Fransızlar Neden Çok Yemesine Rağmen Şişmanlamaz?

7 Ocak 2026

Yemeyi, içmeyi ve gezmeyi çok seviyorum. Ama asıl sevdiğim şey, gezerken öğrenmek.

Fransa’da yaşamaya başladığım ilk aylardan itibaren fark ettiğim en temel şey şu oldu: Burada yemek, günün arasına sıkıştırılmış bir ihtiyaç değil; günün kendisi.

Ne yediğiniz kadar, nerede, kiminle ve hangi ruh hâliyle yediğiniz de önem taşıyor. Belki de bu yüzden Fransızlar tereyağı yerken, peynirden vazgeçmezken, şarap içerken hâlâ zayıf kalabiliyor.

Güney Fransa’da, Nice, Antibes, Menton ve Saint-Paul-de-Vence çevresinde yaşarken, bunu her gün net biçimde gözlemliyorum. Sofra, yalnızca yemek yenen bir yer değil; hayatın bilinçli olarak yavaşlatıldığı, keyif alınan bir durak hâline geliyor.

İşte bire bir yaşadıklarımdan süzülen, Fransızların yeme-içme alışkanlıklarını farklı ve sürdürülebilir kılan nedenler…

1. Yemek Saatleri Hayatı Belirliyor

Nice’te saat 12.00’yi geçti mi sokakların ritmi değişiyor. Esnaf dükkânlarını kapatıyor, ofisler boşalıyor. Öğle yemeği aceleye getirilmiyor .

Daube provençale, boeuf bourguignon ya da sade bir steak-frites… Masaya oturuluyor ve zamanın yavaşça akmasına izin veriliyor.

Akşam yemeği ise çoğu evde 20.00’den önce başlamıyor. Sofrada gün anlatılıyor, şarap açılıyor, tabaklar yavaş yavaş geliyor. Yemek, günün finali oluyor.

2. Üç Öğün, Net Sınırlar

Fransızlar günlerini üç sağlam öğün etrafında kuruyor.

Sabah: Hafif bir kahvaltı (tereyağlı croissant, ev yapımı reçel, kahve)

Öğle: Günün en doyurucu öğünü

Akşam: Daha sade ama mutlaka masada

Ara atıştırma kültürü pek yok.”Canım çekti” yetişkin dünyasında fazla yer bulmuyor. Tek istisna çocuklar için olan le goûter (üzerine çikolata sürülmüş bir parça ekmek) oluyor.

3. Porsiyon Küçük, Tat Büyük

Güney Fransa’da tabağınıza baktığınızda hemen fark ediyorsunuz: Her şey kararında.

Bir kuzu eti, birkaç dal yeşil fasulye ve küçük bir patates ile geliyor. Dağ gibi garnitürler yok. Sofradan kalktığınızda ağırlaşmış değil, tatmin olmuş hissediyorsunuz.

4. Tam Yağlı Olan Normal

Burada “light” rafları neredeyse bulunmuyor. Tam yağlı süt, yoğurt, yarı tuzlu tereyağı ve güçlü peynirler mutfağın temelini oluşturuyor .

Sır, yağdan kaçmakta değil; ölçüyü bilmekte yatıyor. Julia Child’ın sözü hâlâ mutfaklarda karşılık buluyor:
“Yeterince tereyağıyla her şey güzeldir.”

5. Yemek Acele Edilmiyor

Nice’te bir restorana oturduğunuzda masa size ait oluyor. Garson hesabı önünüze bırakmıyor, kimse arkanızdan beklemiyor.

Özellikle Noel ve Paskalya sofraları saatlerce sürüyor. Altı saatlik bir Noel yemeği kimseye uzun gelmiyor; çünkü yemek burada bir etkinlik olarak yaşanıyor.

6. Tatlıdan Önce Peynir

Ana yemekten sonra sofraya küçük bir peynir tabağı geliyor. Comté, Brie, Chèvre, Roquefort… Yanında sadece ekmek ve yeşil salata bulunuyor. Tatlı daha sonra geliyor: Tarte Tatin, crème brûlée, île flottante ya da Güney’in limonlu tatlıları…

7. Şarap Bir İçki Değil, Eşlikçi

Şarap, sofranın doğal bir parçası oluyor.

Küçük kadehlerde, yavaş yavaş içiliyor. Kimse sarhoş olmak için içmiyor.

Nice çevresinde genellikle rosé’ler, Menton tarafında ise daha aromatik beyazlar tercih ediliyor. Şarap, yemeği tamamlıyor.

8. Mevsim Ne Verirse

Pazara gittiğinizde mevsimi olmayan ürünü aramıyorsunuz. Yazın domates ve kavun; kışın pırasa, enginar ve kök sebzeler ön planda oluyor.

Bu yüzden tatlar canlı kalıyor. Fransa’ya gelenlerin en çok şaşırdığı şey, meyve ve sebzenin gerçek tadı oluyor.

9. Diyet Değil, Keyif

Fransızlar kalori saymıyor ama ölçüyü biliyor. Ekmek yiyor, peynir yiyor, tatlı yiyor. Suçluluk duygusu yok. Aşırılık da yok. Bu denge, yiyecekle sağlıklı ve barışık bir ilişki kurmalarını sağlıyor.

Fransızlar daha az yiyerek değil; daha bilinçli, daha yavaş ve mevsiminde yiyerek sağlıklı kalıyor.

Masaya oturuyorlar. Yemeğe zaman ayırıyorlar. Yemeği bir ritüel olarak görüyorlar. Belki de asıl mesele tariflerde değil; sofraya bakış açısında .

10Haber bültenine üye olun, gündem özeti her sabah mailinize gelsin.