Ünlü sanatçı Fedon Bodrum sezonunu açmadan önce yeni şarkılarından yıllardır peşini bırakmayan “öteki” hissine, evlilikten aşka, çapkınlıklarından dost kazıklarına birçok konuda içten konuştu.
O güneşin, denizin ve Bodrum’un sembolü, meyhane kültürünün ikonu. Yazın gelişi demek, onun “denize düşmesi” demek… Ünlü sanatçı Fedon, Bodrum sezonunu açmadan hemen önce evinin kapılarını açtı, Kelebek’i samimi, esprili, hoş sohbetiyle ağırladı. 80 yaşındaki usta isim, yeni şarkılarından yıllardır peşini bırakmayan “öteki” hissine, evlilikten aşka, geride bıraktığı çapkınlıklarından yediği dost kazıklarına kadar birçok konuda içtenlikle konuştu. Fedon, kendisi için “bitti” diyenlere de kahkahalar eşliğinde yanıt verdi: “Fedon şampiyonlar liginde!”
Sizi “denize düşmeden”, Bodrum’a gitmeden bir yakalayayım dedim. Malum artık herkes için yazın sembolüsünüz…
– Öyle oldu. Galiba doğuştan bu durum, çünkü ismimin anlamı da ‘güneş tanrısı’. Ben denizsiz, güneşsiz yaşayamam. İş hayatıma da aksetti, uğurlu geldi. Ve öyle bir misyon üstlendim; “Fedon denize düşmeden sezon açılmaz!”
Bu sayede 7’den 70’e herkes sizi biliyor. Sadece sanatınızla gündemde olsanız, o küçük yaş grubunun sizi tanıması mümkün olmayacaktı belki de…
– Evet, bu şekilde yakalamış oldular. Ben halkıma çok şey borçluyum. Ajitasyon yapmıyorum. Ben halkım. Mesela biri fotoğraf çektirmek istiyor, “Sen ne iş yapıyorsun?” diyorum, “Ben kasabım” diyor. “Ben de şarkıcıyım. O marangoz, bu fotoğrafçı. Aramızda bir fark yok” diyorum. Yani büyütmeyin, abartmayın, şımartmayın. Ben kendime “sanatçı” lafını yakıştıramıyorum. Şarkılarım var, bestelerim var, sanatçıyım diyenden daha sanatçıyım ama sanat kolay bir iş değil…
Hazır sanat demişken, hemen son çalışmanızdan bahsedelim. 30 yıl sonra iki şarkılık bir çalışmaya imza attınız. 30 yıl boyunca neden beklediniz?
– Ben mükemmeliyetçi bir adamım. Daha iyisini yapamadım. Onun için bekledim.
Yunan müziği denince akla ilk gelen isimsiniz. Klasiğin dışında bir tarz sizinki. Sektörde bunun dezavantajlarını yaşadınız mı?
– Bugün Türkiye’de birçok mekân Yunan ismiyle anılıyorsa, birçok yerde Yunan müziği çalıyorsa bunların baş mimarı Mikis Theodorakis’le Zülfü Livaneli’dir. Ben onların dostluk köprüsüne çivi çakıyorum. TRT’de ilk Rumcayı Fedon okudu. Cumhuriyet Bayramı’nda heykelinin önünde Fedon Rumca okudu. Bunların sebebi ne peki? Fedon olduğu gibi göründü, oynamadı. Ajitasyon yapmadı. Tüm dezavantajlarıma rağmen.
“Öteki” olarak yaşamanın maalesef acısını hissediyorum. Ben gidecek olsam dünyanın her yerine gidebilirdim. Ama benim dedem Çanakkale şehidi. Bu vatanın topraklarında benim kanım var, dedemin kanı var. Radyolar benim şarkılarımı çalmıyor mesela. Ama ben 41 yıldır sahnedeyim. Fedon sahnede olduğu gün, o mekânda yer yoktur.
Ne olursa olsun “Bir başkadır benim memleketim” diyorum. Gitmem, gitmeyeceğim. “Tabii gitmezler, buradaki parayı nerede kazanacaklar? Onların bu toprakta gözü var” diyenler var. Evet gözüm var. Üsküdar-Bağlarbaşı’nda mezarım var. Parasını da verdim, hazır. Fedon böyle bir adam. Çok klişe bir lafım var benim; “Beni tanıyıp da sevmeyen ölsün”. Ben birine dost dedim mi sırtını dön bana, korkma. Ama maalesef o lafı söyleyecek ancak iki-üç kişi çıkar hayatımda.
Dostlarınız o kadar az sayıda mı sahiden?
– Yok efendim, yok. Hele bizim camia!
Dost kazığı yediniz mi hiç?
– Çok! Hayatta en büyük hatam “hayır” diyememek. Ekonomik olarak da manevi olarak da kazık yedim. Ama bu değişmiyor. Yemin ettim bir daha kimseye borç vermeyeceğim diye mesela ama olmuyor.
Yeni çalışmanıza dönersek…
– Ben ona “giderayak şarkıları” diyorum.
Neden böyle diyorsunuz?
– Ama yakışan o! (Gülüyor) Ben bir daha şarkı yapmam yani. Bu single’ı da deli doluluğumdan dolayı yaptım. “Fedon mu? Bitti ya!” diyenler var. Ulan Fedon şampiyonlar liginde. Bana “bitti” diyen daha amatör kümede can çekişiyor. Duyuyorum, kulağıma geliyor. Bu yaz görecekler Fedon’u!
Nasıl bir Fedon görecekler bu yaz?
– İsteyip de yapamadığım bir Fedon. “Bodrum’da” şarkımıza klip çektik, klipte yapay zekâyı kullandık. Sonra arkamdan konuşmasınlar.
Çağa ayak uyduruyorsunuz yani.
– Onları oğlum yapıyor. Zaten bu albümün çıkmasına sebep oğlum Theo’dur. “Hadi baba, hadi baba” diye beni ikna etti. Bir tane de Rumca şarkımız var. Hiç şansı yok, biliyorum. Ancak mekânda okuyabileceğim. Radyoda çalmıyor. Niye ya? Komşuyuz. Yani satsın, dinlensin. “Yok Spotify’dan, bilmem neden para gelsin” filan, ben onları aştım. Ama ben varım. Giderayak ben varım.
Giderayak demeyin. Niye öyle bir ruh haline girdiniz?
– Ruh haline girmedim ya! Ben cin gibiyim. Ama gerçek bu. Bodrum’da beni gör, tanıyamazsın; zincirler takılmış, kafada bandana. Motosikletle geziyorum. Ben hayatımda kahveye gitmedim. Pişti bilmem. Poker bilmem. Hiçbir şey bilmem. Ben Bodrum’da kirada oturuyorum. Ağlamıyorum, yanlış anlamayın. İstesem ev alırım. Ama araba, deniz motoru, motosiklet benim tutkum yani. Ben dedim hastanede böyle serumlarla ölmek istemiyorum. Ya motosikletle bir yere çakılacağım ya boynum kırılacak.
Allah korusun! Peki 40 yıllık müzik hayatınızda içinizde ukde kalan bir şey var mı?
– Halkımla iç içe giremedim. Bir tek Bostancı Gösteri Merkezi konserim var. Yani Fedon hep sosyeteye, parası olana hitap etti. Bir diğeri de “öteki” olmam. Bana çok üzüntü veriyor yani.
Müzik sektöründeki genç isimleri takip ediyor musunuz? Beğendikleriniz var mı?
– Takip ettiğim yok maalesef. Bir röportajda benzer bir soru geldi, “Dinlemiyorum. Müzik dediğinin akşam dinleyip sabah mırıldanabildiğin bir olay olması lazım” dedim. “Ho ho diye bir şarkı çıktı. Ne dersiniz?” dedi, “Hoşt derim” dedim. Ne diyeyim? Piyasa zaten 15-20 yaş arası gençlerin elinde.
Günümüzde en sevilen türlerinden biri rap…
– Maalesef diyelim. Bir de üretime bakın bakayım ne çıkıyor? Bütün eski şarkılar yeniden söyleniyor. Ben onlara “katledilen şarkılar” diyorum maalesef. O güzelim şarkıları cover diye mahvediyorlar. Rahmetli Kayahan sağ olsaydı da alsalardı bakayım ondan bir şarkı. Ben türkü ve Türk sanat müziği hastasıyım. Ve iyi de okurum. Maalesef sadece Türkiye değil, tüm dünya kendi öz müziğine ihanet ediyor.
Siz kimleri dinlersiniz?
– Azer Bülbül, Mine Koşan, Müslüm Gürses. Arabesk hastayım. Türk sanat müziği hastasıyım. Ebru Gündeş dinlerim. Yani fantezi Türk müziği dediğimiz. Öbür tarafa gıcıktım. Geçen gün televizyonda baktım bir çocuk, gibi, boy pos… Müslüm Baba’nın şarkısını okuyor, muhteşemdi.
Kimdi o isim?
– Semicenk’miş. Tanımıyorum adamı. Çok beğendim. Bir de Tarkan’a helal olsun. Hem pop, hem Türk sanat müziği okuyor. Neler yaptılar bitirmek için. Sesiyle, sanatıyla, kişiliğiyle, yardımlarıyla… Hiçbir şey bulamadılar, başka çamurlar attılar. Başaramadılar.
2018’de “Günün birinde evlilik ortadan kalkacak” demişsiniz. Hâlâ aynı mı düşünceniz?
– Hâlâ aynı kafadayım. Evlilik doğaya aykırı.
Ama siz Eda Hanım’la yeniden evlendiniz. Neden evlendiniz tekrar?
– Daha iyisini bulamadığım için. Ben 21 yaşında evlendim. İstanbul’da büyümüş bir adam 21 yaşında evlenmesin. Etraf kız kaynıyor. Flört et, gez, toz. Ama bu evlilik olayı hakikaten bitecek. Bakın, boşanmalar yüzde 40 arttı. Hayat şartları zor. Sen şimdi çalışıyorsun, para kazanıyorsun. Mutlu olmadığın biriyle beraber olmaya mecbur musun? Benim zamanımda babana gidip “Ben boşanacağım” desen olmazdı. O devir değişti.
Aşk nedir sizin için?
– Olmayan bir şeydir. “Bir görüşte âşık oldum” diye bir cümle olamaz. Bu da tabiata aykırı.
Aşk diye bir şey yok mu yani?
– Yok. İlk baştaki o aşk sanılan duygu beğenidir. Beğenirim. Beraber olurum. Anlaşırım. O anlaşma alışkanlık olur. Ben şimdi çarpık çırpık bir adam olayım, benimle kim birlikte olur ya?
Aşkla ilgili yaptığınız bir açıklamanız daha var…
– Bak eşim orada oturuyor. Beni o kadar iyi tanıdı ki, bilmediği bir şey yok. Lafını kestim, özür dilerim. Biz nasıl boşandık biliyor musun?
Nasıl boşandınız?
– Ona dedim ki; “Eda ben seni çok üzüyorum. Her gün basında çıkan isimler mühim değil, onunla bununla filan. Yaptığım iş zor. Geliyor bilmem kim öpüyor. Biraz da kaptırdım kendimi. Biz boşanalım.” El ele verdik, mahkemeye gittik, boşandık. Ondan sonra ben dağıldım. Aradan 1 yıl geçti, döndüm eve. “Evine hoş geldin” dedi. Ben iyi koca olamadım. Ama çok iyi bir baba oldum.
“Çapkın olan aslında erkek değil, kadındır” diye bir açıklamanız var. Neden böyle düşünüyorsunuz?
– Şimdi örnek veriyorum; dışarıda bir kafede oturuyorum. Sen de karşıda oturuyorsun. Ben sana bakıyorum, sen kafanı çeviriyorsun. Değil Fedon, Alain Delon, Kadir İnanır olsa hiçbir şey olmaz. Ancak kadın gülümserse, davetkâr bir bakış atarsa biz erkekler koşar geliriz. Şimdi söyle bana, kim çapkın?
Bakışı atan erkek olduğu için bu durumu başlatan çapkın olmuyor mu?
– Olur mu! Ben orada sap gibi oturmuşum, sağa sola bakıyorum. Kadın çapkındır, kadın isterse olur.
Fedon denince akla bir diğer gelen de solaryum tutkunuz. Evinizde hâlâ solaryum makineniz var mı?
– Var. Hatta sabah sen gelmeden önce bir 10 dakika girdim.
Sizi pozitif, enerjik hallerinizle görüyoruz hep. Olmazsa olmazınız, hayattaki en önemli kuralınız nedir?
– Uyum. Ben mükemmeliyetçiyim. Bende gri yok. Aralık kapı yok. Düz bir adamım. Zaten onun için sevildim. Ne mutlu bana. Fedon oynamıyor.