06 Ocak, İstanbul
Necati kalp krizi geçirdi.
09.01.2026, İstanbul
Necati ameliyat oldu ve iyi. Neden kalp krizi geçirmiş olabileceğiyle ilgili en ufak bir fikrimiz yok. Fikir derken, bilgi düzeyinde bir fikirden bahsediyorum. Ben de birkaç sene sonra böyle bir şeyle karşılaşacağım büyük olasılıkla. Bunun önüne geçmek için hiçbir şey yapmıyorum, yapmak istediğim halde. Bazı şeylere hiç gücüm yok.
12.01.2026, İstanbul
Kış iyice bastırdı. Okullar tatil edildi. Belli kilonun altında insanların dışarı çıkmamaları konusunda fırtına uyarısında bile bulundu devlet. Bu kadar da düşünür insanını yani. Küçük Bebek’te bir pastanede oturmuş yazıyorum bu satırları. İnsanları gerçekten de korkutmuş gözüküyor hava şartları. Sokaklarda, caddelerde çok az insan var. Karla karışık bir yağmur yağıyor. Bir ihtimal seansların da bir kısmı iptal olacak. Kasvetli, sessizlik içinde geçecek bir gün olacak.
Yağmur dün döndü Berlin’e. Eylül, Günler’in kapağını bitirmek üzere. Dün kimsenin telefonlarına çıkmadım. Gerçi topu topu iki kişi aradı. Onları da küstürmüş olabilirim. Ama hiç kimseyle ne öylesine ne de ciddi bir sohbet yapabilecek durumda değildim. Necati’nin ameliyattan sonra yemek yerken bile zorlandığı o bedensel zayıflığı izlemek canımı yaktı biraz. Ölüme ne kadar yakın olduğumuzun bir kere daha teyit edilmesi gibi. Yaşama tutunmamızın nasıl da pamuk ipliğiyle olduğunun hatırlatılması. Elimde bir Rus romanı, kahvem demlenmiş, evimde oturmak ve Vivaldi’nin Dört Mevsiminin kış bölümünün fırtınasını dinleyerek içimi ısıtmak isterdim şu an.
İran’da olanları doğru bir şekilde anlayabilmek için nereye başvurmak lazım acaba? Hangi kaynaklardan ulaşabiliriz doğru kaynaklara. İnternetin kısıtlanması, insanların öldürülmesi, yüzbinlerce insanın sokağa dökülmesini engellemiyor ama gerçekten herhangi bir başka devletin bu başkaldırıyla samimi bir şekilde ilgilendiğini hiç mi hiç düşünmüyorum. Bizdeki paylaşımların da kahve ve kitap kapağı paylaşımlarının ötesine geçtiğiyle ilgili en ufak bir inancım yok. Artık insana olan inancımı tamamıyla yitirmiş durumdayım ve bunu hayatımın kalan yıllarında değiştirebilecek hiçbir şey olamaz gibi geliyor bana.
Aslında ruh durumumun biraz uzaklaşmakla, kısa da olsa bir tatile gitmekle biraz daha iyi bir duruma geleceğini biliyorum ama sanki bunu organize edecek isteğim dahi yok. Levent’ sormalı, bunu iyi bilir o. Belki de hemen Berlin. Ama Necati’nin sağlığı, Levent’le planladığımız ve yaklaşan etkinlikler elimi kolumu bağlıyor.
Bu arada bir kitap okuma kulübü oluşturayım, belki güzel bir şeyler olur diye düşünerek Instagram’dan bir paylaşımda bulundum. Normalde kitap okuyan insan sayısı nasılsa çok azdır, üç beş kişi başvurur, tatlı tatlı kitap okur, sohbet ederiz diye düşünürken, bir günde bine yakın insan başvurdu. Bu sayı bana hiç inandırıcı gelmediği ve bu kadar insan arasından gerçekten kitap okumak isteyenleri ayıklayabilmek neredeyse mümkün olmadığı için hızla vazgeçtim bu fikrimden. Ürktüm açıkçası. Şiir kitabımın altı ayda 400 adet satıldığı bir ülkede kitap okuma etkinliği için bir günde bin başvuru olmasının hiçbir inandırıcılığı yok benim için. Çok kibirli gelebilir bu yazdıklarım ama güven duygusunu gerçekten yitirdim ve bunun için de oldukça geçerli nedenlerim var sanırım.