Bugün kim olmak istemezdim, biliyor musunuz….
Cemil Tugay’ın yakınlarından biri.
Ailesinden, dostlarından, onunla aynı sofraya oturmuş, sözüne güvenmiş herhangi biri…
Çünkü daha 13 Ağustos’ta, “Şu an bi partiye geçme gibi bir durumum yok. Bağımsız kalacağım” diyordu.
AK Parti’ye geçeceği konuşulduğunda ne demişti?
“Eşim beni boşar!”
“Annem evlatlıktan reddeder!’
Sonra 30 Eylül’de, Beştepe’de bi görüşme oldu.
5 Ekim’de “Bir kararın eşiğindeyim” dedi.
7 Ekim’de de AK Parti’ye geçti.
AK Parti, sandıkta hiç kazanamadığı İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığına, başkanın parti değiştirmesiyle ulaştı…
Ben onun yakınlarından biri olsaydım ne yapardım, biliyor musunuz?
Onunla aynı masada geçirdiğim her sohbeti kafamda tek tek yeniden yaşardım.
Söylediklerini…
Savunduklarını…
İnandığını sandığım şeyleri…
Kendimi kandırılmış hissederdim.
Sırtımdan bıçaklanmış gibi…
Sanıyorum ona oy veren pek çok İzmirli de bugün böyle hissediyordur.
Çünkü oy verirken yalnızca bir isme mühür basmıyoruz.
Bir söze, bir duruşa da güveniyoruz.
Bir tane hayatımız var.
Yaşayıp gideceğiz.
Gerek var mı böyle şeylere?
Söz dediğin, insanın kendine verdiği bir şeydir aslında. Başkası unutsa bile insan unutmaz.