'Bedava yemek vergisi alınmasın' demek, aynı ekonomik değer farklı kişiler için farklı vergisel sonuçlar yaratsın ve içerik üreticileri vergisel olarak desteklensin demek. Bu destek isteğinin sebebini anlamak ise oldukça güç.
İçerik üreticilerinin aldığı bedava ürün ve hizmetlerin vergilendirilmesini denetlemek de güç.Ücretsiz yemek karşılığı birkaç hikâye paylaşan, ya da ücretsiz saç boyası karşılığı bir gönderi paylaşan bir içerik üreticisinin aldığı bedava mal ya da hizmetin varlığını saptamak kolay değil. Son günlerde çeşitli mecralarda sosyal medya fenomenlerine “bedava yemek vergisi” geleceğine ilişkin haberler ve bu uygulamaya yöenlik eleştiriler paylaşılıyor. Tartışmanın kaynağı, Ticaret Bakanlığı koordinasyonunda; Reklam Kurulu, Hazine ve Maliye Bakanlığı, Vergi Denetim Kurulu Başkanlığı ve Reklam Özdenetim Kurulu iş birliğiyle düzenlenen “4. Sorumlu Sosyal Medya Etkileyicileri (Influencer) Eğitimi”nde aktarılan “yeni vergi uygulaması”.
Aktarılan uygulamaya göre; içerik üreticilerinin markalardan hediye olarak aldıkları ürünlerin ve mekânlarda tükettikleri hizmetlerin bedeli gelir olarak kabul edilecek ve genel kural olarak %15 oranında vergi kesintisine tâbi tutulacak. Vergi kesintisi reklam veren işletmeler veya ajanslar tarafından gerçekleştirilecek.
Peki gerçekten “yeni” bir vergi mi söz konusu?
Vergi hukukunun temel yaklaşımı basit: gelir yalnızca “para” anlamına gelmez, bir faaliyetin karşılığında elde edilen ve ekonomik değeri olan her türlü menfaat gelir teşkil edebilir. “Ayni kazançlar” – yani mal veya hizmet şeklinde elde edilen değerler – de bu kapsamdadır.
Somut bir örnek verilecek olursa, işverenin çalışanlarına sağladığı ayni menfaatler (örneğin konut, araç, yemek gibi) gelir vergisi kapsamındadır. Bir işveren bir çalışanına 75.000 TL değerinde bir çanta hediye ederse, bu bir ücret geliri sayılacak ve çantanın piyasa bedeli çalışanın gelirine dahil edilecektir.
Anlaşılacağı üzere, “yeni” uygulama ile sosyal medya ekonomisi için özel bir “vergi” ihdas edilmiyor. Mevcut kuralların dijital alanda da uygulanması gerektiğinin altı çiziliyor.
Paylaşımları karşılığında azımsanmayacak değere sahip mal ve hizmetler edindikleri bilinen içerik üreticileri, diğer gelir elde eden kişilere göre daha farklı bir düzenlemeye mi tâbi olmalı?
Elbette bütün içerik üreticileri yüksek bir gelir elde etmiyor. Fransa’da yapılan bir araştırmanın sonuçlarına göre içerik üreticilerinin ezici çoğunluğu bu faaliyetten asgari ücretin altında bir gelir sağlıyor. Hatta bazıları doğrudan para kazanmıyor, yalnızca hediye ürün ve hizmet elde ediyor. Fakat, bu durum bir istisna öngörülmesini haklı çıkarır nitelikte değil. Zira, gelir vergisi sistemimiz zaten kişilerin gelir seviyesini göz önünde bulunduruyor. Az kazanan içerik üreticilerinin çok ağır bir vergiye tâbi olabilmesi söz konusu değil.
İçerik üreticilerinin aldığı bedava ürün ve hizmetlerin vergilendirilmesini denetlemek de güç.Ücretsiz yemek karşılığı birkaç hikâye paylaşan, ya da ücretsiz saç boyası karşılığı bir gönderi paylaşan bir içerik üreticisinin aldığı bedava mal ya da hizmetin varlığını saptamak kolay değil. Bu denetim güçlüğü de araya reklam veren işletme ve ajansların konulmasıyla bertaraf edilmeye çalışılıyor, ki bu oldukça yerinde bir strateji. Bu noktada yapay zekânın araçları da mutlaka katkı sunacaktır.
Bu tartışmanın merkezinde yer alan soru şu: Bir menfaat bir çalışan tarafından elde edildiğinde vergilendiriliyorsa, aynı menfaat içerik üreticisi tarafından elde edildiğinde neden vergilendirilmesin?
“Bedava yemek” ve “bedava ürünler” vergilendirilmediğinde durum aşağıdaki gibi:
Bir çalışan, işvereni tarafından 75.000 TL değerinde bir ayni menfaat elde ettiğinde — örneğin performans primi yerine lüks bir ürün verildiğinde — bu tutar ücret kapsamında değerlendiriliyor ve gelir vergisi tarifesine göre vergilendiriliyor.
2026 yılı tarifesi çerçevesinde, üst gelir dilimlerinde bulunan bir çalışan için bu tutarın %35 oranında vergilendirilmesi mümkün. Bu durumda yaklaşık 26.000 TL civarında bir gelir vergisi söz konusu oluyor.
Sosyal içerik üreticilerinin “bedava yemek” ve “bedava ürünler”inden vergi alınmaz ise, aynı menfaati elde eden içerik üreticisinin ödeyeceği vergi ise tam 0 TL.
Kaldı ki, sosyal medya içerik üreticileri için öngörülen modelde, %15 oranında bir kesinti uygulanacak. 75.000 TL’lik bir tutarda kesilecek miktar yaklaşık 11.250 TL. Bu tutar, maaşlı çalışan bir kişiye göre yaklaşık 15.000 TL daha az…
Elbette %15 oranındaki bu kesinti nihai vergi olmayabilir; içerik üreticisinin en yüksek gelir dilimine girmesi ile yıllık beyanla ek vergi doğabilir. Ancak, çoğu içerik üreticisi %15 sınırında kalarak maaşlı çalışanlara göre daha düşük vergilendirilmeye devam edebilir.
Anlaşılacağı üzere “bedava yemek vergisi alınmasın” demek, aynı ekonomik değer farklı kişiler için farklı vergisel sonuçlar yaratsın ve içerik üreticileri vergisel olarak desteklensin demek. Bu destek isteğinin sebebini anlamak ise oldukça güç.
Denetimi zor olsa da, her içerik üreticisi vergiye tâbi tutulamasa da, gelir vergisi sistemimizdeki kurallar herkese eşit uygulanmaya, en azından bu yönde çalışılmalar yürütülmeye devam edilmeli. Vergi uyumuna yönelik güçlü mesajların verilmesi, zaman içerisinde uyumu arttıracak ve bir kesim tarafından ödenmeyen verginin halkın geri tarafı tarafından finanse edilmesini azaltacaktır.