Hangi ülkeye gidersem gideyim, havalimanında ilk yaptığım şey bellidir.
Pasaport kontrolünden geçer geçmez, kahve ya da duty free değil; kitapçıya yönelirim. Ayaklarım beni doğrudan “en çok satanlar” rafına götürür.
Çünkü o raflar bana yalnızca kitap değil; çağın ruhunu, insanların son zamanlarda en çok ne aradığını, hangi sorularla yaşadığını, hangi boşlukları doldurmaya çalıştığını gösterir.
Son seyahatimde San Francisco Havalimanı’nda yine o rafın önündeydim.
Gözüm rafın tamamında gezindi.
Sanki bir kitapçı rafı değil, çağın bilinçaltı önümdeydi.
Bir yanda Mel Robbins’in Let Them’i, Freida McFadden’ın The Insider’ı, Laura Dave’in The First Time I Saw Him’i, Paula McLain’in Skylark’ı…
Diğer rafta Dan Brown’un The Secret of Secrets’i, Mitch Albom’un Twice’ı, V.E. Schwab’ın Bury Our Bones in the Midnight Soil’i, John Grisham’ın The Widow’u…
Alt rafta Lee Child’ın Exit Strategy’si, Harlan Coben’in Gone Before Goodbye’si, Brad Meltzer’in The Viper’ı, David Baldacci’nin Nash Falls’ı, Pam Jenoff’un Last Twilight in Paris’i…
Farklı yazarlar.
Farklı türler.
Farklı evrenler.
Ama rafın tam ortasında, iki kıta arasında ortak bir kelime duruyordu:
Confidence.
Bu kitap, Manifest ile dünya çapında çok satanlar listesine giren yazar Roxie Nafousi’ye aitti.
Confidence, onun kişisel dönüşüm serisinin yeni halkasıydı.
Birkaç hafta önce Londra’da, ardından New York’ta da aynı kitabı görmüştüm.

Farklı şehirler, aynı raf, aynı ihtiyaç.
Tesadüf değil.
Kolektif bir çağrı.
Kitabı aldım.
Uçağa bindim.
Ve yol bitmeden bitirdim.
Altını çizdiğim bir cümle vardı:
“Productivity breeds productivity.”
Üretkenlik, üretkenliği doğurur.
Kitapta bu cümle tek bir satır olarak geçmiyor; bir bölüm boyunca anlatılıyor.
Beynin harekete geçtiğinde dopamin salgıladığı, dopaminin motivasyonu tetiklediği, motivasyonun tekrar harekete geçme isteği yarattığı bilimsel olarak açıklanıyor. Yani hareket, biyolojik olarak kendi devamını üreten bir döngü yaratıyor. Aynı şekilde durağanlıkta bu kimya tersine çalışıyor: Dopamin düşüyor, zihin ağırlaşıyor, enerji azalıyor. Bu yüzden küçük bir adım bile yeni bir adımın önünü açıyor. Bilimsel olarak da “hareketin hareketi doğurması” tam olarak bu.
Gülümsedim. Çünkü bu bölüm, yıllardır kendi hayatımda sezgisel olarak bildiğim bir hakikatin bilimsel karşılığıydı.
Son yıllarda bana en sık sorulan soru şu:
“Nasıl bu kadar çok seyahat edebiliyorsun?”
Rakamı söylediğimde insanlar şaşırıyor.
Son on beş yılda, hiçbir şehirde on günden fazla kalmamışım.
Bu bir kaçış değil.
Bu bir yaşam biçimi.
Modern dünyada başarı; kök salmak, yerleşmek, sabitlenmek üzerinden tanımlanıyor. Oysa ben başka bir deneyimi yaşıyorum: Bazı hayatlar yer değiştirerek derinleşir.
Ben yaşam koçuyum.
Ama aynı zamanda gazeteciyim.
İnsan zihninin neyle açıldığını, neyle kapandığını yakından gözlemliyorum.
Yıllardır insan hikâyelerini dinliyor, şehirleri, kültürleri, zihinleri gözlemliyorum. Sorduğum sorularla, yazdığım satırlarla, karşılaştığım hayatlarla hep aynı şeyi araştırıyorum:
İnsan zihni neyle açılır, neyle kapanır?
Ve tekrar tekrar karşıma çıkan bir gerçek var:
Zihin durağanlığı sevmez.
Duran su nasıl bulanırsa, durağan zihin de ağırlaşır.
Hareket ise berraklık üretir.
Harekete geçtiğimizde beden dopamin salgılar. Bu iyi his devam etme isteği yaratır, bir ritim oluşur.
Tam tersinde ise başka bir kimya çalışır: Durağanlık zihni yorar, iç sesi kısar, yaşam enerjisini düşürür.
Bizim kültürümüzde buna tek cümleyle karşılık veren bir söz vardır:
“Harekette bereket var.”
Çocukken nasihat gibi duyduğumuz bu söz, bugün nörobilim tarafından açıklanıyor olması hiç şaşırtıcı değil.
O yüzden ben “çok seyahat ediyorum” demiyorum. Ben hareket halinde yaşıyorum diyorum. Çünkü hareket yalnızca fiziksel değil; zihinsel, duygusal ve enerjisel bir akıştır. O akışa girdiğinizde hayat kendi yolunu açar.
Bana “Nasıl bu kadar yapabiliyorsun?” diye soranlara cevabım hep tek cümle:
Ben hareketin içindeyim.
Ve harekette bereket var.
Yolda olmanın kimyası tam olarak da bu.
1 Şubat 2026 - Lordlar Kamarası’ndan Bir Ders: Entegrasyon Sessizce İnşa Edilir
27 Ocak 2026 - Yolda Olmanın Kimyası
24 Ocak 2026 - Yönetim Kurullarında Konuşulmayan En Büyük Liderlik Alanı: Aile
14 Ocak 2026 - “Dans, insana önce kendini öğretir. Kendini anlayan insan, dünyayı daha az incitir”
7 Ocak 2026 - Fransızlar Neden Çok Yemesine Rağmen Şişmanlamaz?