Babasından kalan mirasın erkek kardeşlerine devredildiğini iddia eden Medine Akdemir'in açtığı davada satış işlemi muvazaa kabul edildi, tapular iptal edildi.
Ankara Kahramankazan’da babasından kalan mirasın erkek kardeşlerine devredildiğini iddia eden Medine Akdemir’in açtığı davada mahkeme satış işlemlerini muvazaa kabul ederek tapuları iptal etti. 1 milyar liralık mal varlığının 1/3 hissesi Akdemir adına tescil edildi.
Kahramankazan’da babasından kalan mirasın erkek kardeşlerine devredildiğini iddia eden Medine Akdemir’in açtığı davada mahkeme satış işlemlerini muvazaa kabul ederek tapuları iptal etti. 1 milyar liralık mal varlığının 1/3 hissesi Akdemir adına tescil edildi.
Sabah’ta yer alan habere göre Ankara’nın Kahramankazan ilçesinde tanınan iş insanı Zeki Taşdemir 2020 yılında hayatını kaybettiğinde geride 1 milyar lirayı aşan devasa bir gayrimenkul portföyü bıraktı. Ancak Taşdemir’in kızı Medine Akdemir için babasının vefatı yas sürecinden ziyade şaşırtıcı bir ekonomik gerçeklikle yüzleşmeye dönüştü. Babasının mirası açıldığında Akdemir’e kalan pay koca bir “hiç”ti.
İlçenin en değerli arazileri, mülkleri ve işletmeleri, kağıt üzerinde sanki buharlaşmış gibiydi. Ancak tapu kayıtlarındaki izler takip edildiğinde varlıkların ailenin erkek üyelerine aktığı görüldü. Bu keşif Anadolu’da sıkça rastlanan “mülkün erkek çocukta kalması” geleneği ile Türk Medeni Kanunu’nun “mirasta eşitlik” ilkesini karşı karşıya getiren emsal bir hukuk savaşını başlattı.
Medine Akdemir’in başlattığı hukuk mücadelesi mirasın basit bir şekilde paylaştırılmamasından öte karmaşık bir finansal mühendisliği gün yüzüne çıkardı. Mahkemeye sunulan bilirkişi raporları ve tapu hareketleri Zeki Taşdemir’in sağlığında mal varlığını doğrudan oğullarına devretmek yerine dolambaçlı bir yol izlediğini ortaya koydu.
Kayıtlara göre Taşdemir’in mülkleri önce aile dışından üçüncü şahıslara satılmış gibi gösterilmiş, çok kısa bir süre sonra da bu “yabancılar” malları Taşdemir’in oğulları İrfan ve Fethi Taşdemir’e devretmişti. Hukuk literatüründe “muvazaa” (danışıklı dövüş) olarak adlandırılan bu yöntem yasal mirasçı olan kız evladın payını sıfırlamak amacıyla kurgulanmış bir strateji olarak dava dosyasına girdi.
Kahramankazan 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde görülen davanın seyrini tapu kayıtları kadar aile içinden gelen çarpıcı tanıklıklar da değiştirdi. Zeki Taşdemir’in kız kardeşi Kezban Tamer mahkeme kürsüsünde verdiği ifadede kardeşinin niyetini açıkça dile getirdi: “Mallarını kız çocuğuna vermemek için bölüştürdü.”
Medine Akdemir’in oğlu Turan Akdemir’in ifadesi ise mal varlığının aile içinde tutulması arzusunun boyutunu gözler önüne serdi. Torun Akdemir dedesinin serveti paylaşmamak için çocuklarını akraba evliliğine zorladığını anlattı.
Karşı cephede yer alan erkek kardeşler ise savunmalarında, söz konusu istasyonları ve taşınmazların babalarından miras kalmadığını, kendi ticari emekleriyle edindiklerini öne sürdü. Ayrıca Medine Akdemir’in babasıyla uzun yıllar görüşmediğini, cenazesine dahi katılmadığını ve aile bağlarının koptuğunu belirterek yapılan işlemlerin yasal satışlar olduğunu iddia etti.
Delilleri, tanık beyanlarını ve trafiğini inceleyen mahkeme işlemleri hayatın olağan akışına aykırı buldu. Mahkeme toplam değeri 1 milyar lirayı bulan devir işlemlerinin gerçek bir ticari satış olmadığına, asıl amacın kız evladı mirastan mahrum bırakmak olduğuna hükmetti.
Kararla birlikte davalı erkek kardeşler üstündeki tapular iptal edildi. Mahkeme taşınmazların 1/3 hissesinin yasal miras hakkı gereği Medine Akdemir adına tescil edilmesine karar verdi. Geriye kalan hisseler davalılarda bırakıldı.
Henüz kesinleşmeyen ve Ankara Bölge Adliye Mahkemesi’ne istinaf yolu açık olan karar benzer durumdaki binlerce miras davası için emsal teşkil ediyor. Ancak Akdemir cephesinde hukuk savaşı bitmiş değil. Medine Akdemir kararın sağladığı hukuki zeminle değeri yaklaşık 500 milyon lira olan akaryakıt istasyonu için de dava açmaya hazırlanıyor.
Ankara’daki bu dava sermayenin el değiştirmesinde cinsiyet faktörünün hala belirleyici bir rol oynadığını gösterirken yargının mülkiyet hakkını “geleneksel kodların” üstünde tutan tavrıyla da kayıtlara geçti.