Berlinale günlüğü: ‘Parazit’ten sonra gelen bilim kurgu ve Altın Ayı’nın ayak sesleri
Tartışmalarla başlayan ve tartışmaların odağında yer alan Berlin Film Festivali'nde İlker Çatak'ın ‘Sarı Zarflar’ filminin Altın Ayı, Emin Alper'in yönettiği ‘Kurtuluş’un Gümüş Ayı alması, hayatta her şey gibi sinemanın da politik olduğunun göstergesi.
Berlin Film Festivali’nde son yıllarda çok başarılı olduğumuz söylenemez. Emin Alper 2019 yılında ‘Kız Kardeşler’ ile ana yarışmada yer almıştı. O tarihten bu yana hiçbir Türk filmi Berlin Film Festivali’nde ana yarışmaya seçilemedi.
Bu yıl tuhaf bir şey oldu. Dün akşam sonuçlar açıklandı. İlker Çatak’ın yönettiği ‘Sarı Zarflar’ En İyi Film seçildi Altın Ayı kazandı. Emin Alper’in yönettiği ‘Kurtuluş’ Jüri Büyük Ödülü ile Gümüş Ayı aldı.
Diğer ödüllere gelince, nasıl olduysa benim sevdiğim filmler ödüllerin çoğunu paylaştı. Tesadüf olmalı. Grant Gee ‘Herkes Bill Evans’ı Sever’ (Everybody Digs Bill Evans) ile En İyi Yönetmen Ödülü’nü kazandı. ‘Queen at Sea’ filmi hem Jüri Özel Ödülü’nü hem de iki oyuncusu Tom Courtenay ve Anna Calder-Marshall, En İyi Yardımcı Oyuncu ödülünü aldı. ‘Rose’ filmiyle Sandra Hüller En İyi Performans dalında Gümüş Ayı kazandı.
Bu arada Alman basını tarafından göklere çıkartılan, ünlü Amerikalı oyuncuların yer aldığı vasat filmler kayboldu gitti. İyi oldu.
Festival yönetimi ve festivali yöneten politikacılar da 2026 yılında önemli bir şey öğrendiler. Sinema politiktir. Aslında hayatta her şey politiktir. Siz ne kadar üzerini örtmeye çalışsanız da bu böyledir.
Altın Ayı Ödülü’nü alan İlker Çatak’ın yakaladığı başarı tabii ki çok önemli. Ancak benim aklıma ister istemez Tevfik Başer geliyor.
1980’li yıllarda Türkiye’den Almanya’ya sinema eğitimi almak için gelen Tevfik Başer ‘40 metrekare Almanya’, ‘Sahte Cennete Veda’ ve ‘Elveda Yabancı’ adlı filmleriyle Cannes Film Festivali başta olmak üzere birçok festivalde başarı kazanmış, ancak daha sonra Alman sinema yazarları tarafından kelimenin tam anlamıyla sabote edilerek bir daha Almanya’da film yapma olanağı bulamamıştı. Şimdi İlker Çatak Berlinli bir yönetmen olarak çok seviliyor ve destekleniyor. Almanlar da 40 yıl içinde biraz değişmiş gibi görünüyor. Olumlu yönde. Önce 2004 yılında Berlin Film Festivali’nde ‘Duvara Karşı’ ile Altın Ayı alınca Fatih Akın’ı bir Alman yönetmen olarak benimsediler. Şimdi de Berlin doğumlu ve kusursuz Almanca konuşan İlker Çatak “Berlinli bir yönetmen” olarak çok seviliyor.

‘Sarı Zarflar’ hakkında daha önce yazmıştım. Yeni bir şey ilave etmeyeceğim. Ancak ilk yazdığım yazıda kullanmayı düşündüğüm bir anımı buraya eklemek istiyorum.
1980’li yıllarda Almanya’da sadece devlete ait üç televizyon kanalı vardı. Bu kanallarda düzeyli film tanıtım programları izliyorduk. Bu programlardan birinde şimdi adını hatırlamadığım bir Amerikan filminin tanıtımı yapılmıştı. Gerçek bir olaydan yola çıkılarak çekilen film, bir sabah 25 yıldır çalıştığı şirkete gelen ve işten atıldığını öğrenen bir adamın, hiçbir tepki göstermeden şirketten dışarı çıkarak caddenin karşısındaki bir dükkâna girmesi, oradan satın aldığı bir tüfekle şirkete geri dönmesi ve beş üst düzey şirket görevlisini öldürmesi ile başlıyordu. Hem çok çarpıcı, hem de gerçek. Biz bu filmi izleyemedik, çünkü oluşabilecek tepkiler nedeniyle sinemalarda gösterilmedi.
‘Sarı Zarflar’a geri dönelim. Anlaşılan o ki ‘Sarı Zarflar’ jüriyi de ürkütmüş. Jüri başkanı Wim Wenders, törende ödülü neden verdiklerini açıklarken “Totaliter bir rejimin yakın bir gelecekte her ülkede neden olabileceği korkutucu olaylardan” söz etti.
‘Sarı Zarflar’ her an ellerine bir sarı zarf tutuşturulabilecek insanların filmi. Toplumsal açıdan önemini hiç kaybetmeyecek. Özgü Namal ve Tansu Biçer’e de bir kez daha teşekkürler. Filmin bu kadar etkileyici olmasındaki emekleri çok büyük. “Ankara yerine Berlin, İstanbul yerine Hamburg” da uzun süre unutulmayacak.
Gelelim Jüri Büyük Ödülü’nü alan ‘Kurtuluş’a ve Emin Alper’e.
Emin Alper’in ödül töreninde yaptığı konuşma herhalde festival tarihine geçecek. Konuşmada sık sık geçen “Yalnız değilsiniz” cümlesinin Emin için de geçerli olduğunu unutmamamız gerekiyor. Emin asla yalnız kalmamalı. Çünkü o bana göre şu an sinemamızın en önemli yönetmeni.
‘Sarı Zarflar’ önümüzdeki aylarda dünyanın bütün festivallerinde gösterilir. İlker Çatak önümüzdeki yıl Almanya’nın Oscar adayı olur. Biz de buna en az Almanlar kadar seviniriz. Ne de olsa Özgü Namal ve Tansu Biçer filmin başarısına büyük katkı sağlıyor.
Türkiye’de ne olacağını tahmin etmek hiç zor değil. “Oscar’lara Türkiye’yi temsil etmek için yanlış film yollamak konusunda” engin deneyime sahip sinema sektörü temsilcileri, büyük olasılıkla ‘Kurtuluş’u yok sayıp bir köpeğin tabanca ile vurulup öldürüldüğü bir filmi Oscar’a yollayacaklardır. Amerikalılar da o sahne geldiğinde filmi izlemeyi bırakıp salondan çıkacaklardır. Sonra hep beraber “Biz neden uluslararası başarılar elde edemiyoruz” şarkıları söylenecektir.
Yazıyı “Berlin’de tarih yazdık’ diye bitirmeyeceğim. Bizde tarih yazma görevi futbol takımlarına verilmiştir.