Bahçeli’ye göre ‘SDG kurucu lider Öcalan’a muhalefet ediyor’

SDG ve YPG'nin PKK lideri Abdullah Öcalan'a muhalif hareket ettiğini belirten Bahçeli "SDG/YPG’nin 27 Şubat İmralı çağrısına muhalif ve mugayir hareket ettiği açıktır" dedi. 

Siyaset 20 Ocak 2026

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, “Kürt kardeşlerimiz başka SDG/YPG başkadır. SDG/YPG terör örgütüdür, Kürt kardeşlerimizi temsil etmesi, onlar adına söz ve hak iddiasında bulunması kuyruklu yalan, A’dan Z’ye hayal mahsulüdür.” dedi.

SDG ve YPG’nin PKK lideri Abdullah Öcalan’a muhalif hareket ettiğini belirten Bahçeli, “Terörsüz Türkiye ve Terörsüz Bölge hedeflerine suikast üstüne suikast düzenleyen SDG/YPG’nin 27 Şubat İmralı çağrısına muhalif ve mugayir hareket ettiği açıktır. Gerçekten de Suriye’de tezahür eden SDG/YPG provokasyonlarını 27 Şubat Barış ve Demokratik Toplum sürecini baltalama girişimi olarak gören ve gösteren bizzat PKK’nın kurucu önderliğidir.” diye konuştu.

Partisinin grup toplantısında açıklamalarda bulunan Bahçeli, Suriye’deki gelişmelere ilişkin, “Tek bayrak, tek devlet, tek orduyla birlikte; egemen eşitliği her karış toprağında tesis edilmiş Suriye Cumhuriyeti devleti bölgesel istikrar ve barışa çok değerli katkı verecektir. SDG/YPG’nin devlet içinde devlet gibi hareket eden fiili ve mütecaviz tutumunun sürdürülebilirliği kesinlikle yoktur. Bu nedenle sadece Fırat’ın batısı değil, Fırat’ın doğusu da; Ayn el Arap’tan Kamışlı’ya kadar faal halde bulunan terörist faaliyetlerin kökü kurutulmalı, mıntıka temizliği bütüncül ve eşgüdüm halinde hayata geçirilmelidir. Ne yurt içinde ne de yurt dışında terörizmin ve terör örgütlerinin kanlı kumpas ve komplikasyonlarına tahammül etmeyeceğiz, boyun eğmeyeceğiz, alttan almayacağız.” açıklamasını yaptı. 

Güngören’de 15 yaşındaki bir çocuk tarafından bıçaklanarak öldürülen 17 yaşındaki Atlas Çağlayan’ın ailesine başsağlığı dileyen Bahçeli “Ahmet Minguzzi cinayeti adeta tekerrür etti. Suça karışmış veya suç işlemiş çocuklarla ilgili ne gereksiyorsa yapmalıyız.” ifadelerini kullandı. 

Bahçeli’nin açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

“Yurt içinde ve yurt dışında; televizyon ekranlarından, radyo kanallarından, sosyal medya platformlarından bugünkü toplantımızı takip eden tüm vatandaşlarımızı, gönül ve kültür coğrafyalarımızda devamlı boyut değiştiren karmaşık olayların onca yükünü omuzlayan, huzurlu ve onurlu bir hayatın taliplisi olan tüm kardeşlerimizi yüreğimle selamlıyor, şükran duygularımı paylaşıyorum.

Milliyetçi Hareket Partisi olarak birer haftalık arayla önce İl Başkanları Toplantımızı, müteakiben de MYK-MDK Ortak Toplantımızı gerçekleştirdik. Bundan sonra takip ve temin edeceğimiz siyasi yol haritası üzerine muhtevalı değerlendirmeler yaparak fikir ve görüş birliği sağladık. Ülkemizi her yönden etkileyen iç ve dış gelişmeleri, dünyayı kasıp kavuran siyasi ve stratejik mücadeleleri, çoğalan risk ve tehditleri kapsamlı olarak ele aldık. Bilhassa “Terörsüz Türkiye” ile “Terörsüz Bölge” hedefleri çerçevesinde bir yandan atılan kararlı adımları diğer yandan da bozucu tesirleri ve bozguncu telkinleri dikkatle yorumladık. Yıkımı ve yıkıcılığı tercih eden Siyonist-emperyalizmin yoz ve yeminli işbirlikçilerini, bunların şiddet ve şekavetle yazılmış husumet senaryolarını gözden geçirip temkinli ve tedbirli siyasi duruşumuzu teyit ettik.

Memnuniyetle ifade etmeliyim ki Milliyetçi Hareket Partisi huzurlu, güvenli, milli birlik ve bütünlüğü çelikleşmiş, barış ve refahla çatısı örülmüş bir Türkiye’yi Cumhur İttifakı’nın ortak akıl ve ahlaki yapısıyla hayata geçirmenin sonsuz amaç ve azmindedir. Bu soylu amaç ve azim ucuz hesaplara, basit oyunlara kurban verilmeyecek kadar hayatidir, hakikatlidir, haysiyetlidir. Ayrıca 24 Ekim 2025 tarihinde başlattığımız “Hayırlı Günler Komşum Ziyaretleri” ile “Derdin Derdimizdir Sohbet Toplantıları”nda sürekli olarak çıta yükseltiyor, yurdumuzu baştan ayağa gönlümüzle kucaklıyoruz.

Çok şükür bugüne kadar 81 il ve 963 ilçede olmak üzere toplam 76 bin 544 program gerçekleştirilmiştir.

Marifet iltifata tabiidir. Muvaffakiyetin ikmali ve itibarı methiyedir. Bu münasebetle sizleri ve bütün dava arkadaşlarımı takdir ve tebrik ediyor, Rabbim eksikliğinizi göstermesin diyorum. Bizim anlayışımızda çalışmanın sınırı, başarının limiti yoktur. Kaderin rotası gayret edenin damla damla akan teriyle çizilmektedir. Nitekim kader gayrete meftundur. Kur-an’ı Kerim’in Necm Suresi 39’uncu ayetinde buyurulduğu gibi, insan için yalnızca çalışmasının, gayretinin, halis niyetlerinin karşılığı olacaktır.

Yeni yüzyılın ikinci çeyreğinde ulaşılacak büyük hedeflerimiz, hayalleri gerçeğe dönüştürecek kutlu heves ve heyecanlarımız vardır. Peki bunu nasıl yapacağız? Hangi vasıtaları kullanacağız? İlk olarak, milletimizin irade namusunu kendi namusumuz bileceğiz. Demokrasiden sapma ve savrulma göstermeyeceğiz.

İkinci olarak, çağın gereklerini, zamanın ruhunu, değişim dinamiklerinin istikamet ve iç yüzünü Türk milliyetçiliğinin perspektifiyle, dünyanın genelini de Türkçe’nin imkanlarıyla okuyacağız, Türkçe’nin zenginliğiyle kavrayacağız. Milli ve manevi değer hükümlerimizi varoluş onurumuzun zırhı, birliğimizin, dirliğimizin ve kardeşliğimizin bedeli hiçbir şekilde ödenemeyecek ziyneti olarak değerlendireceğiz.

Üçüncü olarak, kökümüzde kopmadan, milli kimliğimizden ayrılmadan, kaynağımızdan ve ülkülerimizin aydınlığından savrulmadan güç birliği ve inanç birliği halinde, saflarımızı sımsıkı tutarak devamlı ilerleyeceğiz, hasılı kelam Kızılelmanın şafağında hep birlikte buluşacağız.

Vakti geldiğinde, güneşi doğduğu yerden karşılayacağız. Vakti geldiğinde, Türk milletinin yazılmamış destanını şakır şakır okuyacağız. Vakti geldiğinde, süper güç Türkiye’nin kale duvarlarından Türk-Cihan Hakimiyeti Mefkuresini haykıracağız.

Merhum fikir insanı ve büyük şairimiz Necip Fazıl Kısakürek’im “Bizim Şarkımız” isimli şiirinde dediği üzere;

Kırılır da bir gün tüm dişliler,

Döner şanlı şanlı çarkımız bizim,

Gökten bir el yaşlı gözleri siler,

Şenlenir evimiz barkımız bizim.

Yokuşlar kaybolur çıkarız düze,

Kavuşuruz sonu gelmez gündüze,

Sapan taşlarının yanında füze,

Başka alemlerle farkımız bizim.

Kurtulur dil, tarih, ahlak ve iman,

Görürler nasılmış neymiş kahraman,

Yer ve gök su vermem dediği zaman,

Her tarlayı sular arkımız bizim.

Biliyor ve kabul ediyoruz ki, zafer dediğimiz beşeri ve dünyevi lütuf ancak ve ancak sabreden, akleden, mücadele eden, iman eden; kim var diye sorulduğunda sağına soluna bakmadan ben varım diyebilen yüksek seciyeli dava ve gönül insanlarının harcıdır, onlara layıktır. Milliyetçi Hareket Partisi ve Cumhur İttifakı işte bu harcın ve liyakatin burcudur.

Özellikle söylemek istiyorum ki, biz çıkarlarımızın değil ülkülerimizin peşindeyiz. Biz ikbalimizin değil istikbalimizin derdindeyiz. Biz yalanın değil hakikatin izindeyiz. Halkın yanındayız, hakkın yanındayız, hakkaniyetin yanındayız, helalin safındayız. Tıpkı bir bayrak gibi haramın karşındayız, hıyanetin karşısındayız, hainlerin karşısındayız, habis emellerin karşı cephesindeyiz. Biz kula kulluğu reddeden inanmış bir vicdana sahibiz. Eğilmez başımızla, teslim olmaz mizacımızla milletimizin hizmetkârıyız. Milliyetçi Hareket Partisi’nin siyaseti Türk tarihinin zamanlar üstü mesajıdır, Türk kültürünün çağları aşan seslenişidir, Türk milletinin gıpta edilen muazzez varlık ve vakarıyla da mündemiçtir.

Siyaseti hizmet yarışı yerine hezimet rekabetine, zillet parkuruna dönüştürenler bizi anlayamaz, anlasalar bile anlatmaya takatleri yetemez. Yalanı, fitneyi, dedikoduyu ve iftirayı siyaset zennedenler siyaseti rant ve çıkar devşirme fırsatı gören üç kağıtçılardır. Bizim anlayışımıza göre siyaset bir meziyet, bir mecburiyet, bir meşruiyet, bir meftuniyet, bir mensubiyet olmasının yanı sıra, insana hizmetin, milli iradeye faziletle, fiiliyatla, fikriyatla hassasiyet ve hürmet göstermenin cümlesidir. Bu cümleden mahrum olanların siyasetleri kötüdür, kötürümdür, köhnedir.

8 Haziran 2021 tarihli grup konuşmamda siyaseti rivayet edilen tarihi bir misalle anlatmaya ve anlamlandırmaya gayret etmiştim. Şöyle ki: Muhyiddin İbn-i Arabi, bir gün İskenderiye Limanı’nda gemiden un boşaltan hamalları seyrediyormuş.

Bu esnada hamalbaşı yüksekçe bir yere çıkıp diğer hamallara sürekli talimatlar vererek özellikle şöyle sesleniyormuş:

“Çuvalı siyasetle tutun, çuvalı siyasetle taşıyın, çuvalı siyasetle indirin.”

İbn-i Arabi hamalbaşına yaklaşıp “çuvalı siyasetle indirmenin” ne manaya geldiğini sormuş. Hamalbaşının cevabı ise aynen şu olmuş: 

“Siyasetle indirmek çuvalı patlatmamaktadır.

Çuval patladıktan sonra şikâyetin, dövünmenin, dertlenmenin bir faydası yoktur.”

Çuvalı patlatmaya, çuvalın patlamasına ne niyetimiz ne de böylesi bir düşüncemiz vardır. Dimyata pirince giden evdeki bulguru da hesaba katmalıdır. İşte bu siyasetin görevidir. Söylenenin aksine su testisi suyolunda kırılmadan adresine ulaşabilmelidir. Siyaset bunun için vardır. Mayası tutmamış, ne var ki ısrarla modaymış gibi gösterilen düşünceler önümüzdeki kör noktalardır. Siyaset bunu öngörmekle mükelleftir. 20’inci yüzyıla ismini yazdıran meşhur bir düşünür demişti ki; “Hepimiz aynı şeylerden konuşuyoruz, ancak konuştuğumuz şeyin ne olduğu konusunda hala anlaşabilmiş değiliz.”

Siyaset vaki bu akıl tutulmasının sebep olduğu kör düğümleri çözmekle yükümlüdür. Siyaseti sanal korkulara tahvil etmek isteyen pişkin zihniyetler, pireyi deve yapan palavracılar, bir kaşık suda fırtına koparan pervasızlar akıllarından çıkarmasınlar ki, hak edene fırlatılacak taşlar cebimizdedir, hesapsız uçanlar, istismar dallarına yüzsüzce konanlar bedel ödemeyi muhakkak surette göze almalıdırlar.

Bölgesel ve küresel gelişmelerin baş döndüren hız ve değişimi hepimizin gözü önünde cereyan etmektedir. Evvelemirde yapacağımız her değerlendirmenin ağırlık merkezi Türkiye olmak mecburiyetindedir. Çünkü politik kavrayışımızın ve fikir kuvvemizin kaynak ve harekât üssü başkent Ankara’nın tarihi, siyasi ve gelecek vizyonuyla sınırlıdır. Pergelin sabit ucunu Ankara’ya koyarak hareketli ucuyla da dünyayı, yaşanan hadiseleri ve hayatın debisi kuvvetli akışını 360 derecelik açıyla analiz ve takip etmek durumundayız.

Bunu yaparken siyaset felsefesinde izleyeceğimiz usul ve yöntem ise tümevarım yönteminden başkası değildir. Görüş menzilimizin etki ve temas alanını kademe kademe merkezden çevreye, Ankara’dan kürenin her noktasına ulaştıracak çoklu mekanizma ve ufuk derinliğine sahip olmaktan başka akla, mantığa ve tarihsel müktesebata muvafık bir çare yoktur. Önce Suriye’de şekillenen ve somut bir içerik kazanan siyasi tabloyu değerlendirmek, bunun sonuçları hakkında mütalaada bulunmak lazımdır. Malumunuz olduğu üzere, SDG/YPG yuvalandığı sahalardan Suriye ordusunun müessir mücadele yeteneğiyle sökülmüş, nihayet Fırat’ın batısından sürüp çıkarılmıştır. Halep’in yanı sıra Rakka ve Deyrizor esaret, baskı, dayatma ve işgalden kurtarılmıştır.

“SDG/YPG tutunduğu alanlardan zora ve silaha dayalı olarak defedilmiştir”

10 Mart Mutabakatına direnç gösteren, her fırsatta ayak sürüyen, dış tesirlerle masayı ve müzakere ortamını sabote eden SDG/YPG kapsamlı bir süpürme harekatı ile tutunduğu alanlardan zora ve silaha dayalı olarak defedilmiştir. Son gelişmeler hem Suriye, hem de bölge ülkeleri ve Türkiye’miz adına son derece müspet ve kayda değerdir. Terörsüz Türkiye ve Terörsüz Bölge hedeflerine suikast üstüne suikast düzenleyen SDG/YPG’nin 27 Şubat İmralı çağrısına muhalif ve mugayir hareket ettiği açıktır. Gerçekten de Suriye’de tezahür eden SDG/YPG provokasyonlarını 27 Şubat Barış ve Demokratik Toplum sürecini baltalama girişimi olarak gören ve gösteren bizzat PKK’nın kurucu önderliğidir.

“Kürt kardeşlerimiz başka SDG/YPG başkadır”

Suriye’de yeni bir siyasi ve toplumsal yapı kurulmaktadır. Sıkıyı görünce teslim bayrağını çeken SDG/YPG’nin Şam yönetimiyle 14 maddelik ateşkes ve tam entegrasyon anlaşmasını imzalamak durumunda kalması oldukça anlamlı ve hayırlı bir sonuçtur. Suriye’de Arap aşiretlerinin, Kürtlerin, Türkmenlerin, diğer etnik grupların bir ve kardeşçe yaşamak dışında arayış ve arzuları yoktur. Özellikle Rakka ve Deyrizor’da ayağa kalkan Arap aşiretleri Şam yönetimiyle el ele vermiş SDG/YPG terörüne karşı olağanüstü bir mücadele sergilemişlerdir. Şunu tekraren açıklamak lazımdır ki, Kürt kardeşlerimiz başka SDG/YPG başkadır. SDG/YPG terör örgütüdür, Kürt kardeşlerimizi temsil etmesi, onlar adına söz ve hak iddiasında bulunması kuyruklu yalan, A’dan Z’ye hayal mahsulüdür.

18 Ocak 2026 Pazar günü, “Suriye Cumhurbaşkanı Sayın Şara’nın Yayımladığı Kararname ve Suriye’de Yaşanan Gelişmelere” ilişkin yapmış olduğum yazılı değerlendirmede her mesele enine boyuna yorumlanmıştır.

Bir kez daha ve özetle ifade edecek olursam;  “Milliyetçi Hareket Partisi olarak yeni Suriye’de kapsayıcı, kucaklayıcı, uzlaşmacı, tüm etnik ve dini unsurları Suriye’nin ortak geleceğinde buluşturan “Suriye vatandaşlığında” bütünleştiren, demokratik, istikrarlı, temsil adaletine ve serbest seçimlere dayalı temel hak ve hürriyetlerin korunmasını esas alan bir anlayışla Anayasa yapılmasını önermiştik.

16 Ocak 2026 tarihinde Suriye Cumhurbaşkanının “Anayasal beyanname hükümlerine dayanarak, yüksek ulusal menfaatlerin gereklilikleri uyarınca, devletin ulusal birliğini güçlendirme, tüm Suriyeli vatandaşlar için kültürel ve sivil hakları tanıma konusundaki rolü ve sorumluluğuna binaen” yayımladığı 2026/13 sayılı Kararname, düşüncelerimize ve önerilerimize uygun bir içeriğe sahiptir.”

Bize göre mezkur kararname isabetli, anlamlı, Suriye’de birlik ve bütünlüğü tahkim etme yönünde doğru zamanda atılmış önemli bir adımdır. Tekraren vurgulamak isterim ki, Suriye’nin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü esasına dayalı üniter bir yapının tesis edilmesi, federasyon, konfederasyon, özerklik gibi eski çatışma hatlarını ve terörist faaliyetleri yeniden canlandırabilecek tartışmalar gündeme getirilmemelidir. Suriye Cumhuriyeti’ne vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkesin eşit hak, özgürlük ve yükümlülüklere sahip olması, etnik ya da dinî farklılıkların devlet nezdinde hiçbir önem arz etmemesi çok mühimdir. En önemli ortak paydanın ise “Suriye Vatandaşlığı” olacağı hususunda tüm sosyal kesimlere güvence verilmelidir.

“Terörizmin ve terör örgütlerinin kanlı kumpas ve komplikasyonlarına tahammül etmeyeceğiz”

Suriye’de hiçbir kesim, hiçbir etnik veya mezhebi grup dışarda bırakılmamalı, mağdur edilmemeli, yok sayılmamalıdır.

Tek bayrak, tek devlet, tek orduyla birlikte; egemen eşitliği her karış toprağında tesis edilmiş Suriye Cumhuriyeti devleti bölgesel istikrar ve barışa çok değerli katkı verecektir. SDG/YPG’nin devlet içinde devlet gibi hareket eden fiili ve mütecaviz tutumunun sürdürülebilirliği kesinlikle yoktur. Bu nedenle sadece Fırat’ın batısı değil, Fırat’ın doğusu da; Ayn el Arap’tan Kamışlı’ya kadar faal halde bulunan terörist faaliyetlerin kökü kurutulmalı, mıntıka temizliği bütüncül ve eşgüdüm halinde hayata geçirilmelidir. Ne yurt içinde ne de yurt dışında terörizmin ve terör örgütlerinin kanlı kumpas ve komplikasyonlarına tahammül etmeyeceğiz, boyun eğmeyeceğiz, alttan almayacağız.

“Şam’ın güvenliği Ankara’nın güvenliğidir.”

Terörün sonu yoktur. Terörizm çıkmaz sokaktır. İnsanlığa karşı işlenmiş en vahşi suç terör suçudur ve terörle yaşamak, teröre sessiz ve seyirci kalmak onurlu yaşamanın tam tersi, tam zıttıdır. Cinayet, melanet, ihanet ve rezaletlerin hiç kimsenin yanına kalmayacağı, hiçbir hain örgütün yanına bırakılmayacağı da gayet iyi bilinmelidir. Suriye Cumhuriyeti devletinin siyasi ve toprak bütünlüğü, egemenlik haklarıyla iç huzur ve istikrarı tartışılamaz, sulandırılamaz, sakatlanamaz mahiyettedir. Şam’ın güvenliği Ankara’nın güvenliğidir. Suriye halkının saadet, selamet ve birliği Türk milletiyle bir ve aynıdır.

Dileğimiz ve temennimiz şudur: Şam yönetimiyle SDG/YPG arasında imzalanan 14 maddelik ateşkes ve tam entegrasyon anlaşmasının bir dönüm noktası teşkil etmesi, “Terörsüz Bölge” hedefiyle siyasi ve toplumsal istikrarı amaçlayan huzurlu Suriye’nin tecellisine azami destek sağlamasıdır.

“Biz dikene su verenlerden olmayacağız”

Farabi, İdeal Devlet isimli eserinde, adaleti, her kim olursa olsun, insanın yolu üzerine dikilen engelleri aşması olarak tarif etmişti. Adalet bir sonuç değil, kutlu bir yolculuktur. Temeli adalet olmayan bir toplum veya devletin binası çürüktür. Kuvvetsiz adalet ve adaletsiz kuvvet iki büyük felakettir. Geçmişimiz adaletli hükmün tertemiz misalleriyle doludur. Tarihin her döneminde Türk milleti adaletiyle sivrilmiş, böylece adından, şanından gururla bahsettirmiştir. Hz Mevlana’nın dediği gibi, adalet ağaçları sulamak, zulüm ise dikene su vermektir. Biz dikene su verenlerden olmayacağız. Elbette bizi bilen bilir, bilmeyen de kendi gibi bilir.

Devlet duyguyla değil akılla yönetilir. Devlet kin ve nefretle değil adaletle muamele eder. Tehdit ne denli çetin, ne kadar derin olsa da, devlet yönetimi adaletten ve hukukun çizdiği sınırlardan kesinlikle taviz vermez, vermemelidir.

Terörle ve bölücülükle mücadele de aynen böyle olmalıdır. Türkiye’nin 1984 yılında fiilen başlayan bölücü terörle mücadelesinin 42 yıldır sürdüğü hepinizin malumudur ve beka düzeyinde en önemli sorunudur. Ve bu sorun köklü olarak halledilecektir. Terörsüz Türkiye’ye adım adım ilerledikçe korkuya kapılanlar, uykuları kaçanlar, çılgına dönenler, hatta her türlü karalama kampanyasına aracı ve alet olanlar kaybetmeye, millet nezdinde mahkum ve mahcup olmaya sonuna kadar müstahaklardır. Şirazlı Sadi’den esinlenerek şunu hatırlatırım ki, kendi ayıplarının hamalı olanlar, başkalarının kusurlarıyla uğraşıyor. Bunu yaparken çok tehlikeli bir dile tevessül ediyorlar. Yanlışı ve yalanı savunacak kadar cahil olanlardan, doğruyu ve doğruluğu göremeyecek kadar kör olanlardan, iyiliği ve iyi niyeti inkar edecek kadar nankör olanlardan Rabbim cümlemizi korusun ve böylelerini milletimizden her daim uzak tutsun diyorum.

Tahriklere aldırmayacağız, yolumuzdan ayrılmayacağız. Hamasi ezberlere takılmayacağız, siyasi geçim kapısı demagoji olanları hiç takmayacağız. Vatandaşlarımızın aldatılması, umut tacirliğinin kamçılanması, yalanın egemenlik kurması, halk dalkavukluğunun öne çıkması ve demagojinin geçer akçe görülmesi açıkça millet iradesine fesat karıştırmaktır.

Bunun adı da işin özünde “milli irade gasbı”dır. Nihayetinde milli iradeyi gasp etmek için hezeyandan hezeyana koşan palavracı siyaset meddahlarının hala varlığı, ahlaki temele yaslanan dürüst ve namuslu siyaset anlayışının yeterince kök salamadığına işarettir.

“İkiyüzlülük ve karaktersizliğe de hiçbir zaman itibar etmedik, etmeyeceğiz”

Gerçekte dürüstlük pahalı bir mülktür, zillete düşmüş ucuz insanlarda asla durmayacak, asla bulunmayacaktır. Onlar ne söylerse söylesin, sırat-ı müstakim üzere mücadelemizi sürdüreceğiz. Bizim gayemiz ülkemizi hak ettiği gelişmişlik düzeyine ulaştırmaktır. Her yolu mubah gören, her rüzgâra yelken açan, tarlasını sırtlayıp yağmur neredeyse oraya taşıyan ikiyüzlülük ve karaktersizliğe de hiçbir zaman itibar etmedik, etmeyeceğiz. Yeni yüzyılda terörü hayatımızdan mutlaka çıkaracağız. Yeni yüzyılda feleğin çemberini kıracağız, tuzakları bozacağız, karanlık senaryoları yırtıp atacağız.

Mühürlü kalpler görmese de Türkiye’nin bahtı açık olduğunu, milli birlik ve dayanışma ruhunun düne nazaran çok daha sağlam oluşunu cümle aleme göstereceğiz.

Ekonomik olarak gelişmiş, siyasal olarak istikrarını kesintisiz korumuş, adaletin gücüyle birliğini ve dayanışma iklimini muhafaza etmiş, her alanda isminden ve iradesinden bahsettirmiş bir Türkiye’yi Allah’ın izniyle inşa ve ihya edeceğiz.

Bunu yaparken de ahlaki ve manevi cephemizi sarsan iç ve dış operasyonlara, aile kurumunu tahrip eden sistematik saldırılara, milli varlığımızı, milli değerlerimizi yaralayan, hatta yarmayı amaçlayan tehlikeli akımlara sonuna kadar direniş göstereceğiz.

“20 Yanvar 1990 ile Karabağ Savaşı’nda hayatlarını kaybeden şehitlerimizi rahmetle anıyorum”

20 Yanvar 1990, Azerbaycan Türkü’nün bağımsızlık iradesinin silahla bastırılmak istendiği, masum soydaşlarımızın hedef alındığı, Bakü başta olmak üzere Azerbaycan’ın muhtelif bölgelerinde haklı taleplerle sokaklara çıkan halka ağır silahlarla müdahale edilmesinin sonucunda yaşanan kitlesel ve tarihe Kara Ocak diye geçen bir felaket günüdür. Resmi verilere göre o kahredici günde 147 kardeşimiz şehit edilmiştir. Ne var ki bu kanlı müdahale Azerbaycan Türklüğünün istiklal yürüyüşünü engelleyememiştir. 20 Yanvar, Azerbaycan halkının bağımsızlık uğruna ödediği en ağır bedellerden birisi olduğu kadar Türk milletinin engin hafızasında yer eden vahim bir acı ve ıstırabın ortak yankısı, ortak yansımasıdır.

Diğer taraftan 2020 yılında yapılan 44 günlük Vatan Savaşı, uzun yıllar sabırla beklenen azatlığın ve adaletin gerçekleşmesine sahne olmuştur. 

“Çizgimizde zikzaklar yoktur”

Bu duygularla 20 Yanvar 1990 ile Karabağ Savaşı’nda hayatlarını kaybeden şehitlerimizi rahmetle, minnetle ve hürmetle anıyor, dost ve kardeş ülke Azerbaycan halkını saygı ve sevgiyle selamlıyorum. Kaderimiz birdir, kavlimiz bir; kararımız birdir, kararlılığımız bir. Geçmişimiz birdir, geleceğimiz bir; varlığımız birdir, vuslatımız bir. Adımız birdir, anımız bir; sonsuza kadar kardeştir tek millet iki devlet Azerbaycan Türkiye. Bizim siyasetimiz hasbidir, harbidir, dürüsttür, ilkelidir, tutarlıdır ve ahlaki esaslara dayanmaktadır. Birileri gibi işkembeden sallamayız. Birileri gibi hem nalına hem mıhına vurmayız. Göründüğümüz gibiyiz, olduğumuz gibi görünmesini de biliriz. Çizgimizde zikzaklar yoktur. Karabağ Savaşı’nda tarihin yanlış tarafında duran, vatan mücadelesini tartışmaya açan CHP’​ye hiç benzemeyiz, buna da hiç tevessül etmeyiz.

CHP’nin işi gücü istismar ve inkardır. 

Türk dünyasına ne kadar yabancı olduğu, Türk-İslam alemine nasıl şaşı baktığı bizim nazarımızda bellidir, berraktır.

CHP’nin mesleği ve meşgalesi her milli meseleyi bağlamından koparmak, ülkemizi ve Türk dünyasını ilgilendiren gelişmelere yabancı durmak ve uzaktan bakmaktır. Onların siyaseti enternasyonal hezeyanla perçinlenmiş, bizim siyasetimiz ise milli ve tarihi mirasımızla pekişmiştir. CHP’nin muhalif siyaseti Türkiye’ye karşı kurgulanmıştır.

Fırsatçılık, istismar ve ganimet avcılığı geçim kapısıdır. Hatırlarsanız, geçen haftaki grup konuşmamda, en düşük emekli maaşı alan kardeşlerimizin sefalet ücretine değil en azından insanca yaşayabilecekleri bir seviyeye taşınmasını gündeme getirmiştim. 

“Ahmet Minguzzi cinayeti adeta tekerrür etti”

İstanbul Güngören’de yaşı henüz 17 olan Atlas Çağlayan isimli evladımız yan baktın bahanesiyle 15 yaşındaki bir katil tarafından sokak ortasında katledildi. Müteessir bir hissiyatla diyorum ki, Ahmet Minguzzi cinayeti adeta tekerrür etti. Merhum Atlas evladımıza Allah’tan rahmet, acılı ailesine sabır ve başsağlığı niyaz ediyorum. Suça karışmış veya suç işlemiş çocuklarla ilgili ne gereksiyorsa yapmalıyız.

Farkında mısınız, kaygı ve korkuları tırmandıran olaylar her gün birbirine eklemlenerek gözümüzün ta içine kadar sokuluyor. Farkında mısınız, Türkiye’nin toplumsal dokusu tahrip ve tahriş ediliyor. Yine farkında mısınız, ahlak mevziimiz, bizi biz yapan değerler manzumemiz biteviye yaylım ateşine maruz kalıyor. Cinnet, cinayet ve şiddet eşzamanlı mesafe alıyor. Huzurumuz yutuluyor, sükûnetimiz yıpratılıyor, medeniyet mirasımız dört bir koldan hücuma uğruyor.

Bakıyorsunuz, sanatçı ve medya mensupları uyuşturucuyla anılıyor. Ünlüsü ünsüzü bataklıkta çırpınıyor. Makyajlanmış hayatların ne kadar çürüdüğü görülüyor, gösteriliyor. Bakıyorsunuz, bir özel jette her rezalet, her türlü iğrençlik sahne alıyor. Ülkemiz Merhum Reşat Nuri Güntekin’in Yaprak Dökümü isimli eserini adeta aratmıyor. Önüne gelen Bihter olmuş, önüne gelen Behlül karakterine bürünmüş. Sorarım sizlere, bize ne oldu? Hangi ara bu kadar irtifa kaybettik? Bu hallere nasıl düştük? Dahası yaşananlar ve yaşatılanlar Müslüman Türk milletine reva mıdır? Merhum Hocamız Prof.Dr. Nurettin Topçu der ki, milliyetçiliğin davası ahlak davasıdır. Bu davanın samimi ve faziletli sahiplerinin, çalışmalarının başında, içinde ve gayesinde her türlü siyaset ve menfaat hadiselerinden mutlak süratte sıyrılmaları ve onlara uzak durmaları ilk şarttır.”

Evet bizim davamız aynı zamanda ahlak davasıdır. Ahlak yoksa varlığımızın hükmü şahsiyetinden, hürriyetimizin asalet ve ahkamından nasıl bahsedebiliriz? Şimdi Merhum Akif’e kulak verelim, deyim yerindeyse titreyip kendimize dönelim: “Ahlâkın izmihlâli ne müthiş bir izmihlâl; Ne millet kurtulur, zîrâ, ne milliyet, ne istiklâl. Oyuncak sanmayın! Ahlâk-i millî, rûh-i millîdir; Onun iflâsı en korkunç ölümdür: Mevt-i küllîdir.”

“Uyuşturucu ve uyarıcı madde kullanım yaşının düşmesi dehşet verici bir tehdittir”

Son günlerde gördüğümüz ve şahit olduğumuz gelişmeler alarm zillerini çalmaktadır. Uyuşturucu ve uyarıcı madde kullanım yaşının düşmesi dehşet verici bir tehdittir. Bu kürsüden kararlılıkla diyorum ki, geleceğimizi riske atamayız, çocuklarımızı alçak ve namussuz uyuşturucu tacirlerinin eline ve emeline teslim edemeyiz. Topyekun bir mücadele başlatmalıyız. Hiç kimsenin gözünün yaşına bakamayız, bakmamalıyız. Kafa kafaya vererek milli ahlak reformu hazırlayıp bunu da tatbik etmeliyiz. Millî ahlâk milletin kurtuluşudur. Milli ahlaktan uzaklaşmak milli ruhu kaybetmekle eşdeğerdir.

Ahlaki iflas bir nevi ölümdür. 

Bir kez daha ahlak kahramanımız, istiklalimizin manzum dehası Akif’e sözü bırakalım: “Gökten inmez bir de hiçbir şey…Bütün yerden taşar; Kendi ahlakiyle bir millet ölür, yahut yaşar.”

Şımaran, tırmandığı mevkii hazmedemeyen, her türlü çarpık ve aşağılık ilişkiler yaşayan, uyuşturucuyla kendinden geçip zıvanadan çıkan kim varsa diyorum ki, yeter artık, yetti artık, milletimizin gündeminden çıkın artık. Sanatçı medeniyet inşa edendir, peki karşımızdaki sanatçı tablosu hangi medeniyet mirasının sonucudur? Daha doğrusu, bunlarla medeniyet kavramını yan yana getirmek akıl ve ahlak işi midir?

Ruhen dinamikliğini yitirmiş, kirlenmiş, duygusuz, yıkıcı fikirleri benimsemiş, zulme razı, adaleti ve hakkaniyeti önemsemeyen, kendi iyimserliği ile yetinip, zayıf, ihtiyaç sahibi bireyleri unutan, kibirli, bencil, yalan söyleyen, verdiği sözü unutan, mezhep, meşrep, milliyet, dil farklılığını tefrika nedeni yapan, faydasız törenlerle meşgul olan, güçlünün dalkavukluğunu yapan, aslan, kedi örneği ile anlattığı ikircikli tavır içinde olan insanların oluşturduğu toplumun halini parçalanmış, çözülmüş vücudun haline benzeten Âkif, kurtuluş için ahlâkımızın yükselmesini önermektedir.

Ahlakımızı yükseltmekten başka emin olunuz ikinci bir seçenek yoktur.

“Türkiye, Bebek otelindeki şaibeli olaylarla anılamaz, temizliğin simgesi olan bebek kelimesi aşağılık ilişkilerle yan yana getirilemez”

Süregelen adli süreçlerin acilen sonuçlandırılması, ülkemizin ve milletimizin içinde düştüğü anafordan derhal kurtulması ve kurtarılması çok güçlü talep ve beklentimizdir. Türkiye, Bebek otelindeki şaibeli olaylarla anılamaz, temizliğin simgesi olan bebek kelimesi aşağılık ilişkilerle yan yana getirilemez. Türkiye, havada uçan bir günah jetine hapsedilemez.

Türkiye, medyaya, işi dünyasına, siyaset ve diğer sosyal alanlara sirayet eden uyuşturucu müptelası müptezellerle eşitlenemez. Uyuşturucu tacirlerine, torbacı alçaklara, çocuklarımızı abluka altına alan şerefsizlere haddini bildirmek, bunların başına dünyayı yıkmak bugün değilse ne zaman yapılacaktır?

Ailelerimiz, eğitim kurumlarımız, sivil toplum kuruluşlarımız, siyasi partilerimiz hazırlanacak acil eylem planı çerçevesinde milli ahlakı müdafaa edecek cesur ve cüretkar bir mücadeleyi amansız şekilde ve eşgüdüm halinde icra etmelidir.

O gün bugündür. İhmal felakettir. Bayrak olacağız, sancak olacağız, vatan olacağız, düşmeyeceğiz, ahlak cephemizin bozgununa göz yummayacağız, Türkiye’yi kesinlikle düşürmeyeceğiz. Bir olacağız, kardeş olacağız, büyük bir aile olacağız, Türk milletinin kahramanca duruşuyla ayrık otlarını kurutup içten çöküşümüzün umudunu taşıyanları hayal kırıklığına uğratacağız.

Mert olacağız, ahlaklı olacağız, erdemli olacağız, tavizsiz olacağız, adam gibi adam olacağız, serdengeçti bir yürekle Türkiye’yi sonuna kadar savunacağız, Türk milletine tercüman olacağız. Bu duygu ve düşüncelerle, haftalık olağan Meclis grup konuşmama son verirken hepinizi hürmet ve muhabbetle selamlıyor, aziz milletimize esenlikler diliyor, her birinizi Cenab-ı Allah’a emanet ediyorum. Sağ olun, var olun diyorum.”

 

 

 

 

10Haber bültenine üye olun, gündem özeti her sabah mailinize gelsin.