Ekrem İmamoğlu'nun da aralarında olduğu 414 ismin yargılandığı İBB davasının 49. celsesinde itirafçılık ifadesini geri çeken Medya A.Ş. Reklam Müdürü Elif Güven etkin pişmanlık ifadesinin ne olduğunu bilmediğini söyledi.
Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında olduğu 414 ismin yargılandığı İBB davasının 49. celsesi yapıldı. Duruşmada itirafçılık ifadesini geri çeken Medya A.Ş. Reklam Müdürü Elif Güven kendisini savundu. Savcının yanına giderken etkin pişmanlık ifadesinin ne olduğunu bilmediğini belirten Güven yaşadıklarını detaylı anlattı. Güven “Sayın Savcı bana ‘Sana yardımcı oluruz’ dedi. Düşünüyorum, şaşkınım. Böyle bir durumun ne olduğunu hiç anlayamadım. ‘Madem yardımcı olacaktınız neden içeri attınız beni’ diye söylemeyi düşündüm ama bunu söyleyemedim” dedi. Güven sorgunun ‘sohbet’ şeklinde olduğunu, savcı tarafından sürekli azarlandığını söyledi.
İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesince Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nun karşısındaki salonda yapılan duruşmaya, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan, Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık, Beyoğlu Belediye Başkanı İnan Güney ile eski CHP milletvekili Aykut Erdoğdu, İBB Başkanı Danışmanı ve MEDYA AŞ Yönetim Kurulu Başkanı Murat Ongun, İBB Spor Kulübü Başkanı Fatih Keleş ve İmamoğlu’nun avukatı Mehmet Pehlivan’ın da aralarında bulunduğu bazı tutuklu isimler katıldı.
Bir kısım tutuksuz sanıklarla avukatların da geldiği duruşmada CHP’li bazı milletvekilleriyle tutuklu sanıkların yakınları izleyici olarak yer aldı. Duruşmayı, Avrupa Parlamentosu Üyesi Vladimir Prebılıc, Avrupa Parlamentosu Yeşiller Grubu Danışmanı Sarah Henkel ve Avrupa Parlamentosu Üyesi Prebilič’in Danışmanı Đorđe Bojovıc de takip etti.
Perşembe günkü celsede itirafçılık ifadesini geri çeken Medya A.Ş. Reklam Müdürü Elif Güven savunma yaptı.
Suçlamaları kabul etmeyip beraatini talep eden Güven’in sorgusuna geçilirken söz alan İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu şunları söyledi:
“Anladığım kadarıyla sonrasında sizi Bolu’ya gönderiyorlar. Bu eylemlerin hiçbir hukuki yanı olmadığını düşünüyorum. Bunu kamuoyunu açıkladıktan sonra kılını kıpırdatmayan bakanları kınıyorum. Muhalefet partisinin başına kayyum olarak atanan kişiyi kınıyorum.”
Duruşma Medya A.Ş. Reklam Müdürü Elif Güven’in savunmasıyla başladı.
Elif Güven 19 Mart’ta yıllık izinde olduğunu ve İtalya’da bulunduğunu belirtti. Telefondan hakkında gözaltı kararı olduğunu öğrendiğini söyleyen Güven “Annem haberi duyunca fenalaştı. Annemi sakinleştirdim, hemen sonra toparlandık ve beraber Türkiye’ye döndük. Havalimanında gözaltına alınmış oldum. Kaçma şüphesiyle tutuklandım. Soruyorum başkanım, yurt dışındayken kendi ayağıyla dönen ben kaçma şüphesiyle tutuklandım” dedi.
Güven savunmasının devamında şunları söyledi:
“Hayatım boyunca hiçbir suç işlemedim. Bu sebeple hakkımda hiçbir sabıka kaydı yoktur. Yıllarımı bu mesleğime verdim, namuslu ve güvenilir bir şekilde çalışarak kariyerimi tırnaklarımla kazıyarak oluşturdum ancak bugün karşınızda 1,5 yıldır özgürlüğünden mahrum bırakılmış tutuklu bir sanık olarak çıkıyorum. İddianamenin benim hakkımda düzenlenen bölümlerinde örgüt üyeliği, ihaleye fesat karıştırma, dolandırıcılık, rüşvet gibi son derece ağır ithamlar bulunmaktadır. Benim hakkımdaki iddiaların hepsi hukuki dayanaktan yoksundur. Bir iftiradan ibarettir. Benim hesabını veremeyeceğim tek bir kuruş, çürütemeyeceğim tek bir itham yoktur. Sadece bu tarz ithamlarla, en önemlisi de mesnetsiz iddialarla suçlanmak şahsımı derinden üzmüştür. Esasen beni asıl yaralayan yıllarca uğraşıp çaba harcadığım, emek ettiğim itibarımın ve kariyerimin bu kadar asılsız iddialarla yerle bir edilmesidir. Bu 2019 öncesine bakılmaması siyasi saiklerle yapıldığının kanıtıdır. 2019 öncesine bakılsa 2019 sonrasının pirüpak olduğu ortaya çıkacaktır.”
O zamanki avukatım olan Nazlı Nadide Karaaslan’a sabah haber vermişler. Avukatımla orada karşılaştık. Avukatım bana savcının ‘Daha 2,5 yıl biz bu iddianameyi yazmayız. Söyle bildiklerini anlatsın’ dediğini bana iletti. O zaman ben etkin pişmanlık nedir onu bile bilmiyorum Sayın Başkan. Yani ilk gidenlerden biriyim, çağrıldım. O derece ben hukuktan uzağım. Avukatıma açık bir şekilde “Ben bir şey bilmiyorum. Bildiklerimi kollukta anlattım” dedim. Ve gerçekten böyle duyduğum filmlerden bildiğim kadarıyla savcı bana “Muhbir oluyorsun herhalde” dedi. Ama ben “Kimseye iftira atamam” dedim. Bunu avukatıma söyledim. O da bana yine de dedi ki: “Savcı bir şeyler soracakmış. İstersen bir girelim.”
Şimdi tabii Sayın Savcım, hiçbir şekilde savcılara, yani hâkimlere hiçbir şekilde saygısızlık olmasın diye “Tamam” dedim. Avukatımla beraber Sayın Savcı’nın odasına girdim. Sonra Sayın Savcı bana “Sana yardımcı oluruz” dedi. Düşünüyorum, şaşkınım. Gerçekten çok şaşkınım Sayın Başkanım. Böyle bir durumun ne olduğunu hiç anlayamadım. Nasıl bana yardımcı olacaklar? Yani o anda da şey yok yani, hani etkin pişmanlıktan yararlanıp çıkan kimse olmadığı için hani çıkılacak, onunla ilgili hiçbir bilgim yok. Sonra onu söyleyince “Madem yardımcı olacaktınız neden içeri attınız beni?” diye söylemeyi düşündüm ama bunu söyleyemedim yani, söylemedim. Ancak az önce söylediklerimi, burada anlattıklarımın hepsini kendisine de anlattım. Yani özetle itirafçı olmayacağımı, bildiğimi zaten anlattığımı söyledim.
Ve sorgu şu, yani sorgu da değil, bu böyle sohbet şeklinde oldu. Ve zaten kendisinin hani sürekli bir azarıyla karşı karşıya kaldım. Hani sanki ben bir şey, ben bir şey yapmışım birileriyle. Biliyorum ama bilmiyorum ve sürekli azarlanıyorum. Anlatıyorum ama diyor ki: “Hâlâ istediğim gibi konuşuyorsun.” Yani inanın nasıl konuşacağımı da bilmiyorum. Anlatıyorum, gene sorular soruyor, “Bilmiyorum” diyorum ya da “Yani böyle bir şey duymadım, hissetmedim” diyorum. Bir de hissiyat çok zor oluyor orada. Yani gerçekten herkes bilsin, ben buna çok şahit oldum çünkü. Yani sanki ben şey açacağım, fal falan açacağım herhalde. Bilemedim Sayın Başkan yani, nasıl söyleyeceğim onu? Hissediyorum, hissetmiyorum yani. Mesela bana savcı “Size şu şirketlere ihale ver diye söyleniyor muydu?” diye sorar. Gayet net bir soru. Ben de “Hayır” dedim, böyle bir şey yok yani. Ben de bu işi yaptığıma göre böyle olsa suç işlemiş olmuyorum, o kadarını anlayabiliyorum, anladım. Ancak 8 ay sonra bakıyorum ki iddianamede böyle bağlamından koparılmış her şey tek tek, her şeyin altına yazılmış. Sanki ben bir şey demişim, delirmişim, günler de konmuş. Hiçbirini şimdi de kabul etmiyorum, bu adımı da söyleyeyim.
Mesela orada şimdi siz Pınar Hanım’a da sorduğunuz için bunu bir açıklamak istiyorum yani nasıl olduğunu durumun. Çünkü Savcı Bey ile böyle konuşuluyor, şimdi soruyor. Diyor ki: “Emrah Bağdatlı getirmiş Pınar’ı.” Diyorum ki: “Bilmiyorum.” “Duydun mu?” “Duymadım.” Sonra soru geliyor şimdi Sayın Başkanım: “Hissettin mi?” Yani hissiyatla nasıl bir şey oluyor onu da anlayamıyorum. Gerçekten gerçekten kafam almıyor, kusura bakmayın. Bu sizinle ilgili değil Sayın Savcım, lütfen yanlış anlamayın. Hiç sizlerle ilgili bir durum değil ama o anda yaşadığımı anlatmak zorundayım. Ben ifademde sadece yukarıda size söylediğim gibi; “Evet, şirketleri değerlendiririz. Bunların ödeyebilme potansiyeli var mı diye değerlendiririz, yeterlilikleri var mı diye değerlendiririz” dedim. Bu da gayet doğal bir şey, bir suç değil. Zaten şirket çağrılır, dua etmek için değil mi? Onun yeterli mi değil mi, hakları tam mı, bunu yapabilecek mi? Sanki böyle reklam alanının şeyi gibi anlatılmış iddialarla. Üzgünüm ama hani sanki ben bu işi hiç yapmıyorum, böyle paralar havalarda uçuşuyor falan. İşte o oradan 280 milyon zarar yazmış, öbürü oradan… Böyle bir şey yok yani, böyle bir durum yok yani. Öyle bir muammalı belalı durum yok. Onu da anlatacağım yeri gelince yani. Ama kimse, yine altını çizerek söylemek istiyorum, şu ihaleyi şuna ver gibi bir şeyler söylemedi diyorum. Ama kendisi nedense hiç… “Murat Ongun sana şirket söylüyor muydu? Hissettin mi?” Nasıl hissedeceğim? Zaten söylüyorsa, özür dilerim, zaten söyler. Ben de dedim ki: “Evet, yani değerlendiririz.” Çünkü dedim, kendisine de giden şirketler olabilir. Kendisi iletişim danışmanımız, Yönetim Kurulu Başkanı. Gidecek onunla da görüşecek birileri, o da direkt bana yönlendirirdi: “Elif bakabilir misin? Değerlendirin, bana raporlayın.” Bu kadar, değerlendirirdi. Bu da bir suç değil yani, ne yapsın? Böyle dizi böyle kafasına göre herhâlde bir şey yapacak değil mi? Biz de o yüzden buralarda varız diye düşünüyorum. Yani hani iş bildiğiniz için bir şekilde bilgilerinizi söyleyeceksiniz. Reklamı anlattım yine, geçmişte neler olduğunu da anlattım, ona da geleceğim zamanlarda. Ancak hiçbir şekilde bunlar zaptta geçmedi yani.”
Tutuklu Güven savcının ‘istediğim gibi konuşmuyor, kalsın içeride’ dediğini aktardı. “Cümlelerimi kısalttılar, istedikleri gibi yazmaları beni çok rahatsız etti” diyen Güven savcının ‘etkin pişmanlıktan yararlanmak istiyorum’ ibaresini yazdırdığını söyledi. Bunun üzerine Güven böyle bir şeyden yararlanmadığını savcıya söylediğini belirtti. Avukatı Nazlı Nadide Karaaslan’ı azlettiğini söyleyen Güven “Etkin pişmanlıktan yararlanmadım” dedi.