Bazı anlar vardır; bir ülkeyi, bir toplumu, hatta bir medeniyet seviyesini anlamak için büyük laflara, istatistiklere ya da parlamento tartışmalarına ihtiyaç duymazsınız.
Bir telefon görüşmesi yeter.
Bu gece Londra’da tam da böyle bir an yaşadım. Yaklaşık 26 yıldır İngiltere’de yaşıyorum. Bu süre boyunca pek çok şeyi deneyimledim ama ilk kez evimde elektrik kesildi.
Evet, ilk kez.
Şaşkınlıkla etrafa baktım. Komşuların bazılarında ışıklar yanıyordu, bizim ev karanlıktı. İlk refleksim biraz telaş oldu. “Acaba faturayı mı kaçırdık?” diye bile düşündüm. İnsan ister istemez kendi hatasını arıyor önce.
Ama birkaç dakika sonra yaşadıklarım, bu küçük kesintiyi bambaşka bir derse dönüştürdü.
Bir telefonla hissettiğim müthiş bir güven duygusu
Elektrik şirketini aradım.
Üç dakika içinde biri çıktı karşıma.
Gerçek bir insan. Kayıt değil.
Ses tonu sakin, sabırlı, ilgili.
Adresimizi sordu. Sisteme baktı. Ve ardından öyle bir bilgi akışı başladı ki, şaşkınlığım katlandı.
Bölgede öğle saatlerinde teknik bir arıza ihbarı alınmış.
Şu saatte kayıt açılmış.
Şu dakikada mühendis ekibi yönlendirilmiş.
Şu kadar dakika sonra olay yerine varılmış.
Kazı başlatılmış.
Bir su sızıntısı elektrik hattına risk oluşturduğu için güvenlik önlemleri alınmış.
Kablolar izole edilmiş.
Bizim evin bulunduğu hat aslında arızalı değilmiş.
Ama mühendisler güvenli çalışabilsin diye, tedbir amaçlı bizim hat da geçici olarak kesilmiş.
Bunu öyle net, öyle şeffaf anlattı ki…
İlk kez bir elektrik kesintisinin teknik hikâyesini dakika dakika dinliyordum.
Daha da ilginci şuydu:
“Tam olarak ne zaman biteceğini bilmiyoruz” dediler.
Ama belirsizliği bırakmadılar.
“Tahmini 20.30–21.00 arası. Her yarım saatte bir size mesajla ilerlemeyi bildireceğiz.”
Ve gerçekten bildirdiler.
Kazı başladı.
Su sızıntısı giderildi.
Hatlar test ediliyor.
Güvenlik kontrolleri yapılıyor.
Her aşama telefonuma düştü.
O an fark ettim:
İnsanları en çok yoran şey karanlık değil.
Bilinmezlik.
Bilgi verilince stres bitiyor.
Tam konuşma bitti derken, görevli kadın sordu:
“Evde kaç kişisiniz?”
“Yaşlı ya da özel ihtiyacı olan biri var mı?”
Bir an durdum.
Bu soru teknik değildi.
İnsaniydi.
Evde yaşlı bir misafirimiz olduğunu söyledim.
Hemen devam etti:
“Telefonunuzun şarjı yeterli mi?”
“Isınma sorunu yaşar mısınız?”
“El feneriniz var mı?”
Yoksa getirebileceklerini söylediler.
Bataryalı aydınlatma göndermeyi teklif ettiler.
Gerekirse battaniye.
Hatta tamirat uzarsa otele yerleştirme bile.
Bir elektrik şirketi…
Bize battaniye teklif ediyor.
O an gerçekten durup düşündüm:
Bu artık altyapı hizmeti değil.
Bu insanlık hizmeti.
Biz çoğu zaman medeniyeti yanlış yerde arıyoruz.
Yüksek binalarda.
Hızlı trenlerde.
Gösterişli projelerde.
Oysa medeniyet çok daha küçük bir yerde saklı.
Bir çağrı merkezindeki insanın:
“Üşür müsünüz?” diye sormasında.
“Telefonunuzun şarjı yeter mi?” demesinde.
“Sizi yalnız bırakmayacağız” demesinde.
Asıl medeniyet bu.
Çünkü modern devlet dediğimiz şey sadece elektrik üretmez.
Güven üretir.
Tahmini süre dolmadan, saat dokuzda elektrik geldi.
Söz verdikleri gibi.
Bir mesaj daha düştü:
“Tamirat tamamlandı. Herhangi bir sorun olursa bizi arayın.”
Bu kadar.
Ne drama, ne kaos, ne çaresizlik.
Sadece düzen.
Sadece iletişim.
Sadece saygı.
Garip ama gerçek:
O gece eşimle birbirimize bakıp gülerek şunu söyledik:
“Keşke her gün böyle elektrik kesilse.”
Çünkü ilk kez bir kesinti, bir eksiklik değil; bir medeniyet gösterisi olarak karşımıza çıktı, benim de köşe yazıma konu oldu.
26 yıldır bu ülkede yaşıyorum.
Ama bu akşam şunu bir kez daha anladım:
Bir ülkenin gelişmişliği, kriz anında belli oluyor.
Ve biz bu akşam karanlıkta şunu gördük:
Elektrik kesildi.
Işıklar sönmedi aslında.
Tam tersine…
Ne kadar güvende olduğumuzu hissettik.