'ının İtirafları' başlıklı haberde, Ali Tekdağ'ın 120 gün süren ağır işkence sonrası silahla taranarak öldürüldüğü ve öldükten sonra, tanınmaması için üzerine benzin dökülerek yakılıp, Silvan-Diyarbakır karayolunda bir dere yatağına gömüldüğü bilgisi yer aldı.
Ailenin ısrarlı başvuruları sonucunda açılan yedi soruşturma takipsizlik ve yetkisizlik kararlarıyla kapatıldı. Bunun üzerine Hatice Tekdağ AİHM'e başvurdu. AİHM, Ali Tekdağ'ın gözaltında kaybedilmesi ile ilgili yürütülen soruşturmaların eksik ve yetersiz oluşu nedeniyle yaşam hakkının ihlal edildiğine karar vererek Türkiye'yi mahkum etti.
Hatice Tekdağ’ın yıllar süren adalet mücadelesine, annesi Arife Tekdağ’ın oğluna kavuşma umuduyla geçen ömrüne rağmen bu dosyanın karanlıkta bırakılmasını kabul etmiyoruz.
Gözaltında kaybedilişinin 32. yılında Ali Tekdağ hakkında hakikati bütün yönleriyle açığa çıkaracak ve sorumluları tespit ederek yargılanmalarını sağlayacak nitelikte soruşturma ve kovuşturma yürütülmesi için yetkilileri göreve çağırıyoruz.
Kaç yıl geçerse geçsin; Ali Tekdağ için, tüm kayıplarımız için, adalet istemekten, devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan vazgeçmeyeceğiz."