Bardakçı yarınki duruşma öncesinde Altaylı'nın Osmanlı Devleti tarihiyle ilgili yorum yaptığını söyledi. Ortaylı da "Demokratik seçim mekanizmasına inandığı açık" dedi.
Tarihçiler İlber Ortaylı ve Murat Bardakçı, yarın hakim karşısına çıkacak Fatih Altaylı’nın duruşması için bilimsel mütalaa verdi. Bardakçı, Fatih Altaylı’nın yorumunun Osmanlı Devleti’nin tarihiyle ilgili olduğunu söyledi. İlber Ortaylı ise “Tamamen geçmişin bu şekilde analizini yapmaktadır. Demokratik seçim mekanizmasına inandığı açıktır” dedi.
103 gündür Silivri Cezaevi’nde tutuklu bulunan gazeteci Altaylı’nın dava dosyasına, tarihçiler Murat Bardakçı ve İlber Ortaylı ile hukukçu Köksal Bayraktar bilimsel mütalaa sundu. Altaylı, yarın Silivri Cezaevi Kampüsü’ndeki 2 no’lu duruşma salonunda mahkeme önüne çıkacak.
Cumhuriyet yazarı Barış Terkoğlu’nun bugünkü yazısında verdiği bilgiye göre üç isim şu ifadeleri kullandı.
Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Politikaları Kurulu üyesi Tarihçi Murat Bardakçı:”Osmanlı tarihinde, padişah öldürmelerinin örnekleri mevcuttur. Yeniçerilerin ayaklanmaları üzerine tahttan indirilen padişahlardan beşi katledilmiştir. Yine tahtından indirilen bir padişahın ölümünün cinayet olup olmadığı, bugün de tartışılmaktadır. (…) Dava konusu konuşmada, yapılan anketin sonuçlarını değerlendiren Fatih Altaylı’nın, yorumunu Osmanlı tarihi ile ilgili yukarıda sıraladığımız tarihsel gerçeklerle anlatmaya çalıştığı sonucuna varıldığını, sayın mahkemenizin takdirine sunarım.”
Galatasaray Üniversitesi Hukuk Tarihi Öğretim Üyesi Prof.Dr. İlber Ortaylı:
“Osmanlı tarihinde ha’l dediğimiz vakıa ilk önce II. Bayezid’in, oğlu büyük komutan Yavuz Selim Han tarafından tahttan indirilmesiyle başlar. (…) Genç Osman’ın da ha’li aynı şekilde olmuştur. (…) Sayın Altaylı’nın bu vakıaları bildiği malumdur. Demeci bunlara dayanmaktadır. (…) Türkiye’de sandık demokrasisi veya darbeler üzerinde konuşan bir muharririn aksine çok iddialı tezler ileri sürmesi mümkün değildir. Zaten Fatih Altaylı’da da böyle bir görüş olmadığı malumdur. Tamamen geçmişin bu şekilde analizini yapmaktadır. Demokratik seçim mekanizmasına inandığı açıktır. Kanaatim bu olup, Muhterem Mahkeme’nize saygılarımla sunuyorum.”
Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi Emekli Öğretim Üyesi Prof.Dr. Köksal Bayraktar ise şu şekilde mütalaa verdi:
“Türkiye’de halkın çoğunluğunun diktatörlüğü istememesi bir kötülük değildir. Tehdit suçunun meydana gelebilmesi için bireyin iradesini, düşünme yeteneğini etkileyecek ve bozacak bir kötülüğün yapılacağı yönünde bir beyan gerekir.”
Ceza hukukçuları da görüş bildirdi
Türkiye’nin en kıdemli ceza hukukçuları arasında yer alan Prof. Dr Kayıhan İçel ile mevcut Türk Ceza Kanunu’nun mimarlarından Prof. Dr. Adem Sözüer, Prof. Dr. İzzet Özgenç, “Cumhurbaşkanını tehdit” iddiasıyla 3,5 aydır tutuklu bulunan gazeteci Fatih Altaylı’nın yarın görülmeye başlanacak olan dava dosyasına bilimsel mütalaalarını sundu.
Mütalaada, Altaylı’nın Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Oktay Saral’ın “Suyun ısınmaya başladı” paylaşımından 9 saat sonra gözaltına alındığı, İletişim Başkanlığı ve Adalet Bakanlığı’nca da tehdit suçunu işlediğine dair itham edici paylaşımlarda bulunulduğuna dikkat çekilerek, bu şekilde Altaylı’nın adil yargılanma hakkı ve masumiyet karinesinin ihlal edildiği belirtildi. Gazetecilerin bu tür eleştirel konuşmalarının basın özgürlüğü kapsamında kaldığı ifade edilen mütalaada, Altaylı’nın “delil karartma, kaçma şüphesi” gibi basma kalıp gerekçelerle tutukluluk halinin devamına karar verildiği vurgulandı. Mütalaada, Altaylı’nın konuşmasında halkın seçimlere verdiği öneme ve demokratik reflekslerine işaret edildiği, tarihe yapılan göndermelerin ise doğrudan Cumhurbaşkanı’nın hayatına yönelik bir saldırı tehdidi değil, geçmişteki siyasal tavır ve davranışlara ilişkin genel değerlendirmeler olduğu belirtildi ve “Dolayısıyla tehdit suçunun maddi unsurlarının oluşmadığı, Cumhurbaşkanına Suikast suçunun düzenlendiği TCK 310. Maddesinde yer verilen fiili saldırı kavramının ise cebir ve yaralama mahiyetindeki somut saldırıları kapsadığı, basın yoluyla sarf edilen sözlerin bu kapsamda değerlendirilemeyeceği, Altaylı hakkında tutuklama ve devamı kararlarının ifade ve basın özgürlüğü üzerinde caydırıcı etki yaratarak gazetecilik faaliyetlerini cezalandırma ve benzer düşünce açıklamalarında bulunma girişimlerini sindirme ve baskı altına alma etkisini doğurduğu, Altaylı’nın dava konusu açıklamalarının ‘eleştiri hakkının kullanılması niteliği’ taşıdığı ve herhangi bir suç oluşturmadığı sonuçlarına varmış bulunmaktayız” dendi.
Dosyaya kondu
Gazeteci Fatih Altaylı, 21 Haziran 2025’te YouTube kanalında yayınladığı bir videoda Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yeniden aday olmasıyla ilgili bir anketi yorumlarken kullandığı ifadeler nedeniyle tutuklanmıştı. Savcılık tarafından hazırlanan iddianamede, Altaylı’nın “Cumhurbaşkanına fiili saldırı gerçekleştirileceğinden bahisle tehdit” suçunu işlediği öne sürülmüştü. Yarın ilk kez hâkim karşısına çıkacak olan Altaylı’nın duruşması öncesi Ceza Hukukçuları Prof. Dr Kayıhan İçel, Prof. Dr. İzzet Özgenç ve Prof. Dr. Adem Sözüer’den alınan bilimsel mütalaa dosyaya sunuldu.
Oktay Saral’ın sözlerine atıf
Mütalaada Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Oktay Saral’ın videodan alıntıladığı kısa bir bölümü “suyun ısınmaya başladı” diyerek paylaşmasından 9 saat sonra Altaylı’nın gözaltına alındığı, ardından da İletişim Başkanlığı ve Adalet Bakanlığı’nca da tehdit suçunu işlediğine ve adli makamların harekete geçtiğine dair paylaşımlar yaptığı anımsatılarak, “suçlu olarak damgalayıcı ve itham edici” nitelikteki bu açıklamaların Anayasa ve AİHS ile güvence altına alınan adil yargılanma hakkı ve masumiyet karinesini ihlal ettiği belirtildi. Altaylı’nın ifadeye çağırılmak yerine doğrudan gözaltına alınmasının da kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlali anlamına geldiği belirtilen mütalaada, mahkemece verilen tutuklama kararının gerekçesinde belirtilenlerin aksine, doktrinde ve içtihatlarda gazetecilerin bu tür eleştirel konuşmalarının basın özgürlüğü ve eleştiri hakkı kapsamında kalması nedeniyle tehdit suçu ve dolayısıyla fiili saldırı niteliğinde olmadığının açıklandığı anımsatıldı.
Tutuklama nedeni yok
Mütalaada, “kuvvetli suç şüphesinden de bahsedilemeyeceği, kamuoyu önünde tanınan ve güçlü sosyal bağları olan bir gazeteci bakımından hiçbir delil gösterilmeksizin kaçma veya saklanma ihtimalinden söz edilemeyeceğine, dosyanın tek delili olan videonun da emniyet ve savcılığın elinde bulunması nedeniyle karartılamayacağına” vurgu yapılarak, ortaya somut bir tutuklama nedeninin konulmadığı anlatıldı. İfade özgürlüğü, basın hürriyeti ve eleştiri hakkı gibi demokratik toplum için vazgeçilmez haklarla doğrudan ilişkili bir durumda daha hafif tedbirler yeterliyken tutuklamaya hükmedilmesinin Anayasa ile güvence altına alınan ölçülülük ilkesini ihlal ettiği belirtilen mütalaada, “delil karartma ve kaçma şüphesi” gibi basmakalıp ifadelerle Altaylı’nın tutukluluk halinin devamına karar verildiği kaydedildi.
Somut bir tehlike yok
Gerekçesiz veya soyut ifadelerle tutukluluğun devamına karar verilmesinin kişi hürriyeti ve güvenliği hakkını ihlal ettiğine vurgu yapılarak, video kaydına dayalı dosyada delil karartma riskinden bahsedilmesinin gerçekçi olmadığı ve gazetecilik mesleğini icra eden Altaylı’nın kişisel durumu dikkate alınmadan verilen kararların CMK m.34 ve m.101/2’ye aykırı olduğu, sonuç olarak tutukluluğun devamına ilişkin kararların da hukuka aykırı olduğu” aktarıldı. Altaylı’nın konuşmasının bütünlüğü dikkate alındığında esasen halkın seçimlere verdiği öneme ve demokratik reflekslerine işaret edildiği, tarihe yapılan göndermelerin ise doğrudan Sayın Cumhurbaşkanının hayatına yönelik bir saldırı tehdidi değil geçmişteki siyasal tavır ve davranışlara ilişkin genel değerlendirmeler olduğu vurgulanan mütalaada, bu sözlerin Cumhurbaşkanının yaşamına yönelik somut bir tehlike doğuracak nitelikte bulunmadığına dikkat çekildi.
Fiili saldırı sayılamaz
Mütalaada, Altaylı’nın geçmişe yönelik yorum ve tarihsel olaylara dair değerlendirmelerinin gelecekte gerçekleşecek bir saldırıya da işaret etmediği, dolayısıyla TCK m.106/1 kapsamında tehdit suçunun maddi unsurlarının oluşmadığı kaydedildi. “Cumhurbaşkanı’na suikast” suçunun düzenlendiği TCK 310. Maddesinde yer verilen “diğer fiili saldırılar” kavramının ise cebir ve yaralama mahiyetindeki somut saldırıları kapsadığına vurgu yapılan mütalaada, “kanun koyucunun özellikle sözlü saldırıları kapsam dışında bırakmak istediğinin açık olduğu, bu nedenle sadece sözlü beyanlar veya mecazi ifadelerle tipikliğin oluşmayacağı, TCK m.310/2’deki “fiili saldırı” kavramının Ceza hukukunda geçerli yorum kuralları esas alınarak yalnızca fiziksel müdahaleleri kapsadığı, basın yoluyla sarf edilen sözlerin bu kapsamda değerlendirilemeyeceği” ifadelerine yer verildi.
Hiciv içeren sözler tehdit oluşturamaz
Mütalaada şu değerlendirmeler yer aldı:
“Anayasa ve AİHS ile güvence altına alınan ifade ve basın özgürlüğünün, demokratik toplum düzeninin zorunlu unsurlarından biri olup yalnızca toplumun kabul ettiği zararsız düşünceleri değil, rahatsız edici, sarsıcı, hatta kışkırtıcı fikirleri de kapsadığı, çoğulculuk, hoşgörü ve açık fikirliliğin ancak bu tür ifadelerin korunmasıyla mümkün olabileceği, kamu otoritelerine yönelen eleştirilerde kabul edilebilir sınırların özel bireylere kıyasla çok daha geniş olduğunun altının çizildiği, AYM’nin de ifade özgürlüğüne getirilecek sınırlamaların demokratik toplumda ‘zorunlu’ bir toplumsal ihtiyacı karşılaması ve ölçülülük ilkesine uygun olması gerektiğini, aksi takdirde müdahalenin ihlal teşkil edeceğini belirttiği, somut olayda gazeteci Fatih Altaylı’nın kamuoyunu ilgilendiren bir anketi yorumlarken tıpkı Prof. Dr. İlber Ortaylı’nınnde de belirttiği üzere tarihsel göndermeler ve söz gelimi abartı niteliğinde hiciv içeren sözlerinin Cumhurbaşkanı’na yönelik somut ve yakın bir tehdit oluşturmadığı ve oluşturamayacağı, kanuni şartların oluşmamasına rağmen Fatih Altaylı hakkında tutuklama kararı verilmesinin ve tutukluluk halinin sürdürülmesinin, ceza muhakemesinin amaçları dışına çıkılarak, ifade ve basın özgürlüğü üzerinde caydırıcı etki yaratarak gazetecilik faaliyetlerini cezalandırma ve benzer düşünce açıklamalarında bulunma girişimlerini sindirme ve baskı altına alma etkisini doğurduğu, Fatih Altaylı’nın, kendisine ait, YouTube üzerinden yayın yapan haber sitesi üzerinden yaptığı dava konusu açıklamaların, TCK’nin 26 maddesinde öngörülen hakkın kullanılması bağlamında eleştiri hakkının kullanılması niteliği taşıdığı ve dolayısıyla hukuka uygun olduğu, herhangi bir suç oluşturmadığı sonuçlarına varmış bulunmaktayız.”
Yaklaşık üç buçuk aydır tutuklu bulunan gazeteci Fatih Altaylı, yarın Silivri’de hakim karşısına çıkacak. 22 Haziran’da tutuklanan Altaylı hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, “cumhurbaşkanını tehdit” suçundan 5 yıldan az olmamak şartıyla hapis cezası istemiyle düzenledi.