Jeffrey Archer orta sınıf bir ailenin çocuğu olarak doğup her şeyi başarabileceği inancıyla siyasete girdi, 1974'te büyük bir parasını dolandırıcılara kaptırınca yazar oldu, dünya çapında yüz milyonlarca satan kitaplar yazdı, hapse girdi çıktı, hep büyük bir hayat yaşadı, hayatı romanlara sığmadı.
Özgeçmişi başarılar ile itibar kayıpları arasında gidip gelen; hırs, kendini ön plana çıkarma, uygunsuz davranışlar ve skandallarla dolu gerek kurgusal gerekse kişisel manşetlik hikayeleriyle kamuoyunda kalıcı bir merak uyandıran çok satan Britanyalı yazar, siyasetçi, hayırsever, atlet ve bir dönemin mahkumu Jeffrey Archer, Pazartesi günü Londra’daki evinde hayatını kaybetti. Yazar 86 yaşındaydı.
Vefat haberini yayıncısı HarperCollins yaptığı bir açıklamayla duyurdu. Yazarın, soylu ve mütevazı insanların kesişen kaderlerini konu alan son romanı “Adam and Eve”in (Adem ile Havva) Salı günü yayımlanması planlanıyordu.

Archer’ın zenginlerin ve güçlülerin dünyasını anlatan gerilim romanları ve destansı hikayeleri Türkiye dahil dünya çapında yüz milyonlarca nüsha sattı. Londra’da Thames Nehri’ne bakan dairesinin duvarlarını Monet ve Picasso’nun eserlerinin de aralarında bulunduğu tablolar süslüyordu.
Burada ev sahibi olarak verdiği ve ünlü konuklara üst segment Krug Şampanyası ile alt sınıf bir yemek olan “Shepherd’s pie” (çoban böreği) ikram ettiği geleneksel yıllık partileriyle tanındı. Yazar ayrıca Mayorka’da ve İngiltere’nin Cambridge kenti dışındaki Grantchester köyünde, bir zamanlar şair Rupert Brooke’un evi olan 17. yüzyıldan kalma “Old Vicarage” konutunu satın alarak burada da evler sahibi oldu. Romanlarının çok sayıda ilk taslağını kaleme almak için sık sık zengin dostlarının ve tanıdıklarının yurt dışındaki evlerini ödünç aldığı bildiriliyordu.

Siyasetteki günlerinde —hem parlamentodaki seçilmiş Avam Kamarası’nın bir üyesi hem de Margaret Thatcher’ın Muhafazakar Partisi’nin başkan yardımcısı olarak— en tepe makama olan hırsını neredeyse hiç gizlemedi. Kurduğu dostluklar ve ittifaklar, çocukluğunu İngiltere’nin güneybatısında geçirdiği kasabadan mülhem “Weston-super-Mare Baronu Archer” unvanıyla nihayetinde ona atanmış Lordlar Kamarası’nda bir koltuk kazandırdı.
Siyasi bir Houdini olan Archer, 2001 yılındaki yalan tanıklık (yalancı şahitlik) mahkumiyeti de dahil olmak üzere pek çok felaketten sağ çıkmayı başardı. Söz konusu davada, sus payı ödediği bir hayat kadınıyla yatıp yatmadığına ilişkin davayı kazanmak amacıyla sahte günlükler oluşturmaktan ve bir hikaye uydurmaktan suçlu bulunmuştu.
Bir keresinde siyasetin ilk kariyer tercihi olduğunu ancak servetini, kişisel servetini bir dolandırıcılığa kaptırıp milletvekilliğinden istifa ettikten sonra 1976’da yayımlanan “Not a Penny More, Not a Penny Less” (Bir Kuruş Eksik, Bir Kuruş Fazla Değil) adlı romanıyla başlayarak yazdığı 40’tan fazla kitaptan elde ettiğini söylemişti. Chicago Tribune’e verdiği demeçte, “O kadar düşmüştüm ki sokak köşelerinde sahte Gucci çantaları bile satabilirdim,” demişti. “Bir kez bir milyon dolar kaybettiğinizde, yüz milyon dolar kaybetmiş sayılır da olabilirsiniz.”
Eski bir halkla ilişkiler uzmanı olarak gerilim romanları yazmaya yöneldi ve okuyucularla bağ kuran hızlı aksiyon yaratma konusunda doğuştan gelen bir yeteneği olduğunu keşfetti. Bunu şöyle açıklıyordu: “Bizim geldiğimiz West Country bölgesinde ‘Onlara bir masal anlat beyim, sayfaları çevirmeye devam etmelerini sağla, o zaman pek yanlış yapmazsın’ derler.”
Yayımlanan ilk romanı, kendilerini birer milyon dolar dolandıran bir sahtekarı dolandırmak için güçlerini birleştiren dört adamın hikayesini anlatıyordu. Sonraki eserlerinde olduğu gibi bu roman da daha yüksek edebi niteliklere ancak daha küçük banka hesaplarına sahip bazı yazarların tepeden bakan eleştirilerine maruz kaldı. Archer kendisini bir “hikaye anlatıcısı” olarak tanımlıyor, bu vasfını ise hem nadir bulunan hem de kıskançlık nesnesi olan bir meziyet olarak tasvir ediyordu.

Archer, 2011 yılında The Sunday Telegraph Magazine için meslektaşı Anthony Horowitz ile yaptığı bir röportajda, “Hikaye anlatıcıları çok nadirdir ama büyük bir kıskançlık yaratırlar,” demişti. “Hayatta kalanlar hikaye anlatıcılarıdır.”
Bu röportaj, Archer’ın güç, rekabet, hırs ve açgözlülük gibi temaları işleyen eserlerinin etrafındaki bazı belirsizlikleri ve tutkuları yeniden gündeme getirdi.
Röportajın yazılacağı yer olan Archer’ın dairesindeki ortama atıfta bulunan Horowitz, “Odadaki iki yazardan sadece birinin duvarında orijinal bir Monet olduğunu acı bir şekilde farkındayım,” diye yazmıştı. Horowitz, Archer’ın yayımlandığı 1979 yılından bu yana 50 milyondan fazla satan “Kane & Abel” (Kabil ve Habil) adlı romanının, bu sanat koleksiyonunu finanse etmeye yardımcı olduğunu belirtmişti.
Horowitz, “Jeffrey’nin kasten beni ezmeye çalıştığını düşünmüyorum,” diye eklemişti, “ama görünüşe göre üste çıkma çabası olarak tezahür eden tuhaf bir refleks eylemine sahip.”
“Kane & Abel”, Archer’ın sıkça işlediği temalardan birini —sefaletten zenginliğe uzanan mücadeleyi— alevlendirdi. Bu romandaki iki ana karakter; Polonya’daki bir ormanda yoksulluk içinde doğan, ABD’de zengin bir otelci olan ve New York’lu zengin bir bankacı ailenin veliahtı olarak aynı gün ama binlerce mil uzakta doğan William Kane’in amansız rakibine dönüşen Abel Rosnovski idi.
Archer, kitaplarının Birleşik Devletler’deki satışlarına özel bir ilgi gösterdi, hatta bazılarını sırf Amerikan pazarı için özel olarak yeniden yazacak kadar ileri gitti.
Britanyalı gazeteci Michael Crick’in yazdığı “Stranger Than Fiction” (1995) adlı Archer biyografisine göre, Amerikan kamu hayatının şov dünyası yönüyle daha büyük bir yakınlık hissediyordu ve bir keresinde, “Bugün doğsaydım ve siyasete girmek isteseydim, Birleşik Devletler’de doğmak isterdim,” demişti.
Ancak ilerleyen yıllarda, gafları ve açık sözlülüğüyle bilinen ününü hatırlatan yorumlarla Amerikalılar hakkında daha az övücü bir görüş belirtti. Örneğin, Amerika Birleşik Devletleri’ndeki 2024 başkanlık seçim kampanyası sırasında The Daily Telegraph’a yaptığı açıklamada, Donald Trump’ın kazanacağına inandığını çünkü “Amerikalıların dörtte üçünün zeki olmadığını” söylemişti.
Jeffrey Howard Archer, 15 Nisan 1940’ta Londra’da doğdu ve Weston-super-Mare’de büyüdü. Annesi Lola (Cook) Archer, yerel bir gazetede köşe yazarlığı yapan bir gazeteciydi; yazar annesini büyük ölçüde “parasız” olarak tanımlıyordu.
Archer, annesinden 40 yaş büyük olan babası William hakkında çelişkili ifadeler verdi. Onu bazen bir “matbaacı” olarak adlandırdı, ancak bazı anlatılara göre iki eşli bir dolandırıcıydı. Her durumda babası, oğlunun hayatında pek yer almadı ve Jeffrey 11 yaşındayken öldü.
Archer, Somerset bölgesindeki bir okulda burslu olarak eğitim gördü ve polis ile ordu bünyesinde eğitim almak üzere sınırlı vasıflarla okuldan ayrıldı. Güneydoğudaki bir okulda beden eğitimi öğretmenliği yaptı ve ardından 1963 yılında Oxford Üniversitesi’nde eğitim diploması almak üzere öğrenim görmeye başladı; burada Brasenose College ile ilişkiliydi.
Oxford’da bir kısa mesafe ve engelli koşucusu olarak atletizmde —hem üniversitesi hem de ülkesi adına koşarak— ve kar amacı gütmeyen kuruluş Oxfam adına bağış toplayarak hayırseverlik alanında üstün yetenek sergiledi. O döneme ait bir fotoğraf, Brasenose College’ı ziyaret ederek bir kampanyayı desteklemelerine ikna ettiği Beatles üyeleriyle birlikte olduğunu gösteriyordu. Grubun davulcusu Ringo Starr’ın Archer’ı tanımlarken “Yeterince iyi bir adam ama idrarınızı şişeleyip satabilecek türden bir tip” dediği geniş çapta aktarılmıştı. Archer halkla ilişkiler ve kaynak geliştirme alanına girdi ve 1966 yılında Oxford kimya lisans öğrencisi Mary Weeden ile evlendi. Cambridge Üniversitesi’nde kimya profesörü olan eşinin yanı sıra, geride William ve James adında iki oğul ile beş torun bıraktı.

Archer, siyasi kariyerine 1967-1970 yılları arasında Büyük Londra Konseyi’nin Muhafazakar Parti üyesi olarak başladı. 1969’da 29 yaşındayken İngiltere’nin doğusundaki Louth bölgesi için yapılan ara seçimi kazanarak Avam Kamarası’ndaki en genç milletvekillerinden biri oldu.
Parlamento üyesiyken, Aquablast adlı bir Kanada şirketindeki büyük bir yatırımla dolandırıldı ve günümüz döviz kurlarıyla milyonlarca sterlin satın alma gücüne tekabül eden yaklaşık 500.000 sterlin borçla ortada kaldı. 1974’teki genel seçimlere katılmak yerine parlamentodan istifa etti.
Daha sonra The Times of London’a verdiği demeçte, “Yaptığım her şeyin başarıyla sonuçlanmak zorunda olduğuna inanmaya başlamıştım,” dedi. “Çöküş bana bir tanrı olmadığımı gösterdi. Kendimi büyük bir aptal durumuna düşürmeye gayet muktedir, normal bir ölümlüydüm ve nitekim öyle de yaptım.”
1985 yılında Muhafazakar Parti’nin seçimsiz ancak göz önünde bulunan bir makamı olan Genel Başkan Yardımcılığına getirildi. 1980’ler ile 2000’lerin başı arasında, farklı tepkiler alan üç tiyatro oyunu yazdı. Sahneye olan tutkusu o kadar büyüktü ki, 1988 yılında Londra’daki bir tiyatronun kontrol hissesini satın aldı.
Archer kitaplarında, İngiltere’nin güneybatısındaki bir liman işçisinin oğlu olan Harry Clifton’ın hayatını ve dönemini konu alan yedi kitaplık “Clifton Chronicles” (Clifton Günlükleri) gibi merkezi karakterler etrafında dönen çok ciltli roman serilerine ve Scotland Yard dedektifi William Warwick’in kariyerini takip eden “An Eye for an Eye” (2024) gibi iddialı bir kitap serisine olan ilgisini gösterdi. Kurgu dışı alanda bile Archer, yalan tanıklık suçundan hapiste geçirdiği iki yılı “A Prison Diary” (Bir Hapishane Günlüğü) adlı üç ciltlik bir anı kitabına dönüştürdü.
Hapis cezasının kökleri, Archer’ın hayat kadını Monica Coghlan ile yattığını haber yapması üzerine magazin gazetesi Daily Star’a iftira davası açtığı 1987 yılındaki bir vakaya dayanıyordu. Yargıç Bernard Caulfield, Archer’ın eşi Mary’yi “zarafet” ve “rahiha” sahibi olarak tanımlamış ve yazarın “kötü şöhretli bir otel odasında soğuk, sevgisiz, kauçuk izolasyonlu bir sekse” ihtiyacı olup olmayacağını sormuştu. Archer davayı kazandı ve 500.000 sterlin tazminata hak kazandı.
1992 yılında, eski Başbakan Margaret Thatcher ve Başbakan John Major da dahil olmak üzere Muhafazakar destekçilerin yardımıyla “Lord Archer” unvanını alarak soyluluk mertebesine yükseltildi. 1999 yılında, beş yıl önce Anglia Television hisselerini satın aldığı bir anlaşmada içeriden bilgi kullandığı yönündeki hiçbir zaman kanıtlanmamış iddialara rağmen Londra belediye başkanlığı seçimlerinde Muhafazakar Parti’nin adayı oldu.
Ancak oylama yapılmadan önce, bir başka gazete olan The News of the World, Archer’ın 1987’deki orijinal iftira davasında yalan tanıklık yaptığına dair iddiaları haberleştirerek onu belediye başkanlığı yarışından çekilmeye zorladı.
Bu suçlamalar Eylül 2000’de mahkemeye taşındı ve Temmuz 2001’de yalan tanıklık yapmak ve adaleti yanıltmaktan dört yıl hapis cezasına çarptırıldı. Çeşitli ceza infaz kurumlarında geçirdiği iki yılın ardından serbest bırakıldı ve üretken bir yazar olarak kariyerine yeniden başladı. Unvanını koruyan Archer, 2024 yılında Lordlar Kamarası’ndan emekli oldu.