İstanbul Film Festivali Berlinale’yi ayağımıza getiriyor
Lance Hammer’in yönettiği, Juliette Binoche, Tom Courtenay ve Anna Calder-Marshall’ın rol aldığı ‘Queen at Sea’ Berlin’de festivalin havasını değiştirdi. Ödül almadan dönmeyecek gibi
Filmin yönetmenleri Rainer Frimmel ile Tizza Covi ve başrol oyuncusu Alois Koch. Fotoğraf Berlin Film Festivali resmi internet sitesinden alınmıştır.
Amerikalı bağımsız film yönetmeni Lance Hammer’in 18 yıllık bir aradan sonra çektiği ‘Queen at Sea’, Juliette Binoche, Tom Courtenay ve Anna Calder-Marshall’dan oluşan güçlü oyuncu kadrosunun yanı sıra ilginç senaryosuyla da dikkat çeken bir yapım. Ödül töreninden eli boş dönmesi söz konusu olamaz. Filmin adını tam olarak Türkçeye çevirmek mümkün değil. Hem “denizin ortasında sağlam duran bir gemi”, hem de “kafası karışmış/yönünü kaybetmiş kraliçe” anlamına geliyor.
Alzheimer hastası annesiyle ilgilenebilmek için Newcastle kentinden Londra’ya taşınan edebiyat profesörü Amanda (Binoche) filmin ilk sahnesinde annesiyle üvey babasını yatakta yakalıyor. Aklı yerinde olmayan kadına kocasının tecavüz ettiği düşüncesiyle polis çağrılıyor. Uzun tartışmalardan sonra annenin bir yaşlı bakım evine yatırılmasına karar veriliyor, ancak film burada bitmiyor, asıl sürprizler ilerleyen dakikalarda geliyor.
‘Queen at Sea’ yaşlılık, Alzheimer, aile ilişkileri gibi konuları ele alan önemli bir film. Yaşayan en önemli İngiliz oyuncu olan Sir unvanlı, 1937 doğumlu Tom Courtenay ve Alzheimerlı anne rolünde Anna Calder-Marshall filmin ağır topları. Juliette Binoche gibi çok popüler bir oyuncu da filmin reklamı açısından iyi bir seçim.
İleri yaşlarda annesi, babası ya da akrabası olan herkes filmde kendinden bir şeyler bulabilir. Araya giren sahnelerde lise çağında güzel bir kız olan torunu da tanıyoruz. Gençlik güzel bir dönem ama onun da kendine göre dertleri var.
Geçen yıl Cannes Film Festivali’nde gösterilen ‘Manevi Değer’ (Sentimental Value) festivalin havasını değiştirmişti. Benzer bir etkiyi Berlin’de ‘Queen at Sea’nin oluşturacağı söylenebilir. Biraz da dedikodu: Juliette Binoche’un kırmızı halıda ayı postuna benzer bir ceket (kürk?) ile boy göstermesi çok tuhaftı.
Festivalin son günlerinde artık filmlere önyargı ile gidiyoruz. Oldukça sıradan (kötü demeye dilim varmıyor) filmlerden oluşan bir seçki var bu yıl. Tizza Covi ve Rainer Frimmel’in birlikte yönettikleri Avusturya yapımı ‘Kentteki En Yalnız Adam’ (The Loneliest Man in Town) insanın içini ısıtan hoş bir sürpriz oldu.
Filmin ilk sahnesinde bir Noel ağacını süsleyen yalnız ve yaşlı bir adam ile tanışıyoruz. Sahne adı Al Cook olan Alois Koch, Avusturya’da tanınan gerçek bir müzisyen. Elvis Presley hayranı ve 60 yıldan fazla bir süredir Blues ve Rock and Roll tarzında müzik yapıyor. Karşımızda gerçek bir karakterin kendini oynadığı, belgesel-kurmaca karışımı bir film var.
Robert Mitchum-Dustin Hoffman karışımı bir yüze sahip olan Al Cook’un doğduğu ve tüm hayatı boyunca yaşadığı apartman bir holding tarafından satın alınmış, yıkılacak ve yeniden yapılacak. Apartmanda yaşayan herkes taşınmış ya da zorla çıkartılmış. Al Cook Noel’i evde tek başına kutlarken elektrikler kesiliyor. Danışmak için başvurduğu bir yetkili olumlu konuşmuyor. “Elektriğin yanı sıra suyu ve doğal gazı da kesebilirler, çöpü almayabilirler, birilerini yollayıp sizi tehdit edebilirler, apartmana fare ya da diğer haşaratları salabilirler.”

Filmin yönetmenleri Rainer Frimmel ile Tizza Covi ve başrol oyuncusu Alois Koch. (Fotoğraf Berlin Film Festivali resmi internet sitesinden alınmıştır.)
Gerçekten de iki adam Al Cook’un kapısını çalıyor. Çok zaman geçirmeden taşınırsa biraz para da alabilecek. Al önce bütün teklifleri reddediyor. Ancak daha sonra bir adam kapıyı anahtar ile açıp içeri giriveriyor. “Ev sahibinde anahtar olurmuş.” Artık her gün gelecek, kahvaltısına ortak olacak, evi kirletecek. Şimdi imzalarsa bu iş kısa ve acısız olarak çözülmüş olacak. Ne olursa olsun bu apartman yazın yıkılacak. Buna Türkçede soylulaştırma, İngilizcede gentrification diyorlar. Ya da kentsel dönüşüm.Çok tanıdık geldi, değil mi?
E şini kısa bir süre önce kaybetmiş olan ve anılarıyla yaşayan kahramanımız karşılaştığı yeni durumla baş etmeye çalışıyor. Eskiden kalma, üzerine anılar sinmiş piyano, eski televizyon, video kasetler, pikap, plaklar, biblolar, Elvis Presley posterleri, 8 milimetrelik film makinesi, ne varsa satılığa çıkartıyor. Ve daha önce hiç gitmediği Amerika’ya tek yön bir uçak bileti alıyor.
Aki Kaurismäki filmlerini seviyorsanız ‘Kentteki En Yalnız Adam’a bayılacaksınız.
Büyük bir olasılıkla İstanbul Film Festivali’nin programında yer alacak olan ‘Kentteki En Yalnız Adam’ı 65 yaş üzerindeki izleyiciler mutlaka görmeli. Gençler de eğer filmi izlerlerse annelerini, babalarını, anneanne ve dedelerini daha iyi anlayabilirler.
‘Sarı Mektuplar’, ‘Kurtuluş’, ‘Herkes Bill Evans’ı Sever’, ‘Queen at Sea’, ‘Kentteki En Yalnız Adam’… Berlin’den aklımda bu filmlerle döneceğim. Diğerlerini unuttum bile. Jürinin aklında neler kaldığını da yarın göreceğiz.

‘Kare’ (The Square) ve ‘Hüzün Üçgeni’ (Triangle of Sadness) adlı filmleriyle Cannes Film Festivali’nde iki kez Altın Palmiye’yi kazanan İsveçli yönetmen Ruben Östlund’un yeni filminin adı ‘Eğlence Sistemi Çöktü’ (The Entertainment System is Down) imiş. Bir yolcu uçağının içinde geçen filmin hazırlık çalışmaları aşamasında Östlund ve yapımcısı “filmin finansmanında bir sorun yaşamayacaklarından emin oldukları için” bir Boeing 747 satın almışlar. Östlund bu konuda yorum yaparken “Çok da pahalı değildi” demiş. (Türkiye’de olsa yönetmen ile yapımcı bir araya gelip ancak bir bisiklet, belki de küçük bir motosiklet satın alabilirler.) Yönetmen post prodüksiyon çalışmaları süren filmi 2026’da mı, yoksa 2027’de mi Cannes Film Festivali’ne yollayacağı konusunda henüz bir karar vermemiş. Filmin dağıtımcıları (filmden çok para kazanabileceklerini düşündükleri için) bu belirsizlik nedeniyle çok sinirliymişler.
İskandinavya’dan söz açılmışken, dünyanın en zengin ülkelerinden biri olan Norveç’te neredeyse hiç otoyol ya da bölünmüş yol olmadığını, oldukça dar olan yollarda saatte ancak 65-70 kilometre hız yapılabildiğini ve bundan kimsenin rahatsız olmadığını biliyor muydunuz?