Gülse Birsel yeni kitabı Beni Gözünüzde Büyütmeyin’de yeme içme sektörünün içyüzünü ifşaladı!

3 Haziran 2024
Bu haber 1 ay önce yayınlandı

Gülse Birsel'in "4-5 saatlik stand-up gösterisi yaptırabilecek içerik var” diye tanıttığı yeni kitabı 'Beni Gözünüzde Büyütmeyin', Doğan Kitap etiketiyle çıktı. Kitaptan Birsel'in yeme içme sektörünü ifşaladığı hayli eğlenceli bölümü yayımlıyoruz.

Gülse Birsel

Çok beğenilen ‘Avrupa Yakası’, ‘Yalan Dünya’, ‘Aile Arasında’ gibi unutulmaz dizi ve filmlere senarist ve oyuncu olarak imza atan Gülse Birsel, bu kez yedinci kitabı ‘Beni Gözünüzde Büyütmeyin’le huzurlarımızda. Doğan Kitap etiketiyle yayımlanan kitabını, “Bu kitap belki de sizin kaybettiğinizi düşündüğünüz, kanepe minderinin arasına kaymış neşenizdir” diyerek tanıtan Birsel, okuyuculara hayatın zorluklarına rağmen gülmek için daima bir sebep olduğunu hatırlatmayı amaçlıyor.

Mizah dozu yüksek yazılar

Birsel’in mizah dozu hayli yüksek kalemiyle küresel ısınma, ekonomik sorunlar ve gelecek kaygısı gibi sıkıntıları dile getirdiği kitabın ilk imza günü hafta sonu D&R İstinyePark’ta düzenlendi. Uzun kuyrukların oluştuğu, yaklaşık 6 saat süren etkinlikte konuşan Gülse Birsel, “Bu kitap öncekilerden farklı. Önceki kitaplarım kısmen ya da tamamen gazete yazılarımdan oluşuyordu. Bu kitap ise sıfırdan kaleme alınmış yazılardan oluşuyor. Tamamen mizah ağırlıklı, eğlenceli yazılar. Sahneye uyarlasam 4-5 saatlik bir stand-up gösterisi yaptırabilecek bir içerik var” dedi.

Kitaptan Birsel”in yeme içme sektörünü ifşaladığı hayli eğlenceli bölümü yayımlıyoruz:

Yeme içme sektörünün içyüzünü ifşalıyorum!

Nohudun arkasındaki lobilerden granola’nın esas kimliğine, çiğköfte dürümden yulaf sütünün perde arkasına, gıda sektörünün gerçek yüzü ortaya çıkıyor!

Kiremit tozundan üretilen kırmızı biber, bezelyeden yapılan antepfıstığı filan anlatmayacağım. Bu işlere zabıta baksın.

Ben haksız reklama, şişkin övgüye, abartılı fanfin sunuma karşıyım!

Bir kere yeme içme sektöründe de bence güzel sanatlar gibi “Her şey daha önce yapıldı” iddiası doğru olabilir. Yemekte icat bitmiştir. Kanımca bunun ülkemizde son yıllardaki tek istisnası çiğköfte dürümdür. Uzun zamandır tekrara düşen fast food piyasasına yepyeni bir soluk getirmiştir.

Severim, yerim. Ama çiğköfte dürüm dediğimiz şeyin de sonuçta buğdayı buğdayın içine sarıp yemek olduğunu unutmayalım. Bir adım ileri gidip iyice buğdayı buğdaya buğdayla anlatmak isteyen deneysel bir girişimci, çiğköfte dürümü kelebek makarna ve sarmısaklı ekmekle servis eder ve hikâye artık burada biter. Çünkü bir öğünde buğdaydan daha fazla bir verim alamazsın!

Çiğköfte dürüm hesaplı fiyatı, ayaküstü yenmesiyle alçakgönüllü, haddini bilen bir yerdedir kanımca.

DÜNYAYI YÖNETEN BEŞ AİLE NOHUDUN ARKASINDA!

Oysa nohut son yıllardaki nedeni belirsiz şöhretiyle haksızca sınıf atlamıştır!

O nasıl bi önlenemeyen yükseliş, nasıl akıl almaz bir parlak kariyerdir! Sen kimsin ki ya? Sen 10-15 yıl önce salçalı leblebi değil miydin? Ne ara şampanyalı davetlere, galaların after’larına girdin? Her partide bir “falafel” rüzgârı! Öyleli falafel böyleli falafel, falafel köftesinden mini burger, pancar püresi yatağında falafel! Bir kere senin o yatakta ne işin var? Kalk ızgara levrek yatsın orada!

Kapıdan kovuyorsun, bu sefer humus olup yine en lüks event’lere giriyor! Medeni dünya “humus dip”e sebze banmadan eğlenemiyor! Yetmiyor, somonun yanında beliriyor, avokadoyu, nasıl kabul ettirdiyse bünyesine katıyor!

Nohut unundan yapılmış kukiler, cheesecake’ler…

Nasıl mükemmel bir kariyer yönetimidir bu. Nohudun menajeri benim menajerim olsaydı 3. Oscar’ımı almıştım.

Eğer dünyayı yöneten beş aile bir şeyin arkasındaysa bence bu nohuttur!

Başlamışken hak etmediği kadar havalı lanse edilen gıdaların ipliğini pazara çıkarmaya devam ediyorum.

GRANOLA, WRAP, BOWL, YULAF SÜTÜ ASLINDA NEDİR?

Granola lezzetsiz kuru aşuredir, bununla yüzleşelim.

Wrap diye isimlendirilen şey dümdüz dürümdür, adlı adınca söyleyelim, boşuna havalara sokmayalım.

Bowl denen şeyi zaten Allah alsın! “Bowl” ha? Aynı kâsenin içinde tavuk sote, pilav, salata, zeytinyağlı sebze. Bu bowl değil, bu 80’lerde bulaşık makinası gelmeden önce bütün annelerin servis mantığıdır! 1983, yazlık evde annem az bulaşık çıksın diye her şeyi aynı tabağa koyup veriyor, ben arıza çıkartıp “Pilavım sulu sulu oldu” diye ağlıyorum, annem bana bağırıyor. Bowl budur!

Ama yulaf sütü, arsızlıkta hepsini aşar bence.

Öncelikle yulaf sütü, hindistancevizi sütü, badem sütü filan… Bir konuyu netleştirelim: Meme yoksa süt de yoktur aşkım!

Ama yine badem ve hindistancevizi sütleri en azından aromalı, yağlı meyve suları olarak nitelendirilebilir. Bu ikisinin bari besin değeri, lezzeti vardır, kabul.

Yulaf sütü nedir, nasıl yapılır, biliyor musunuz?

Yulafı ıslıyorsunuz. Evet mercimek ıslar gibi. Bekletiyorsunuz. Sonra ıslak yulafın suyunu sıkıyorsunuz ve aslında “yulafın yıkama suyu” diyebileceğimiz şeyi, mis gibi inek sütünün üç katına satıyorsunuz. Bu!

Yulaf sütü süt değil nitelikli dolandırıcılıktır!

Ayrıca varsay ki bütün sütlerden ucuz. Yoklukta mıyız kardeşim? Birinci Dünya Savaşı’nda şeker yok diye kuru üzümle çay içilmiş, o zaman bile süt niyetine yulaf suyu içilmemiştir bu topraklarda, ne bu yahu!

Yıllar içinde restoran mönülerinden bir de şunu öğrendim: Bir yemeğin özgeçmişi benimkinden uzunsa yemem!

Tabaktaki ekmeğin buğdayının yetiştiği Anadolu bölgesinin uygarlıklar tarihinden, domatesin tohumundan yemeği anlatmaya başlıyorlarsa, anla ki saçma sapan bir şey yiyeceksin. Gerçekten lezzetli bir yemeğin adı kısa olur. Misal: İskender!

Kimse dönerin yapıldığı ineğin çocukluğunu, yediği otları, pidelerin buğdayının hangi medeniyetten beri süregelmiş tohumla dikildiğini filan anlatmaz. İskender! Bitti. İskender İskender’dir. İçliköfte. Bitti. Marka markadır. Ajda! Tarkan! Aynı hesap. Anladın?

Hepsi nimettir, pekâlâ. Ama bazı yiyeceklerin, lüks bile sayılsa, aşırı baş tacı edilmesi de beni hayattan soğutuyor.

SİZİN YÜZÜNÜZDEN KALAMARA TAVIRLIYIM

Misal herkesin Yunanistan ve Türkiye’nin imkânlarını karşılaştırırken kalamardan örnek vermesi? Ne ama o öyle?

Bildiniz di mi tayfayı?

“Atina’ya gittik, iki kişiyiz bak, peynir, uzo, salata, kalamar söyledik! Kalamar ha! Bak, bir koca tabak kalamarrrr, inanabiliyor musun! Kalamar yiyoruz yani, boru değil! 10 yüro verdik çıktık.”

“Geçen komşuya gittik, adalara. Akşam donattık sofrayı, kalamar filan akıyor kokuyor! Full kalamar, her yer kalamar, dağ taş kalamarrr! 20 yüro! Kalamar vardı demiş miydim?”

Yetti ha!

Hayır buğday fiyatı gibi bir ölçü birimi filan da değil ki kardeşim kalamar fiyatı!

Anladık Yunanistan’da restoranlar daha ucuz. Ama bir insan ne kadar kalamar yiyebilir ki yahu? Haftada bir-iki yersin, fazlası çekilmez. Lastik gibi bir şeydir kalamar! Niye beslenmenin temel taşı muamelesi görüyor? Ne açmışsınız abi şu kalamara!

Şuncacık gariban hayvana düşman oldum Yunanistan’a tatile gidenler yüzünden!

Kalamar yasaklansa hiç üzülmem yemin ediyorum! Tut ki nesli tükendi. Bir daha kalamar yemesek n’olur ki? Ne kaybederiz?

Bak Ezine peyniri filan yasaklansa mahvolurum. İsyan ederim.

Sokağa çıkarım yeminle. Pankart açarım. Slogan atarım.

“Eziine Eziine, karşıyız bu düzeene!” Bilmiyorum, bulurum bir şey.

Yine mi siyasete bağladım, n’oldu?

Bir şeyler yiyeyim, şekerim düştü. (s.21-25, Beni Gözünüzde Büyütmeyin, Gülse Birsel, Doğan Kitap, 2024)

 

Beni Gözünüzde Büyütmeyin
Gülse Birsel
Doğan Kitap, 2024
mizah, 208 sayfa.

Satın Al

10Haber bültenine üye olun, gündem özeti her sabah mailinize gelsin.