Evlilikte kopuşun yedi işareti: Sandığınız gibi değil

Hiç tartışmamaktan partnerinizin aklından geçenleri bildiğinizi sanmaya kadar bazı davranışlar ilişkinin düşündüğünüzden daha kırılgan olduğuna işaret edebilir.

Popüler 22 Şubat 2026

Evlilikte ilişkinin sendelediğini anlamak ilk bakışta kolay olmayabiliyor. Fakat hiç tartışmamaktan partnerinizin aklından geçenleri bildiğinizi sanmaya kadar bazı davranışlar, ilişkinin düşündüğünüzden daha kırılgan olduğuna işaret edebiliyor. 

Uzmanlar The Guardian’a nelere dikkat etmek gerektiğini ve ilişkiyi nasıl yeniden canlandırabileceğinizi anlattı.

Hiç tartışmamak

Kimine göre bu bir uyumluluk göstergesi. Fakat tartışmayı tamamen bıraktıysanız pek de öyle değil. 

İlişki terapisti Simone Bose ‘‘Tartışmayı bırakmak bir rahatlıktan ziyade duygusal geri çekilmenin işareti olabilir’’ diyor. Bose, çiftlerin hayal kırıklığına uğramamak ya da doğrudan bir çatışmadan kaçınmak için kendilerini koruduğunu, ama bu sırada duygusal olarak uyuştuğunu söylüyor.

Çift terapisti Orna Guralnik de aynı görüşte: ‘‘Bazı insanlar birbirini artık olduğu gibi kabul ettiği için tartışmıyor, bazıysa yalnızca pes ediyor. Bu epey mesafeli ve soğuk bir tartışmama hali, bir nevi pes ediş.’’ 

Tabii tartışmaktan kaçınayım derken halı altına süpürülen sorunlar birikiyor, birikiyor ve önünde sonunda su yüzüne çıkıyor.

Bose birçok insanın çocukluktaki aile yaşantıları nedeniyle tartışma konseptini tehlikeli ya da dayanılmaz diye algıladığını söylüyor.

Bose’a göre ilk adım “O rahatsızlık duygusuna irdeleyip ilişkideki mesafeyi adlandırmak.” Örneğin, ‘birbirimizden uzaklaşıyoruz gibi hissediyorum ve sana yakın hissetmeyi özlüyorum’ demek yeniden temas kurmanın kapısını aralayabilir.

Partnerinizi değiştirme çabasından vazgeçmek

Partnerinizi değiştirmeye çalışmanın bir tür tatminsizlikten kaynaklandığı söylenir. Fakat durum o kadar basit değil.

Terapist Lee Baucom, “Partnerini değiştirmeye çalışmak elbette bir soruna, yani kişinin mutsuz olduğuna işaret’’ diyor. ”Ama bu tavır bir kere yerleştikten sonra değişim için her türlü çabanın tamamen durması daha tehlikeli bir alarm.” 

Çünkü bu durum, kişinin, elle tutulur bir değişim göremediğinde ilişkiye emek vermekten vazgeçerek mesafe koymaya başladığını gösteriyor. Baucom, ‘Aman ne uğraşacağım’ düşüncesine dikkat edilmesi ve vakit kaybetmeden üzerine gidilmesi gerektiğini vurguluyor.

Teşekkür etmeyi bırakmak

Partnerinize en son ne zaman çay demlemek gibi küçük şeyler için teşekkür ettiğinizi hatırlamıyor musunuz? ‘‘Bu iyiye işaret değil’’ diyor Guralnik. ‘‘Şükran duygusu hakikaten mühim ve bunu ifade edebilmek ilişkiye gerçekten iyi gelir.”

Terapist Eli Weinstein da aynı görüşte: “Şükran, ilişkinin yakıtı gibidir; sürtüşmeyi azaltır, sertliği yumuşatır ve görüldüğünüzü hatırlatır.” Weinstein’a göre bu duygu kaybolduğu vakit partnerler değersiz ve sıradan kabul edildiklerini hissetmeye başlıyor.  

Bu durum iyi niyeti, birlikte davranabilme duygusunu ya da birliktelik ruhunu zamanla aşındırır. Böylece ilişki bir hesap-kitap işine dönüşür. Weinstein’ın önerisi net: ‘‘Teşekkür edin ve bazen yapılan işlerin yanısıra görünmeyen zihinsel yükü de takdir edin.’’

Partnerinizin aklından geçenleri tam olarak bilmek

Birlikte yaşıyor olabilirsiniz, ama merakı yitirmeniz şart değil. Baucom’a göre bir kişinin ‘partnerinin iç dünyasını merak etmemesi’ alarm veren bir durum. 

Merakın ölmesi şöyle beliriyor: Sohbetler giderek gündelik işlerle sınırlanıyor ve derin sorular sormak, karşı tarafın düşüncelerine ilgi göstermek, ilişkide birlikte hayal kurmak, plan yapmak gibi kavramlar yok oluyor. Dahası, partnerin korkuları, kaygıları ya da umutları artık konuşulmaz oluyor.

Orna Guralnik bu hali şöyle tarifliyor: “İnsanların bir saniyede ‘Hah, onun ne düşündüğünü biliyorum’ noktasına varması.”

Anlamadan, dinlemeden emin olunur çünkü deneyimlerin yön gösterebileceğine inanılır. Oysa bir ilişkinin ayakta kalabilmesi için varsayımlar yerine hakikaten karşı tarafın ne yaşadığını anlamaya çalışmak ve merakı korumak çok kritik. 

Bose’a göreyse mesele daha derin

“Birbirimizi yoklamayı bıraktığımızda aslında partnerimizi geçmişteki bir versiyonuna hapsediyoruz. Fakat kim oldukları kadar, dönüşmekte oldukları kişiye de alan açmak gerekiyor. Aksi halde yakınlık giderek aşınıyor.’’ 

Guralnik’in önerisi basit ama bir o kadar da zor: ‘‘Dikkatinizi kendinizden çekip partnerinize yöneltin.”

Bir partnerin her akşam erkenden yatağa girmesi

Elbette istisnalar çok: Vardiyalı çalışmak, sağlık sorunları…

Fakat örneğin ebeveynliğin sorumluluk baskısı yüzünden ‘Yarın bugünden de zor olabilir’ kaygısıyla her akşam erkenden yatağa giriyorsanız, ilişkinizde tehlike çanları çalıyor olabilir. Çünkü partnerinizle bağınızı korumak hemen her gün bilinçli bir çaba gerektiriyor. 

Eli Weinstein şöyle diyor: 

“İki taraf da tükenmiş haldeyken en küçük temas bile yapılacaklar listesindeki bir maddeye tik atmak kadar iyi hissettirir. Böylece çift, kaosu yönetmeye çalışan iki iş arkadaşına dönüşür. Yoksa zamanla kopukluk bir norm haline dönüşerek ilişkideki kıvılcımın ve duygusal güvenliğin kaybolmasına neden olur.”

“Hayat üstünüze üstünüze geldiğinde…” diyor Weinstein, “… evliliği korumak için beş dakikalık dürüst bir sohbet, küçük ritüeller, samimi bir temas çok önemli: Dört dörtlük bir akşam yemeği yerine küçük ama düzenli davranışlar bağı yeniden kurabilir.’’

Zamanınızın çoğunu tek bir hobinin kaplaması

Elbette istisnalar gene çok. Fakat bir hobi çok vakit alırsa çiftin sahici biçimde temas kuracağı alan da daralıyor.

Oona Metz uyarıyor: ‘‘Hobiler iyidir, çiftler hem ayrı hem de birlikte vakit geçirmeli. Fakat partnerlerden birinin aşırı zaman alan bir hobisi varsa, bu, ilişkinin ikinci plana itildiğinin işareti olabilir.’’ 

Simone Bose da aynı noktaya dikkat çekiyor: “Hobilere aşırı gömülmek, partnerle doğrudan temas kurmaktan kaçınmanın bir yolu haline gelebilir.”

Peki partnerinizin koşuya, bisiklete ya da okumaya, yazıp çizmeye adanmışlığı masum bir hedef mi, yoksa gene mi tehlike çanları? Metz’e göre belirleyici olan, tutum: “Eğer partneriniz o faaliyete ayırdığı zaman konusunda katıysa ya da bu uğraş, birlikte geçirilecek vakti ve önemli günleri ikinci plana itiyorsa bir durup düşünmek gerekebilir.”

Metz şöyle anlatıyor: 

”Tek seferlik bir hedefle -örneğin bir maratona hazırlanmak- hayatın merkezine yerleşen bir tutku arasında fark var. Bir hobi, sürekli olarak eşlerden birini olumsuz etkiliyor, eşitsizlik yaratıyor, çiftin bir araya gelmesine fırsat bırakmıyor ya da hiçbir uzlaşmaya açık değilse adaletsiz bir duruma sebep olur.’’

Metz’in önerisi uzlaşma aramak. Yani soru şu: Hobi saatler aldığı için bütün ev işleri ya da çocukla ilgilenmek büyük ölçüde bir kişiye kalıyorsa, hobisi olan partner haftanın başka zamanlarında daha fazla sorumluluk üstlenebilir mi? 

Yardım istememek

Eli Weinstein’a göre bazı insanlar ‘dırdır etmek’ istemediği ya da hayal kırıklığından çekindiği için yardım istememeyi alışkanlık haline getiriyor, her şeyi kendi başına halletmesi gerektiğine inanıyor. Oysa yardım isteyemediğiniz noktada, ilişki bir birliktelik olmaktan çıkıyor. 

Elbette her ilişkide bir ölçüde dengesizlik olabilir. Fakat bu durum şiddetlenirse birlikteliğin ömrü de kısalıyor. “Zihinsel yük sessizce birikerek kırgınlığa, tükenmişliğe ya da duygusal kapanmaya dönüşür” diyor Weinstein. 

Simone Bose bu dinamiğe sık rastladığını söylüyor:

“Bazı insanlar öteden beri kendi kendine yetmeye alıştığı için işleri ancak kendilerinin doğru yapabileceğine inanır ve partnerlerinin yeterince iyi yapamayacağını düşünür. Bu da kimi zaman kişiyi bir tür ‘mağdur kahraman’a dönüştürür ve ilişkide gerilimli bir düzen yaratır.” 

Her şeyi tek başına sırtlanmak kısa vadede koruyucu, sahiplenici gibi görünebilir ama çoğu zaman öfkeyi ve mesafeyi artırır.

Weinstein’a göre çözüm belli: 

“Bir şeye ihtiyacınız varsa özür dilemeden söyleyin. İma etmeyin, yarım yamalak anlatmayın. Düşüncenizi, ihtiyacınızı ve beklentinizi net biçimde paylaşın ki partneriniz anlayıp size el uzatabilsin.’’

10Haber bültenine üye olun, gündem özeti her sabah mailinize gelsin.