Yeni Parti lideri Özgür Özel, Hollanda'da yayımlanan De Volkskrant gazetesinde "Türkiye'de demokrasi kaçınılmazdır milyonlar talep etmeye devam ettikçe" başlıklı bir makale kaleme aldı.
Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel, Hollanda merkezli De Volkskrant gazetesinde “Türkiye’de demokrasi kaçınılmazdır milyonlar talep etmeye devam ettikçe” başlıklı bir makale yayımladı.
Özel şunları kaydetti:
“Türkiye ile Hollanda arasındaki ilişkiler, ticaretin, diplomasinin, insanların ve fikirlerin dolaşımının şekillendirdiği yüzyıllara uzanan bir geçmişe sahiptir. Bugün Hollanda’da yaşayan yüz binlerce Türkiye kökenli insan da bu köklü bağları geleceğe taşımaktadır.
Ancak Hollandalılar da dahil pek çok Avrupalı için Türkiye denildiğinde akla öncelikle tek bir isim geliyor: Recep Tayyip Erdoğan. Erdoğan’ın yönetimi, Türkiye’nin son yıllardaki siyasi yöneliminde derin izler bıraktı.
Bu süreçte Türkiye; NATO’nun güvenliği, göç, güzergahları ve Avrupa ile Orta Doğu’yu çevreleyen çatışmalar açısından da giderek daha merkezi bir ülke haline geldi. Oysa Avrupa’nın daha yakından tanıması gereken başka bir Türkiye daha var.
Türkiye’nin köklü ve karmaşık bir demokrasi geleneği vardır.
Cumhuriyet, Osmanlı’nın son dönemindeki anayasal mücadelelerin ardından doğmuş, milli egemenlik ve temsil ilkeleri üzerine Ekim 1923’de kurulmuştur. Çok partili hayata geçişten bu yana Türkiye’de iktidarlar defalarca sandık yoluyla değişmiştir.”
“Demokrasi tarihimiz hiçbir zaman kolay olmadı”
Makalesine “Demokrasi tarihimiz hiçbir zaman kolay olmadı” sözleriyle devam eden Özel şu ifadeleri kullandı:
“Türkiye askeri darbeler, siyasi şiddet, kutuplaşma ve temel özgürlükler üzerindeki kısıtlamaları yaşadı. Ancak bütün bunlara rağmen sandık her zaman önemini korudu. İktidar partileri seçim kaybetti, muhalefet partileri seçim kazandı. Dolayısıyla Türkiye’nin tarihi yalnızca otoriterliğin değil, aynı zamanda demokratik direncin de tarihidir.
Bugün bu demokratik direnç ciddi bir sınavdan geçiyor. Erdoğan ve iktidar ortakları; ekonomide yaşanan sorunlar, kurumların aşınması ve ülkenin her kademedeki kötü yönetim nedeniyle rayından çıktığı yönünde giderek güçlenen toplumsal tepkiyle karşı karşıya. 2024 yerel seçimleri, değişim talebinin boyutlarını açıkça ortaya koydu.
Muhalefet ülke genelinde en yüksek oy oranına ulaştı ve Türkiye’nin büyük şehirlerinin çoğunu kazandı ya da elinde tutmayı başardı.
Geçtiğimiz ay patlak veren piyasalarındaki fon krizi ise siyasi sorumluluğu iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi’ne ait olan skandallar zincirinin yalnızca son halkasıdır. Yetkililer, toplam değeri yaklaşık 20 milyar doları bulan yatırım fonlarının tasfiyesine karar vermiş, bu durum yaklaşık yarım milyon bireysel yatırımcıyı etkilemiştir.
Piyasa manipülasyonu, dolandırıcılık ve diğer suç iddialarına ilişkin soruşturmalar ise devam etmektedir.
Fon işlemlerine ilişkin iddiaların ardından AK Parti genel başkan yardımcısının istifa etmesi, mevcut ve eski AK Partili yöneticilerinin, aile üyeleri ile yakın çevrelerinden bazı kişilerin de sürece dahil olabileceğine yönelik , kamuoyundaki sorgulamaları daha da artırdı.
Sağlıklı işleyen herhangi bir demokraside, böylesine büyük bir denetim ve kamu güveni krizinin siyasi sorumluluğunu taşıyan bir hükümetin istifayı değerlendirmesi beklenirdi. AK Parti iktidarı ise bunun yerine, taraflı bir yargı eliyle muhalefeti etkisiz hale getirmeyi seçti.
İstanbul’un seçilmiş Büyükşehir Belediye Başkanı ve muhalefetin cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun yaşadıkları bunun en açık örneklerinden biridir.
İmamoğlu, 2019’da İstanbul’da iktidar partisini mağlup etti. İptal edilen seçimin yenilenmesinde oy farkını daha da artırarak yeniden kazandı. 2024’te ise bir kez daha seçildi.
Bugün İmamoğlu, otuzdan fazla muhalefet belediye başkanı ve yüzlerce kişiyle birlikte cezaevinde. Üniversite diploması iptal edilerek cumhurbaşkanı adaylığının önü kesilmeye çalışıldı; sosyal medya hesaplarına Türkiye’den erişim engellendi.
Üstelik bu yalnızca İmamoğlu ile sınırlı değil. Son haftalarda yüzlerce muhalif isme ait sosyal medya hesabına da erişim engeli getirildi. Benzer kısıtlamaları 2025’teki kitlesel protestolar sırasında da görmüştük. Bu krizi ben de bizzat yaşadım. Parti kurultaylarında delegeler beni defalarca önceki partimin genel başkanlığına seçti.
Daha sonra bir mahkeme kararıyla görevden alındım ve selefim yeniden göreve getirildi. Ben bunu muhalefeti zayıflatmayı ve bölmeyi amaçlayan siyasi bir müdahale olarak görüyorum.
İşte bu nedenle temmuz ayında 90 milletvekili arkadaşımla birlikte Yeni Parti’yi kurduk. Ancak amacımız yalnızca bir iktidarın yerine başka bir iktidarı getirmek değildir. Türkiye, demokratik rekabeti gerçek anlamda mümkün kılan kurumlarını yeniden inşa etmek zorundadır: bağımsız mahkemeler, özgür medya, güçlü bir parlamento, hesap verebilir bir yönetim ve herkes için eşit uygulanan seçim kuralları” ifadelerini kullandı.
“Türkiye’nin vatandaşları sandığa olan bağlılıklarını defalarca gösterdi”
Oksijen’in derlediği habere göre Özel “Bu noktada Hollanda’nın tarihsel deneyimi bize güçlü bir benzetme sunuyor” diye devam ederek makalesini şöyle sonlandırdı:
“Hollandalılar yüzyıllardır denizin oluşturduğu tehlikenin hiçbir zaman tamamen ortadan kalkmadığını biliyor. Çözüm, deniz suyun yükselmediğini varsaymak değil; yükselen suya dayanabilecek kadar güçlü setler inşa etmektir. Türkiye de kendi demokratik setlerini yeniden inşa etmek zorundadır.
Siyasetçilerin talimat veremeyeceği bağımsız mahkemelere, özgürce çalışabilen bir medyaya, ifade ve toplanma özgürlüğü başta olmak üzere demokratik hak ve özgürlüklerin eksiksiz kullanılabildiği bir düzene ve hiçbir iktidarın seçim kaybetme korkusuyla demokratik rekabeti ortadan kaldıramayacağı kadar güçlü seçim güvencelerine ihtiyacımız var.
Türkiye’nin vatandaşları sandığa olan bağlılıklarını defalarca gösterdi.
Demokrasi, siyasi yelpazenin farklı kesimlerindeki demokratların çok basit bir ilkenin arkasında durmasıyla güçlenecektir: Türkiye’yi kimin yöneteceğine yalnızca ve yalnızca halk karar vermelidir. Türkiye’de demokrasinin kaçınılmaz olduğuna işte bu nedenle inanıyorum. Tarihimiz bunu garanti ettiği için değil; milyonlarca vatandaşımız demokrasiyi talep etmekten vazgeçmediği için.”