İngiliz Pub’larının Bilinmeyen Yüzü

27 Şubat 2026

“İngiliz mutfağı diye bir şey yok.”

Bu cümleyi ilk ne zaman duydum hatırlamıyorum ama Londra’da her tekrarlandığında içimden sessizce gülümsüyorum.

Çünkü var.
Bağırmadan. Gösteriş yapmadan.
Ama kökleriyle, hafızasıyla ve karakteriyle var.

İş seyahatleri dışında yılım İzmir, Londra, Nice, San Francisco ve New York arasında geçiyor. Bu hafta yine Londra’dayım. Belirli bir plan olmadan, sadece keşfederek dolaşıyorum.

Son birkaç gün içinde birkaç farklı pub’a gittim. Öyle fotoğraf çekilip çıkılan turistik yerler değil; gerçek mahalle pub’ları. Ahşap kokan, şöminesi yanan, barın arkasında yıllardır aynı yüzün durduğu yerler.

Ve basit bir şeyi yeniden fark ettim:

Birçok kişi pub kültürünü yanlış anlıyor.

Pub sadece bira içilen bir yer değil.
Bir mahalle salonu gibi.
Bir kamusal oturma odası.

Zaten adı da buradan geliyor: public house.
Yani kamusal ev.

Orta Çağ’dan bu yana İngiltere’de insanlar burada buluşuyor. İş konuşuyor, dertleşiyor, âşık oluyor, tartışıyor, barışıyor. Bugün bile Londra’da pek çok iş ilişkisi toplantı odasında değil, pub masasında başlıyor.

Kravat gevşiyor ama ciddiyet kaybolmuyor.
Resmiyet azalıyor ama sözler tutuluyor.

Londra’daki Gastropub’lar

Modern gastropub anlayışı, geleneği rafine bir dokunuşla birleştiriyor.

Fulham’daki The Harwood Arms, Londra’nın Michelin yıldızlı tek pub’ı olarak mevsimsel İngiliz ürünlerini sıcak bir pub atmosferinde sunuyor. Kensington’daki The Churchill Arms, tarihi dekoru ve şaşırtıcı derecede iyi Tay mutfağıyla dikkat çekiyor. Hampstead Heath yakınındaki The Spaniards Inn, duvarlarında edebiyat tarihini taşıyor. Mayfair’deki The Guinea Grill ise uzun yıllardır kaliteli dana etiyle tanınıyor.

Bu mekânlar gösterişli değil.
Sadece bir pint değil; hafızada kalan bir yemek sunuyorlar.

Sadece Bira mı?

Elbette hayır.

Britanya’nın bira kültürü başlı başına bir dünya: ale’ler, stout’lar, porter’lar, bitter’lar, cider’lar… Guinness küresel bir ikon olabilir, ama asıl hikâye son yıllardaki craft bira yükselişinde. Küçük üreticiler, yerel tarifler, fıçıda dinlenen özel seriler…

Ama asıl mesele bira değil.

Pub artık aynı zamanda iyi yemek için gidilen bir yer.

“İngiliz Mutfağı Yok” Diyenlere

Var.

Sadece bağırmıyor.

İngiliz mutfağı şatafatlı değil; besin değeri yüksektir .

Fish and Chips, sanayi devriminin işçi yemeğiydi. Hızlı, doyurucu ve net. Bugün hâlâ ülkenin en sevilen comfort food’larından biri.

Sunday Roast, haftada bir aileyi aynı masa etrafında toplayan bir ritüel.

Beef Wellington, çıtır hamurun içinde yumuşacık filetoyla klasik bir zarafet örneği.

Shepherd’s Pie ise kırsalın pragmatik sıcaklığı.

İngiliz mutfağı az malzemeyle çalışır. Çoğu zaman yerel ve mevsimseldir. Süslemez; besler.

Bir Köy Öğleden Sonrası

Geçen gün Londra’ya yaklaşık bir buçuk saat mesafedeki Crondall köyünde bir pub’daydım. Meşe kirişler, taş duvarlar ve şömineden yükselen çıtırtılar.

Tabakta keçi peynirli pancar.
Ardından karabiberli kremalı sosla servis edilen biftek.
Yanında yerel bir IPA.

Tatlıda Mehmet sticky toffee pudding’i seçti, ben ise rhubarb crumble’ı. Ravent altta, tereyağlı gevrek kırıntı üstte; fırında kızarmış, sade ama tatmin edici.

Hiç abartı yoktu.

Pub ruhu tam da bu.

Bir Ekonomi, Bir Miras

Pub sektörü İngiltere’de yüz binlerce kişiye istihdam sağlıyor ve turizmin önemli bir parçası.

Ancak artan kiralar, enerji maliyetleri ve değişen alışkanlıklar birçok tarihî pub’ı zor durumda bırakıyor.

Bir pub kapandığında sadece bir işletme kapanmaz.

Mahallenin kalbi biraz daha yavaş atar.

Çünkü İngiltere’de pub sadece ticarethane değil; ortak hafızadır.

Yalnız Gel, Yalnız Çıkma

Modern şehir hayatı insanı yalnızlaştırabiliyor.

Ama pub’da bar tezgâhına oturduğunuzda, yanınızdakiyle en azından birkaç kelime konuşmadan çıkmanız zordur.

Belki de kalan en demokratik sosyalleşme alanlarından biri.

İngiliz pub’ları abartılı değildir.
Ama gerçektir.

İngiliz mutfağı şatafatlı değildir.
Ama köklüdür.

İngiltere’ye yolunuz düşerse, evet, ünlü restoranlara gidin.
Ama bir akşam mahalle pub’ına da uğrayın.

Şömine başında bir pint söyleyin.
Etrafı dinleyin.
Tabaktaki sade ama karakterli yemeğin tadını çıkarın.

Belki o zaman şunu düşünürsünüz:

“İngiliz mutfağı yok” demek ne kadar büyük bir haksızlıkmış.

10Haber bültenine üye olun, gündem özeti her sabah mailinize gelsin.