İsa peygamberin kefeni olduğu öne sürülen Torino Kefeni'nin DNA analizi kumaşının İsa'dan bin yıl sonra Hindistan'da üretildiğini, üstündeki insan, hayvan ve bitki kalıntılarının da ya Hint soylu ya da Avrupa'ya çok sonra taşındığını ortaya koydu.
Uzun yıllar boyunca İsa peygamberin kefeni olduğu öne sürülen ve sayısız Papa tarafından ziyaret edilen Torino Kefeni üzerinde DNA analizi yapıldı. Yapılan çarpıcı analiz örtünün üstünde birçok insan, hayvan ve bitki DNA’sı olduğunu ortaya koydu.
Uzun yüzyıllar boyunca İsa peygamberin bedenini sarmak için kullanıldığına ve onun kefeni olduğuna inanılan Torino Kefeni hakkında çarpıcı bir detay açığa çıktı. Yapılan DNA analizinden elde edilen sonuçlar kefende çok sayıda insan, hayvan ve bitki DNA’sı olduğunu ortaya koydu.
Yapılan yeni bir çalışmada Hz.İsa’nın bedenini sarmak için kullanıldığına inanılan fakat daha sonra yapılan radyokarbon tarihlendirme incelemelerinde Orta Çağ’a ait olduğu ortaya konan Torino Kefeninde DNA analizi yapıldı.
Kefen uzun yüzyıllar boyunca birçok Hıristiyan ve Papa tarafından gerçek kabul ediliyordu. İlk sergilendiği 1389 yılında Troyes piskoposu onu ustalıkla boyanmış ve gerçekliği boyayan sanatçı tarafından kanıtlanmış bir nesne olarak değerlendirmişti.
Independent Türkçe’nin haberine göre, yıllar boyunca birçok Papa kefene haç ziyareti yapmıştı, bu isimler arasında yakın zamanda hayatını kaybeden Papa Francis de (Franciscus) vardı. The Guardian’ın aktardığına göre Papa Francis kefen için “Sevginin ikonu, şimdi bile bu kadar çok insanı buraya, Torino’ya çeken kefen. Kefen insanları İsa’nın azap çekmiş yüzüne ve bedenine çekerken her acı çeken ve haksız yere zulüm gören kişinin de yüzüne yönlendiriyor.” demişti.
Tarihsel kayıtlara göre Torino Kefeni ilk kez MS 1353 ile 1357 yılları arasında Fransız şövalye Geoffroi De Charny’nin evinde ortaya çıkmıştı, kefenin De Charny’nin evine nasıl gittiği ise belirsizliğini koruyor.
Torino Kefeni üzerinde yapılan bilimsel araştırmalar yapılan DNA analiziyle birlikte bambaşka bir boyut kazandı. Radyokarbon testleri kumaşın MS 1.260- 1.390 yılları arasında üretildiğini gösterirken genetik incelemeler nesnenin üstündeki bitki, hayvan ve insan izlerini ayrıntılı hale getirdi. Araştırmacılar kefendeki genetik izleri inceleyerek doku üzerinde yaban havucu, portakal ve muz gibi bitki türlerine ait DNA kalıntıları olduğunu ortaya çıkardı.
Bu bitki çeşitleri Avrupa’ya ancak Orta Çağ’ın sonlarında girmiş ve bölgedeki kültürüyle uyum göstermişti. Kutsal emanet tezini zayıflatan asıl bulgu kumaşın iddia edilen kökeni olan antik Orta Doğu florasına dair tipik izlerin yokluğu.
Kefende ayrıca domuz, koyun, keçi, tavuk, at, evcil ve köpek gibi geniş bir yelpazede 7 hayvanın DNA’sı ortaya çıktı. Bu da kumaşın Akdeniz kökenli olduğunu ya da bu bölgedeki yolculuğu sırasında yoğun bir kontaminasyona (bulaşmaya) maruz kaldığını düşündürdü.
Araştırmadaki en şaşırtıcı kısım yansa insan DNA’sı analizlerinde ortaya çıktı. Yapılan değerlendirmeler kefendeki insan DNA’sının yüzde 55,6’sından çoğunun Yakın Doğu soylarına karşılık geldiğini, Batı Avrupa soylarının yüzde 5,6’dan az olduğunu ortaya koydu. Toplam insan genomik verisinin yüzde 38,7’sinin Hint soylarından gelmesi ise beklenmedik bir bulgu olarak ifade edildi.
Uzmanlar söz konusu durumu İndus Vadisi yakınındaki bölgelerden yapılan keten veya iplik ithalatıyla ilişkili tarihsel ticaret ağlarına bağlarken bu veriler nesnenin kutsal emanet olma ihtimalini zayıflatıyor.