Bazı sorular istatistikten değil, hayattan doğar.
Yıllardır gazeteci olarak devlet başkanlarıyla, milyar dolarlık şirketlerin kurucularıyla, küresel yatırımcılarla, ruhani liderlerle sohbet ederken dikkatimi çeken bir ortak nokta oldu: Zirvede olanların önemli bir kısmının çocuğu yok. Olanların da bir bölümünde ebeveynlik hikâyesi kırılgan, mesafeli ya da sancılı.
Bu bir tesadüf mü?
Yoksa başarının görünmeyen bir bedeli mi?
Bu soruya kolay cevap vermek mümkün değil. Ama parçaları birleştirince ortaya düşündürücü bir tablo çıktı.
Zirve Hayatının Kontrol İhtiyacı ile İlişkisi
Zirveye çıkan insanların hayatı genellikle kontrol üzerine kurulu olur.
Takvimleri dakikası dakikasına planlıdır.
Karar alma süreçleri analitiktir.
Riskleri hesaplar, alternatif senaryolar üretirler.
Oysa çocuk kontrol edilemez bir varlıktır.
Çocuk, kurumsal performans diliyle strateji sunumuna göre büyümez, kriz yönetim planı dinlemez. Zaman ister, sabır ister, duygusal açıklık ister. Üstelik en çok da siz en yorgunken ister.
Birçok yüksek performanslı insanın hayatı “enerji optimizasyonu” üzerine kuruludur. Enerjisini nereye koyarsa sonuç alacağını bilir. Çocuk ise ölçülebilir getiri üretmez; uzun vadeli, belirsiz ama derin bir yatırımdır.
Bazıları bu yatırımı bilinçli olarak yapmaz.
Bazıları zamanı kaçırır.
Bazıları biyolojik gerçeklikle karşılaşır.
Dışarıdan tek bir kategori gibi görünen “çocuksuzluk”, içeride çok farklı hikâyeler barındırır.
Türkiye’den örnekler hafızamızda.
Mustafa Kemal Atatürk’ün biyolojik çocuğu olmadı. Ama evlat edindiği çocuklarla yakından ilgilendi; daha önemlisi bir ulusun geleceğini “çocuk” metaforu üzerinden inşa etti. Onun mirası genetik değil, kurumsaldı.
Süleyman Demirel’in çocuğu yoktu.
Bülent Ecevit’in de.
Dünya siyasetinde de benzer örnekler var. George Washington’un biyolojik çocuğu olmadı. Angela Merkel’in çocuğu yok. Ruhani liderlerin bir bölümü bilinçli olarak aile kurmamayı tercih eder; dünyevi bağlardan arınmayı misyonlarının parçası görür.
Burada ortak bir çizgi var:
Bazı insanlar “miras”ı çocuk üzerinden değil, eser üzerinden kurar.
Kimisi bir ülke bırakır, kimisi bir şirket, kimisi bir düşünce akımı.
Ama bu, iç dünyadaki boşluğu ya da huzuru otomatik olarak anlatmaz.
Psikolojik açıdan araştırdığımda birkaç başlık öne çıkıyor.
Birincisi: Kırılganlık korkusu.
Güçlü insanlar güçlü görünmeye mecburdur. Oysa ebeveynlik insanı savunmasız kılar. Çocuğa dair endişe, korku, kaygı… Bu duygusal açıklık herkesin kaldırabileceği bir alan değildir.
İkincisi: Odaklanmış hayat.
Bazı liderler hayatlarını tek bir misyona adar. O misyon o kadar kapsayıcıdır ki başka bir kimlik için alan kalmaz. “Anne” ya da “baba” olmak ikinci bir tam zamanlı roldür.
Üçüncüsü: Zamanın geri gelmemesi.
Zirve yolculuğu çoğu zaman en üretken yaşları alır. 40’lar, 50’ler, hatta 60’lar… Biyoloji ise beklemez.
Dördüncüsü: Bilinçli tercih.
Bazıları açıkça şunu söyler: “Dünya zaten kalabalık. Enerjimi başka bir katkıya yönlendirmek istiyorum.” Bu bir eksiklik değil, tercih olabilir.
Burada daha hassas bir alan var.
Genelleme yapmak doğru değil. Ancak iş dünyasında ve siyasette tepeye çıkmış birçok isimde çocuklarla ilişkinin karmaşıklaştığı görüyoruz.
Bunun birkaç nedeni olabilir:
Duygusal erişim açığı.
Fiziksel olarak var olmak, duygusal olarak var olmak anlamına gelmez. Çocuk, lüks içinde büyüyebilir ama ilgi yoksulluğu yaşayabilir.
Performans baskısı.
Ünlü bir soyadının gölgesinde büyümek kolay değildir. “Onun gibi olmalıyım” baskısı ya da “asla onun gibi olamam” duygusu çocuğu iki uçta da zorlayabilir.
Sınır problemi.
Aşırı disiplin de, sınırsız özgürlük de risklidir. Güç sahibi ailelerde iki uç da sık görülür.
Paranın duygunun yerine geçmesi.
Hediye, ilginin yerine konduğunda çocuk şunu öğrenir: “İhtiyacım olan sevgi değil, talep.”
Bu noktada mesele servet değil; servetin nasıl yaşandığıdır.
Servet, Zenginlik, Varlık
Yıllardır yazdığım bir ayrım var: Servet ile varlık aynı şey değil.
Servet ölçülür.
Zenginlik konfor sağlar.
Varlık ise yaşamın niteliğidir.
Zaman üzerinde kontrolünüz var mı?
Sağlığınız yerinde mi?
Derin ve güvenli ilişkiler kurabiliyor musunuz?
Katkı üretiyor musunuz?
Çocuk sahibi olmak tek başına varlık göstergesi değildir. Ama varlık, çoğu zaman ilişki kalitesiyle ölçülür.
Belki mesele “başarının bedeli” değil, “hayat tasarımının eksikliği”.
Zirveye çıkan birçok insan şirketini, ülkesini, organizasyonunu stratejik planla yönetir. Ama aile hayatı kendiliğinden yürüsün ister.
Oysa aile de strateji ister.
Zaman bloklaması ister.
Yetki devri ister.
Bilinçli önceliklendirme ister.
Serveti büyütürken hayatı küçültmemek mümkündür. Ama otomatik değildir.
Çocuksuzluk bir eksiklik midir?
Hayır.
Çocuk sahibi olmak otomatik mutluluk mudur? Hayır.
Asıl mesele şu:
Güç sizi insanlıktan uzaklaştırıyor mu, yoksa derinleştiriyor mu?
Servet sizi özgürleştiriyor mu, yoksa sizi daha da bağımlı mı kılıyor?
Mirasınız bir soyadı mı, bir eser mi, yoksa bir değer sistemi mi?
Zirve yalnızlıktır derler.
Belki de mesele yalnızlık değil; denge kuramamak.
Hayatın sonunda herkes aynı soruyla yüzleşir:
Büyüttüğüm şey neydi?
Servet mi?
Statü mü?
Yoksa insan mı?
22 Şubat 2026 - Çocuksuzluk: Başarının Görünmeyen Bedeli mi? Güç ve Zirve Bağlantısı
20 Şubat 2026 - Andrew Dosyası Kraliyet Ailesini Nereye Sürüklüyor?
19 Şubat 2026 - Sızma Zeytinyağı Alzheimer ve Parkinson’a Karşı
16 Şubat 2026 - Kraliçe Elizabeth II Nasıl Beslenirdi?: Uzun Ömrün Sırrı Nerede Gizli?