Domuzdan alınan böbrekle 9 ay yaşayan adam: Hayata nasıl geri döndü?

Genetiği değiştirilmiş domuzlarda üretilen böbrekle hayatı kurtulan ilk insan Tim Andrews oldu. 9 ay boyunca bu böbrekle yaşadı, sonra da bir insandan gelen böbrek ona nakledildi. İki yıl önce ölmek üzere olduğunu düşünüyordu, bugün gölde yüzüyor, kano yapıyor, hayatın tadını çıkarıyor.

Sağlık 4 Eylül 2026

İki yıl önce Tim Andrews, yaşam mücadelesinin en ağır günlerini geçiriyordu. Yıllardır mücadele ettiği diyabet (şeker hastalığı) ve yüksek tansiyon (hipertansiyon), her iki böbreğinde de geri dönülemez bir hasara yol açmış, organ işlevlerini tamamen yitirmesine neden olmuştu. Hayatta kalabilmesi ancak kanını yapay yöntemlerle temizleyen, yıpratıcı ve sık tekrarlanan diyaliz tedavileriyle mümkündü. Henüz 66 yaşında olmasına rağmen vücudunda en ufak bir enerji kalmamıştı. İştahı tamamen kesilmişti, yürüyecek kadar bile dermanı yoktu ve bu süreçte iki kez kalp krizi atlatmıştı.

Geriye dönüp baktığında o günleri, “Ölüyordum,” sözleriyle özetliyor Andrews The New York Times gazetesine. Onu bu durumdan kurtarabilecek tek kesin çözüm bir böbrek nakliydi; ancak bağışlanan organ sayısı ihtiyacın çok gerisindeydi. Amerika Birleşik Devletleri Organ Paylaşımı Ağı (UNOS) verilerine göre, yaklaşık 90.000 hasta böbrek nakli bekleme listesinde yer alıyor ve her gün ortalama 11 kişi bu listede sıra beklerken hayatını kaybediyor. Üstelik Andrews’un nadir görülen kan grubu, onun uygun bir insan böbreği bulma şansını neredeyse imkansız hale getiriyordu.

Tam da bu umutsuzluk anında, Mass General Brigham Hastanesi’ndeki doktorların genetik olarak değiştirilmiş domuz böbreklerini insanlara nakletmeye yönelik deneysel çalışmalar yürüttüğünü öğrendi ve vakit kaybetmeden ekiple iletişime geçti. Zaten kaybedecek bir şeyi kalmadığını düşünüyordu: “Nasıl olsa öleceksem, en azından insanlık için faydalı bir şey yapayım ve bu deneyin bir parçası olayım diye düşündüm,” diyerek bu kritik kararı nasıl aldığını açıklıyordu.

Tıpta Bir İlk: Domuz Böbreğinden İnsan Böbreğine Geçiş

Tim Andrews, 25 Ocak 2025 tarihinde genetik yapısı müdahale edilmiş bir domuz böbreği nakledilen hastalar arasına katıldı. Bu hayvan organıyla tam dokuz ay boyunca yaşadı. Ardından, prestijli tıp dergisi The Lancet’te yayımlanan kapsamlı bir makalede detaylandırıldığı üzere, bu yıl tıp tarihine geçen bir ilke imza attı: Önce domuz böbreği taşıyıp, ardından başarılı bir şekilde insan organı nakledilen ilk bilinen hasta oldu.

Andrews’un yaşadığı süreç, nakil tıbbında son derece heyecan verici ve yenilikçi bir kavramın geçerliliğini kanıtlıyor: Genetik olarak düzenlenen domuz böbrekleri henüz kalıcı bir nihai çözüm olmasa da, hastayı insan organına götüren hayati bir “köprü” işlevi görebilir. Bu nakillerde kullanılan böbrekler, insan vücudunun organı şiddetle reddetmesini (akut reddetme tepkisi) önlemek ve domuz genomunda bulunan potansiyel virüsleri pasif hale getirmek amacıyla onlarca genetik düzeltmeden geçirilmiş özel domuzlardan elde ediliyor.

Hekimlerin buradaki temel amacı; domuz böbreğini geçici bir tampon olarak kullanarak hastaları diyalizin yıkıcı etkilerinden korumak, diyalize ara vermelerini sağlamak ve bu sırada insan organı bekleme listesinde üst sıralara tırmanırken onları hayatta tutmaktır.

Araştırmanın başyazarı ve Mass General Brigham bünyesindeki Legorreta Klinik Nakil Toleransı Merkezi Direktör Yardımcısı Dr. Leonardo V. Riella, mevcut diyaliz sürecini şu sözlerle eleştiriyor: “Diyaliz, hastalarımızın bedeninde o kadar büyük bir tahribata ve yıpranmaya yol açıyor ki, hastalar zamanla nakil olamayacak kadar ağırlaşıyor ya da henüz sıra gelmeden hayatlarını kaybediyorlar.”

Bağışıklık Sistemi Şüphesi ve Şaşırtıcı Sonuçlar

Domuz böbreklerinin bu şekilde bir geçiş çözümü olarak kullanılabileceği düşüncesi başlangıçta tıbbi çevrelerde kesin kabul görmemişti. Araştırmacılar bu yöntemi ilk değerlendirdiklerinde ciddi bir kaygı taşıyorlardı: Vücuda önce bir hayvan dokusu yerleştirilmesi, bağışıklık sistemini aşırı uyarabilir ve hastayı ileride nakledilecek bir insan böbreğini reddetmeye çok daha meyilli hale getirebilirdi.

Ancak Tim Andrews ve benzer durumdaki bir başka hastanın tecrübesi, bu endişelerin yersiz olduğunu ortaya koydu. Mass General Brigham’da kullanılan genetik modifiyeli domuzları üreten ve çalışmayı finanse eden biyoteknoloji şirketi eGenesis’in icra kurulu başkanı (CEO) Mike Curtis, elde edilen verileri değerlendirirken şunları kaydetti: “Elde ettiğimiz bulgular, domuz dokusu taşımanın hastanın daha sonra insan dokusuna vereceği reaksiyonu hiçbir şekilde olumsuz etkilemediğini gösteriyor. Şu anki verilerimize göre, domuz böbreğinin ardından insan böbreği nakledilmesinin bilinen hiçbir dezavantajı yok. Fakat bu çalışmaya ilk başladığımızda, sonucun bu kadar olumlu olacağından emin değildik.”

Gıda ve İlaç Dairesi’nin (FDA) başka tedavi seçeneği kalmamış hastalar için sunduğu “genişletilmiş erişim” (insani kullanım) programı kapsamında, Mass General Brigham’da eGenesis tarafından üretilen domuz böbrekleri toplam beş hastaya uygulandı. Şirketin açıklamasına göre, Andrews da dahil olmak üzere bu hastalardan üçü hayvan organıyla sekiz aydan fazla süre yaşadı. (Bir hasta nakilden kısa süre sonra beklenmedik bir kardiyak olay nedeniyle hayatını kaybetti, diğer bir hastaya ise nakil henüz yakın zamanda yapıldı.)

Diyaliz Kapanından Kurtuluş ve Yeniden Doğan Yaşam

Doktorları, Andrews’un hayvan organıyla geçirdiği dokuz aylık sürenin, sağlığını yeniden kazanması ve bedeninin toparlanması açısından kritik bir dönüm noktası olduğunu vurguluyor. Domuz böbreği, haftanın 7 günü 24 saat boyunca kesintisiz bir şekilde idrar üretti ve vücuttaki toksik atıkları temizledi. Oysa diyaliz makinesi bu işlemi yalnızca iki günde bir, saatler süren seanslar halinde ve oldukça kaba bir şekilde yapabiliyordu. Bu süre zarfında Andrews’un beslenmesi düzeldi, kaybettiği kas kütlesini yeniden kazandı ve genel sağlık durumu hızla iyileşti.

Andrews o günleri hatırlarken, “Bu organ bana yeniden yaşam verdi,” diyor.

Böbrek hastalıkları uzmanları, hastaların diyaliz sürecinde ne kadar büyük bir ıstırap çektiklerini sık sık dile getiriyorlar. Dr. Riella hastalarının durumunu şöyle aktarıyor: “Hastalardan aldığımız geri bildirimler —ki bu biz hekimler için de oldukça sarsıcıdır— diyalizdeki bir yaşamın aslında gerçek bir yaşam olmadığı yönünde. Bu yüzden hepsi bir alternatif arıyor. Bilimsel araştırmaların barındırdığı tüm bilinmezliklere ve risklere rağmen bu kadar çok hastanın gönüllü olup öne çıkmasının arkasındaki temel sebep de bu.”

Türler Arası Nakilde (Ksenotransplantasyon) Yeni Bir Çağ

Bu son gelişme, genetik mühendisliği, klonlama teknolojileri ve yeni nesil doku reddini önleyici (immünosüpresif) ilaçların gelişimiyle son yıllarda baş döndürücü bir hız kazanan türler arası nakil (ksenotransplantasyon) alanındaki en güncel başarı. Amerikan FDA idaresi, bu deneysel prosedürlerin sıkı bir denetim altında uygulanmasına izin veriyor.

Maryland Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde cerrahi profesörü olan ve ksenotransplantasyon alanının öncülerinden kabul edilen Dr. Muhammad Mohiuddin, teknolojinin gelişim hızından ve toplum ile hastalar arasındaki güçlü destekten kendisinin bile büyülendiğini ifade ediyor.

Dr. Mohiuddin, 2022 yılında genetik olarak değiştirilmiş bir domuz kalbinin insan hastaya ilk kez nakledildiği tarihi operasyonda yer almadan önce, onlarca yıl boyunca domuz kalplerini şempanzelere naklederek laboratuvarda çalışmıştı. Mohiuddin, “Kendi yaşam sürem içinde bu teknolojinin insan üzerindeki uygulamalarına tanıklık edeceğimi asla hayal edemezdim. Laboratuvarda insan dışı primatlarla yürüttüğümüz ilk çalışmalar çok yavaş ilerliyordu,” diyerek katettikleri mesafeyi vurguluyor.

Genetik modifiyeli kalp nakledilen ilk hastalar, ileri derecede organ yetmezliği çeken kişilerdi ve nakilden kısa süre sonra hayatlarını kaybetmişlerdi. Ancak sadece birkaç yıl sonra, Mart 2024’te, Boston’daki Mass General cerrahları 62 yaşındaki Rick Slayman adındaki hastaya ilk kez geni değiştirilmiş bir domuz böbreği nakletti. Slayman iki hafta sonra taburcu oldu ancak kronik kalp rahatsızlığı nedeniyle iki ay sonra organ dışı sebeplerten yaşamını yitirdi.

Buna rağmen alandaki çalışmalar tüm hızıyla sürüyor. eGenesis firması önümüzdeki yıl 33 hastanın katılacağı resmi bir klinik çalışma başlatıyor. Genetik modifiyeli domuzlar üreten bir diğer biyoteknoloji devi United Therapeutics Corporation da Kasım 2025’te böbrek nakli klinik deneylerine başladı ve yakında ikinci aşamaya geçeceğini duyurdu. Şirket ayrıca insanlara domuz kalbi naklini içeren çok küçük ölçekli yeni bir klinik deneyin de startını veriyor.

eGenesis yöneticisi Dr. Curtis, domuz böbreklerinin geçici bir “köprü” olarak kullanılmasının çok değerli bir aşama olduğunu, ancak nihai hedeflerinin insan böbrekleri kadar uzun süre dayanabilecek domuz organları geliştirmek olduğunu söylüyor.

Dr. Riella ise sürecin geleceğini şu sözlerle özetliyor: “Belki de ulaşabileceğimiz ilk gerçekçi hedef bu tedavinin geçici bir köprü işlevi görmesidir. Bundan 10 veya 15 yıl sonra, belki de insan böbreği kadar etkili ve kalıcı bir alternatifi konuşuyor olacağız. Henüz uzun bir yolculuğun başlangıcındayız.”

Sonuç: Yaşama Yeniden Bakış

Tim Andrews, vücudunda domuz böbreği taşıdığı dokuz aylık süreçte kan pıhtılaşması ve damar tıkanıklığı gibi sorunlar nedeniyle birkaç kez hastaneye yatmak zorunda kaldı ve nihayetinde organın çıkarılması gerekti. Kısa bir süre yeniden diyalize giren Andrews, Ocak ayında uygun bir insan donoründen nihai böbreğini teslim aldı.

O zamandan bu yana bazı ufak sağlık sorunları yaşamış olsa da, kendisini yıllardır hiç hissetmediği kadar zinde hissettiğini belirtiyor. Yılın büyük bir kısmını göl kenarındaki küçük kulübesinde geçirerek eski hayatına geri döndü. Artık gölde yüzüyor, kanoya biniyor, kısa bisiklet turlarına çıkıyor ve diyaliz döneminde tamamen kaybolan iştahının tadını çıkarıyor.

Diyaliz günlerini hatırlayan Andrews, sözlerini şöyle tamamlıyor: “O zamanlar kendimi o kadar kötü hissediyordum ki, sadece birkaç ayım, belki en fazla bir yılım kaldığını düşünüyordum. Fakat geçirdiğim bu nakiller hayata bakış açımı tamamen değiştirdi. İnsanların ‘durun ve gülleri koklayın’ derken ne demek istediklerini şimdi anlıyorum; benim hayatım artık tam olarak bu. Çevremdeki her şeye bakıp sadece ‘inanılmaz’ diyorum.”

10Haber bültenine üye olun, gündem özeti her sabah mailinize gelsin.