140’a kadar yolu var: Uzun ve sağlıklı yaşamak için sosyalleşin

Prof. Dr. Murat Aksoy “Ne yediğiniz, ne içtiğiniz, ne kadar spor yaptığınız çok önemli ama bağımsız en güçlü faktör sosyalleşme. Birbirimize ‘günaydın’ demek bile beyin için çok güçlü bir uyaran” dedi.

Sağlık 11 Nisan 2026

Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Murat Aksoy insanın potansiyel ömrünün 140 yıl olduğunu, ancak bunu büyük ölçüde yaşam tarzının belirlediğini söyledi.

1900’lü yılların başında doğan bir bebeğin ortalama 32 yıl yaşaması bekleniyordu. Temiz su kaynakları, aşılar, penisilin/antibiyotik gibi ilaçların geliştirilmesinin katkısıyla bu süre 75 yılın üstüne çıktı. Türkiye’de de yaşam beklentisi 75 yılı geçti. 2050’de yaşam beklentisinin ortalama 82,4 yıl olacağı hesaplanıyor.

Ancak mesele sadece uzun yaşamak değil. Sağlıklı da kalabilmek. Zira insan ömrünün son yüzde 15-20’lik bölümü genellikle hastalıklarla geçiyor.

Bilimin Işığında Menopoz Zirvesi’nde konuşan Aksoy uzayan ömrün kadınların menopozda geçirdiği yaşam süresini de uzattığını hatırlattı. Üstelik kadınlar daha uzun ömürlü. Aksoy 1960’larda kadınların menopozdan sonra ortalama 5-10 yıl yaşarken bugün bu sürenin 30 yıla kadar çıkabildiğini söyledi: “Bu nedenle menopoz, osteoporoz ve hormonal tedaviler artık çok daha fazla konuşuluyor.”

‘İtfaiyeci gibi çalışıyoruz’

Aksoy yaşam süresinin uzamasının tek başına yetmediğini, önemli olanın ‘sağlıklı yaşam süresi‘ olduğunu söyledi. Yaşamın yaklaşık yüzde 15-20’si sağlık sorunlarıyla geçiyor. Dolayısıyla modern tıbbın artık hastalıkları geciktirmeye ve yaşamın son dönemine sıkıştırmaya odaklanması gerektiğini belirten Aksoy şunları söyledi: “Bugün tıp çoğu zaman itfaiyeci gibi çalışıyor. Yangın (hastalık) çıkıncaya kadar bekliyoruz. Alevler binayı sardığında müdahale (tedavi) ediyoruz.

Çünkü biz aslında diyabeti, kanseri, yüksek tansiyonu, damar tıkanıklığını tedavi ediyoruz ama hayat kalitesini o kadar yükseltemiyoruz. Bakış açımız bu yüzden değişti. Amaç, 100 yıllık bir yaşamın mümkün olduğunca büyük bölümünü sağlıklı geçirmek olmalı.”

Yaşamın başındayken sonuna doğru yatırım

Yaşlanma tek bir nedene bağlı değil. Yaş önemli olsa da hücresel düzeyde başlıyor ve çok sayıda biyolojik mekanizma rol alıyor. Telomer kısalması, DNA hasarı, mitokondri fonksiyon bozuklukları, inflamasyon, kök hücre tükenmesi ve otofaji yetersizliği gibi birçok faktör katkıda bulunuyor.

Aksoy yaşlanmanın doğumdan itibaren hücrelere yüklenen fiziksel, kimyasal yüklerin bir sonucu olduğunu söyledi: “Yani başından itibaren ne kadar kendinize dikkat ederseniz yaşamın sonunda o kadar mutlu ve sağlıklı olursunuz.”

Genetik mi, yaşam tarzı mı?

Yaşlanmayla ilgili hala çok fazla ‘bilinmeyen‘ olduğunu ifade eden Aksoy, bu kadar çok faktör varken sadece birini düzeltmenin yetmeyeceğini, bütüncül yaklaşımın şart olduğunu söyledi.

Hiç kuşku yok ki genetik bir yükle doğuyoruz. Ancak ikizlerle yapılan çalışmalar erkeklerde genetiğinin etkisinin yüzde 21, kadınlardaysa yüzde 23 olduğunu ortaya koydu.

Başka bir deyişle nasıl yaşadığımız yaklaşık yüzde 80 oranında etkili. Ancak 90 yaş ve sonrasında genetik etki daha belirgin hale geliyor.

Ancak genetik önemli olsa da kader değil. Aksoy, “Hayata 1-0 yenik başlamış olabilirsiniz ama maçı çevirmek sizin elinizde. Kendinizi ve ailenizi tanıyın, risklerinizi bilin ve yaşam tarzınızı buna göre şekillendirin. Ne kadar erken başlarsanız o kadar çok kazanırsınız” dedi.

Sosyalleşmek beyni uyarıyor

Uzun yaşayan insanların bulunduğu bölgeye ‘mavi kuşak‘ (Blue Zones) deniyor. Barbagia (Sardunya Adası) Ikaria Adası (Yunanistan), Nicoya Yarımadası (Kosta Rika), Loma Linda (Kaliforniya), Okinawa Adası (Japonya) bu kuşakta yer alıyor. Burada yaşayanların ortak özelliği; güçlü aile bağları, sigara içmemek, sebze ağırlıklı beslenmek, sosyal entegrasyon ve bakliyat yemek.

Uzun yaşam üzerine yapılan araştırmalarda en dikkat çekici bulgulardan biri sosyalleşmenin etkisi. Aksoy, “Ne yediğiniz, ne içtiğiniz, ne kadar spor yaptığınız çok önemli ama bağımsız en güçlü faktör sosyalleşme. Birbirimize ‘günaydın’ demek bile beyin için çok güçlü bir uyaran” diye konuştu.

Egzersiz birçok hastalığı önlüyor

Fiziksel aktivite yaşlanmanın karşısındaki en güçlü bariyerlerden biri. Yalnızca kas ve damar sağlığı için değil, kanser ve kronik hastalıkların önlenmesi açısından da kritik rol oynuyor. Egzersiz 8 meme kanserinden 1’ini, 12 diyabet vakasından 1’ini, 15 kolon kanseri ve kalp hastalığından 1’ini önleyebiliyor.

Ayrıca Avustralya’da yapılan bir çalışmaya atıf yapan Aksoy, saatte beş kilometrenin üzerinde yürüyenlerde ölüm oranlarının belirgin şekilde düşük olduğunu belirtti.

Sigara ömrü 10 yıl kısaltıyor

Sigara en önemli değiştirilebilir risk faktörlerinden biri. Britanya’da yapılan uzun dönemli bir çalışmaya göre sigara içenler yaklaşık 10 yıl daha kısa yaşıyor. Bırakmak her yaşta fayda sağlıyor.

Aksoy “25-35 yaş arasında bırakılırsa kaybedilen süre tamamen geri kazanılabilir. 55 yaşında bırakıldığında bile yaklaşık 5 yıl kazanım mümkün” dedi.

Ancak sigarayı bırakmak önemli olsa da tek başına yetmiyor. Sağlığı belirleyen diğer faktörleri de ihmal etmemek gerekiyor.

Türkiye’de diyabet önemli faktör

Türkiye’de doğuşta beklenen yaşam süresi ortalaması 77,3 yıla çıktı. Kadınlar ortalama olarak erkeklerden yaklaşık yaklaşık beş yıl daha uzun yaşıyor.

Türkiye’de 100 yaş üzeri nüfus oranının beklenenden düşük olduğuna dikkat çeken Aksoy “Türkiye’de 100 bin kişide yalnızca 6,9 kişi 100 yaşın üzerine çıkabiliyor” dedi.

Japonya 100 yaşın üzerinde en yüksek nüfusa sahip ülke. 100 binde 70 kişi bir asırdan fazla yaşıyor. Bu oran ABD’de 100 binde 30, Fransa’da 100 binde 40.

Aksoy’a göre bu tablo sigara içmek, hareketsiz yaşam, aşırı tuz tüketimi, hayvansal gıdaların yoğun tüketilmesi, yüksek diyabet oranlarıyla ilgili: “Türkiye’de her altı kişiden biri diyabet veya prediyabet. Bu en yıpratıcı sağlık sorunlarından biri.”

‘Stres, önemli bir risk faktörü’

Peki stresin etkisi olabilir mi?

Aksoy stresin ölçülmesinin zor ancak önemli bir risk faktörü olduğunu belirtti: “Türkiye’yle ilgili veri yok. Ancak kronik stresin hücresel yaşlanmayı hızlandırdığına dair bulgular var. Mesela çocuğu hasta olan annelerin telomerinin daha kısa olduğunu biliyoruz. Suç oranı yüksek mahallelerde yaşayanların da telomerleri daha kısa.”

10Haber bültenine üye olun, gündem özeti her sabah mailinize gelsin.