Bu yıl 76'ncısı düzenlenen Berlin Uluslararası Film Festivali, diğer adıyla Berlinale'de İlker Çatak'ın yönettiği Sarı Zarflar, En İyi Film seçilerek Altın Ayı ödülünü aldı. Yönetmen Emin Alper'in Kurtuluş filmi de Gümüş Ayı Jüri Büyük Ödülü'ne layık görüldü.
Bu yıl 76’ncısı düzenlenen Berlin Uluslararası Film Festivali, diğer adıyla Berlinale’de İlker Çatak’ın yönettiği Sarı Zarflar, En İyi Film seçilerek Altın Ayı ödülünü aldı.
Türkiye’den festivale katılan yönetmen Emin Alper’in Kurtuluş filmi de Gümüş Ayı Jüri Büyük Ödülü’ne layık görüldü.
Sarı Zarflar, siyasi görüşleri nedeniyle işinden edilen bir Türk yönetmen ve oyuncu eşinin hikayesini anlatıyor.
Jüri başkanı yönetmen Wim Wenders, filmi “korkunç bir önsezi, ülkelerimizde de yaşanabilecek yakın geleceğe bir bakış” olarak nitelendirdi.
Wenders, “Bu film, sinemanın empatik dilinin aksine, totalitarizmin siyasi dilini çok açık bir şekilde ortaya koyuyor” dedi.
Çatak, ödülü alırken, Wenders’ı “öğretmenlerimden biri” olarak nitelendirerek, “Bu ödülü sizden almak inanılmaz bir şey” ifadelerini kullandı.
Kurtuluş filmiyle ödülü kabul eden Emin Alper ise konuşmasında, aralarında Eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, tutuklanarak görevinden uzaklaştırılan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, film yapımcısı Çiğdem Mater, avukat Can Atalay ve iş insanı Osman Kavala’nın olduğu birçok tutuklu isimle dayanışma içinde olduğunu belirtti.
Alper ayrıca, “zulüm altında acı çeken İran halkı”, “en korkunç koşullar altında yaşayan ve ölen Gazze’deki Filistinliler”, “Rojava’da ve Orta Doğu’da neredeyse bir asırdır hakları için mücadele eden Kürtler” için de yalnız olmadıklarını söyledi.
Jüri ödülü, Amerikalı yönetmen Lance Hammer’ın, karısının ileri derecede demans hastalığıyla boğuşan bir çiftin yürek burkan portresini anlatan “Queen at Sea” filmine verildi. Çifti canlandıran iki oyuncu, Anna Calder-Marshall ve Tom Courtenay, cinsiyet ayrımı gözetmeyen en iyi yardımcı oyuncu ödülünü paylaştılar. Hammer, konuşmasında kadının kızını canlandıran Juliette Binoche’a teşekkür etti.
En iyi yönetmen ödülü, Norveçli oyuncu Anders Danielsen Lie’nin (“Dünyanın En Kötü İnsanı”) caz piyanisti Evans rolünde oynadığı deneysel ve samimi bir film olan “Everybody Digs Bill Evans” ile İngiliz yönetmen Grant Gee’ye verildi.
En iyi oyunculuk ödülü ise, festivalin en çok eleştirmen beğenisi kazanan filmlerinden biri olan “Rose” filmindeki performansıyla Sandra Hülser’e verildi. Hülser, filmde 17. yüzyıl Almanya’sında bir çiftlik topluluğunda erkek kılığına giren ve komşusunun kızıyla evlenen bir kadını canlandırıyor. Az sayıda siyah beyaz sahne içeren film, yüz protezleri altında çalışan Hülser için sade bir vitrin niteliğinde.
En iyi senaryo ödülü, genç bir dâhinin izini sürmek için Kanada’dan Bulgaristan’a seyahat eden bir sanat tüccarını konu alan “Nina Roza” filmiyle Geneviève Dulude-de Celles’e verildi. Özel sanatsal başarı ödülü ise, yakın bir arkadaşının kaybından duyduğu acıyı konu alan, biçimsel olarak maceracı bir ABD belgeseli olan “Yo (Love is a Rebellious Bird)”e verildi.
Festivalin bu edisyonu, Londra Film Festivali’nin eski direktörü Tricia Tuttle’ın liderliğinde ikinci kez düzenlendi. İzleyici sayısı bakımından dünyanın en büyük film festivali olan Berlinale, geçen Perşembe günü, oyuncu Michelle Yeoh’a ömür boyu başarı ödülü olan Onursal Altın Ayı’nın takdim edildiği bir gala ve Afgan yönetmen Şahrbanoo Sadat’ın büyük beğeni toplayan romantik komedisi “No Good Men”in gösterimiyle açıldı.
İlker Çatak, Fatih Akın’dan sonra Berlin’de Altın Ayı ödülünü kazanan ilk Alman yönetmen oldu.
Çatak gibi Türkiye’den göçen anne babanın çocuğu olan Alman yönetmen Akın, 2004 yılında Duvara Karşı filmiyle bu ödülü almıştı.
İlker Çatak, bundan önce 2023 yapımı Öğretmenler Odası (Das Lehrerzimmer) filmiyle 96. Akademi Ödülleri’nde En İyi Uluslararası Film dalında Oscar’a aday olmuştu.
Film aynı zamanda Almanya’da çok sayıda ödül topladı
Öte yandan Emin Alper, 2015’te Abluka filmiyle Venedik Film Festivali Ana Yarışma’da Jüri Özel Ödülünü almıştı.
Türkiye’den sanatçılar bu sene Berlin’de yapımlarıyla birlikte yaptıkları açıklamalarla da gündeme geldi.
Sarı Zarflar filminin başrol oyunculuğunu üstlenen Özgü Namal, bir gazetecinin “Türkiye’de bu öyküyü anlatabilseydiniz performansınız değişir miydi?” sorusuna verdiği cevapla gündeme gelmişti.
Filmin Almanya’da çekilmesinin “bir tercih” olduğunu belirten Namal “Biz bunu Türkiye’de çekemediğimiz için burada çekmiş değiliz. Biz kaçındığımız için değil, hikaye bunu gerektirdiği için buradayız” dedi.
Sarı Zarflar’da Almanya’nın başkenti Berlin ‘Ankara’ olarak, Hamburg ise ‘İstanbul’ olarak gösteriliyor. Olaylar gerçekte Türkiye’de geçiyor, karakterler Türkçe konuşuyor ama arka planda hep Almanya var.
Bu sene Gazze tartışmalarının gölgesinde başlayan festivalde her iki yönetmene de bu konudaki fikirleri soruldu.
“Her sanatçı kendi kararını vermeli” cevabını veren Çatak, “Festival yönetimi de baskı altında olsa da biz sanatçılara bunu yansıtmamak için elinden geleni yapıyor” dedi.
Emin Alper ise Kurtuluş filminin gösterimi ardından yaptığı açıklamada “Bugün, İsrail’in Gazze’de gerçekleştirdiği soykırıma şahit oluyoruz” dedi.
Bu yılki festivalde Türkiye’den iki film yer aldı. Türkiye’de Berlinale festivaline iki temel farklı eleştiri yöneltildi.
Berlinale’nin gerekli siyasi tutumu göstermediğini düşünenler var.
Bir taraftan ise festival, Türkiye’yi siyasi olarak eleştiri altında tutan yapımları ön plana çıkardığı eleştirileriyle karşılaştı.
Bu sebeple festivale katılan sinemacılar da iki farklı eleştiriye maruz kaldı.
BBC Türkçe’ye değerlendirmede bulunan ancak isminin açıklanmasını istemeyen bir sinemacı, Türkiye’de pek çok bağımsız yönetmen için bu tür festivallerin tek yaşam kaynağı haline geldiğini söyledi.
12-22 Şubat tarihleri arasında Almanya’nın başkenti Berlin’de düzenlenen festival, açılış gecesinde jüri başkanı Alman yönetmen Wim Wenders’in Gazze ile ilgili verdiği cevabın ardından siyasi tartışmaların gölgesinde kaldı.
Wenders’in “sinemacılar olarak siyasetin dışında kalmalıyız” sözleri eleştirilere sebep olurken dünyaca ünlü Hindistanlı yazar Arundhati Roy festival etkinliklerinden çekildiğini duyurdu.
Tunuslu film yapımcısı ve “Hind Rajab’ın Sesi” filminin yönetmeni Kaouther Ben Hania festival tarafından verilen ödülü reddetti. Film, Gazze’de öldürülen beş yaşındaki bir kız çocuğunun hikayesini anlatıyor.
Berlinale’ye katılmış 80’den fazla oyuncu, yönetmen ve yazar, Filistin konusunda festivalin “kurumsal bir sessizliği” olduğunu öne sürerek kınama mektubu yayımladı.
BBC Türkçe’ye Berlinale’deki atmosferi değerlendiren sinema yazarı Zekican Sarısoy, “siyasetin dışında kalmak mümkün mü?” sorusunun bu yıl festivale damgasını vurduğunu söyledi.
Alman hükümeti tarafından finanse edilen Berlinale’de son iki yıldır festival yönetimi bazı sinemacılar tarafından boykot ediliyor.
2024 yılında Filistin-Norveç ortak yapımı “No Other’s Land” filmi sonrasında başlayan tartışmaların ardından geçtiğimiz yıl Hong Kong’lu sinemacı Jun Li hakkında Filistin’e destek açıklaması sebebiyle soruşturma açıldı.
Festival yönetimi, Almanya hükümetinin Filistin konusundaki sert tutumuna karşı sessiz kalmak ve konuklarını korumamakla eleştiriliyor.
Bu yıl açılış günü yapılan basın toplantısında gazeteci Jung, jüri üyelerine bu tartışmaları sordu.
Wenders “Sinemacılar olarak bizler siyasetin dışında kalmalıyız. Biz siyasetin karşı ağırlığıyız” dedi.
Ünlü yazar Arundhati Roy, Wenders’in sözlerinin ardından “şok oldum ve tiksindim” diyerek festivalden çekildiğini duyurdu.
Wenders’in yorumunu “vicdansızca” olarak nitelendiren Roy, “Bu, insanlığa karşı işlenen suç hakkında yapılan bir konuşmayı susturmanın bir yolu” dedi.
Berlinale yönetimi, pek çok oyuncu ve yönetmenin sorulara verdikleri yanıtlar sebebiyle eleştirilmesinin ifade özgürlüğünü kısıtladığını söylüyor.
Festival Başkanı Tuttle, “Sanatçılar istemedikleri sürece onlardan kendilerine yöneltilen her siyasi konuda konuşmaları da beklenmemelidir” dedi.
Festival yönetiminin bu açıklamasıyla “Böyle bir festivalde siyasetin dışında kalmak mümkün mü?” sorusu gündeme geldi.
Sarısoy’a göre yönetim bu açıklamaların ardından, daha önce “Ukrayna savaşı, İranlı sinemacılar, sürgün yönetmenler konusunda açık tavır alırken” “Filistin konusunda sessiz kaldığı” eleştirisiyle de karşı karşıya kaldı.
Sarısoy geçen yıl Gazze ve yönetim ile ilgili protestoların daha fazla olduğunu bu yıl festivalin ilk günlerinde sinemacıların ve sanatçıların daha sessiz olduğunu söyledi.
Wenders’in sözleri üzerine Berlin’de European Film Market (EFM) önünde bir protesto düzenlediklerini anlatan Sarısoy, protestoya katılımın çok düşük olduğunu aktardı.
Sarısoy bunu, “geçen seneki bu soruşturmalar ve Alman hükümetin sertliği karşısında insanlar biraz çekiniyorlar” sözleriyle açıkladı.
Festival süresince ufak çaplı protestolar da oldu.
Yunan-Alman ortak yapımı Uchronia filminin gösterimi sonrasında film ekibi Wenders’e küfür de içeren “Sinema Politiktir” yazılı pankart açtı.
Aralarında İngiliz oyuncu Tilda Swinton, İspanyol oyuncu Javier Bardem, ABD’li oyuncu Mark Ruffalo gibi dünyaca ünlü isimlerin bulunduğu 80’i aşkın oyuncu, yönetmen ve yazar 17 Şubat’ta ABD’li Variety dergisinde yayımlanan ortak bir bildiriye imza attı.
Açıklamada Wenders’in sözleri eleştirildi.
Festival yönetimini Filistin konusunda sanatçıları sansürlemekle suçlayan sanatçılar ifade özgürlüğü konusunda Almanya hükümetini eleştirdi.
Sanatçılar, BM İfade ve Düşünce Özgürlüğü Özel Rapörtörü İrene Khan’ın yakın zamanda Almanya’yı ifade özgürlüğü konusunda eleştiren açıklamasına referans verdi.
Khan 6 Şubat’ta ülkeye yaptığı ziyaretin ardından Almanya’daki terörle mücadele yasalarının “Filistinlilerin haklarını savunmayı kısıtlamak, kamuoyunun katılımını engellemek ve akademi ile sanattaki söylemi daraltmak için kullanıldığını” savundu.
Sanatçılar festivalin bu duruma “yardımcı olmasından derin endişe duyduklarını” söyledi.
Berlinale başkanı Tuttle, sansür açıklamalarını reddetti.
Tuttle Alman ajansı DPA’ya verdiği demeçte festivalin sinemacıları susturduğu veya korkuttuğu iddialarının doğru olmadığını söyledi.
“Hind Rajab’ın Sesi” filminin yönetmeni, Tunuslu film yapımcısı Kaouther Ben Hania, festivalle birlikte düzenlenen “Barış için Sinema” etkiliğinde “En Değerli Film” ödülünü reddetti.
18 Şubat’taki tören sırasında ödülü almayan Hania, konuşmasında, “minnetten çok sorumluluk” hissettiğini söyledi.
Hania’nın filmi 2024 yılında Gazze’de öldürülen beş yaşındaki Filistinli kız çocuğu Hind Rajab’ın gerçek hikayesine dayanıyor.
Yönetmen, “bu gece bu ödülü eve götürmeyeceğim. Bunu bir hatırlatma olarak burada bırakıyorum” dedi.