Müthiş araştırma, müthiş sonuç: Hayatınızın ilk 2 yılında ne kadar şeker tükettiğiniz, 70 yıl sonra bile sağlığınızı belirliyor

İngiltere, 2. Dünya Savaşı sonrası kıtlık nedeniyle şeker kotası getirdi. O kota yıllarında doğan çocuklar bunca yıl sonra araştırıldığında, hayatın ilk 1000 gününde daha düşük şeker tüketmenin kanser başta olmak üzere pek çok sağlık riskini düşürdüğü, ömrü uzattığı ortaya çıktı.

Popüler 3 Eylül 2026
  • 10Haber news

İki yaşınıza gelmeden önce tükettiğiniz şeker miktarı, onlarca yıl sonra —hatta 70’li yaşlarınızda bile— sağlığınızı şekillendirebilir mi?

Yeni bir çalışma, yanıtın “evet” olabileceğini gösteriyor. Yaşamlarının ilk birkaç yılında daha az şekere maruz kalan kişilerin, ilerleyen yaşlarda çeşitli kanser türlerine yakalanma olasılıklarının çok daha düşük olduğu ve biyolojik yaşlanmalarının daha yavaş seyrettiği görüldü. Ayrıca bu kişilerin yetişkinlik dönemlerinde de daha az şeker tükettikleri ve genel olarak daha sağlıklı beslendikleri tespit edildi.

Bunu gerçek hayatta incelemek oldukça zor bir süreç. Araştırmacıların bebekler üzerinde böyle bir deney yapması; yani bebekleri gruplara ayırıp bir kısmına şeker vererek ne olacağını görmek için 70 yıl beklemesi elbette mümkün değil.

İngiltere’nin İkinci Dünya Savaşı sonrası uyguladığı şeker kotası (karaborsa ve kıtlığı önleme amaçlı karne sistemi), bu konuda nadir bir fırsat sundu. Savaştan sonra İngiltere’de şeker kısıtlaması birkaç yıl daha devam etti. Ancak Eylül 1953’te kota kaldırıldı ve insanlar çok daha fazla şeker tüketmeye başladı; tüketim neredeyse iki katına çıktı. Bu durum, aralarında sadece birkaç ay fark olan çocukların hem anne karnında hem de erken çocukluk döneminde çok farklı miktarlarda şekere maruz kalmasına yol açtı.

Çalışmada, 1951 ile 1956 yılları arasında İngiltere’de doğan 64 binden fazla kişinin verilerini kullanıldı. Daha erken doğanlar yaşamlarının ilk 1.000 gününün daha büyük bir kısmını şeker kotası altında geçirirken, daha sonra doğanlar bu kısıtlamaya daha az maruz kaldı.

“İlk 1.000 gün” ile kastedilen anne karnına düşme anından çocuğun ikinci doğum gününe kadar geçen süre. Bu dönem kritik bir aşamaçünkü vücut son derece hızlı bir şekilde gelişir; organlar büyür, metabolizma şekillenir ve bağışıklık sistemi olgunlaşır. Besin ve tat tercihleri de bu dönemde oluşmaya başlar. 1.000 gün nispeten kısa bir süre olsa da, bu aşamadaki beslenme ortamının etkileri bir insanın tüm yaşamı boyunca sürebilir.

Beş Farklı Kanser Riskinde Belirgin Düşüş

Kanser vakalarını takip etmek için, katılımcıları onlarca yıl boyunca izleyen ve kimin ne zaman kansere yakalandığını kaydeden devasa bir sağlık veri tabanı olan UK Biobank kullanıldı.

İlk 1.000 günlerinde daha uzun süre şeker kısıtlamasına maruz kalan kişilerin beş farklı kanser türüne (meme, prostat, karaciğer, rektum ve akciğer kanseri) yakalanma oranlarının daha düşük olduğu saptandı. En güçlü etki, oranların yaklaşık %69 daha düşük olduğu karaciğer kanserinde görüldü. En zayıf —ama yine de önemli— etki ise %36’lık düşüşle meme kanserinde kaydedildi. En önemlisi, bu farklar şeker kotasının sona ermesinden ancak onlarca yıl sonra ortaya çıkmaya başladı.

Şekere maruz kalma düzeyinin biyolojik yaşlanmayla da ilişkili olduğu bulundu. Biyolojik yaş, takvim yaşından farklı; iki kişi de 70 yaşında olabilir ancak hücreleri ve bağışıklık sistemleri farklı yaşlanma düzeyleri gösterebilir.

Biyolojik yaşlanmayı ölçme yöntemlerinden biri telomer uzunluğu. Telomerler, kromozomların uçlarında bulunan koruyucu yapılardır. Hücreler yaşlandıkça telomerler genellikle kısalır. İlk 1.000 gününde daha uzun süre şeker kısıtlaması yaşayan kişilerin daha uzun telomerlere sahip olduğunu tespit edildi. Tahminlere göre bu fark, yaklaşık 2,2 yıl daha yavaş bir biyolojik yaşlanmaya denk geliyor.

Ayrıca, bağışıklık sistemi yıllarca fazla mesai yaptığında yükselen bir protein olan “granzim B” seviyelerinin de bu kişilerde daha düşük olduğu görüldü. Bu da hücresel düzeyde daha yavaş yaşlanmanın bir başka işareti. Elde edilen tüm bu sonuçlar, erken yaşamda düşük şekere maruz kalmanın hücresel boyutta yavaş yaşlanmayla bağlantılı olabileceğini düşündürüyor.

50 Yıl Süren Şeker Alışkanlığı

Ancak en şaşırtıcı olanı kanser sonuçları ya da biyolojik yaşlanma göstergeleri değil; erken dönemdeki şeker maruziyetinin insanların beslenme düzenini 50 yıl sonra bile etkilemeye devam etmesiydi.

Erken yaşta şeker kısıtlaması yaşayan kişilerin, 50’li yaşlarındaki yetişkinlik dönemlerinde de hâlâ daha az şeker tükettikleri görüldü. Bu kişiler genel olarak daha az yemek yiyordu, beslenme düzenleri daha sağlıklı ve çeşitliydi. Bu durum, insanların yaşamlarının çok erken dönemlerinde maruz kaldıkları tatlılık seviyesinin damak tatlarını uzun süre şekillendirebileceğini gösteriyor.

Burada iki farklı mekanizmanın işlediği görülüyor:

Biyolojik Mekanizma: Erken dönem beslenmesi metabolizmanın, organların ve bağışıklık sisteminin nasıl gelişeceğini şekillendiriyor.

Davranışsal Mekanizma: Erken yaşta oluşan “az tatlı” alma tercihi kalıcı bir alışkanlığa dönüşüyor.

İngiltere’deki şeker kotasının sona erdiği dönemi temel alan diğer araştırmalar da erken yaşta şeker kısıtlamasına maruz kalan kişilerin tip 2 diyabet ve yüksek tansiyon riskinin daha düşük olduğunu ortaya koymuştu. Aynı dönemi inceleyen yakın tarihli bir başka çalışma demans ve Alzheimer riskinin düştüğünü; bir diğeri ise kalp hastalığı ve felç riskinin azaldığını rapor etti.

Bu durum çocukların hiç şeker yememesi gerektiği anlamına gelmediği gibi, savaş sonrası uygulanan şeker kısıtlamasının ideal bir politika olduğu anlamına da gelmiyor. Bu tarihsel verilerin gösterdiği şey, gelişimin kritik bir döneminde, kısa bir süre boyunca şekere az maruz kalmanın bile yarım yüzyıl sonra hâlâ gözlemlenebilen kalıcı etkiler bırakabileceği.

Çocuklar iki yaşından önce ne yediklerini hatırlamayabilirler. Ancak ilerideki sağlıkları, vücutları ve hatta damak tatları, yaşamın ilk dönemindeki bu deneyimlerin izlerini taşımaya devam edebilir.

(Bu haber için The Conversation dergisindeki bu yazı temel kaynak olarak kullanıldı.)

10Haber bültenine üye olun, gündem özeti her sabah mailinize gelsin.