2026 – Denizde Kutlama Yok Hatırlama Var

2 Ocak 2026

Hannah Arendt’in söylediği gibi, kötülük çoğu zaman ‘olağanlık kisvesi’ altında işliyor. 

Savaş, artık bir istisna değil. 

Uzaktan izlenen, istatistiklere dönüştürülmüş bir süreklilik. 

Yılbaşı, bu sürekliliği kesintiye uğratmıyor. 

Aynı patlamalar, bu kez kutlama sesleriyle bastırılıyor.

İklim krizi, eğer zamana karşı işlenen büyük suçsa, dün geceden itibaren bir kez daha “gelecek zaman kipi”yle konuşulacak. 

Ama felaket, çoktan “şimdi”ye yerleşmiş durumda. 

Walter Benjamin’in “acil durum hâli” dediği, felaketin, beklenen değil; “yaşanan şey” oluşu.

Yılbaşılar bu yüzden rahatlatıcı. 

Çünkü felaketi bir yıl daha ileri itiyor.

O gece muhtemelen bazı şehirlerde havai fişekler patlarken, bazı şehirlerde sığınak sirenleri çalmıştır. 

Çünkü aynı takvim yaprağı, farklı zamanlar üretiyor. 

Bir vakitler gündelik gazeteler evlere çok girerken, yılın ilk günü piyango çekilişlerinin kazanan listeleri yayımlanırdı. 

O gün yükselen tirajlar ertesi gün birden gerilerdi.

Düşünülen gerekçe şuydu: Yılbaşı gecesi eğlencelerinin bitişiyle başlayan kitlesel gerçeğe dönüş, ikramiye kazanma ümitlerinin de kalmayışıyla bir çökmeye dönüşüyordu.

Savaşın ortasındaysanız da, takvim bir düzenleme aracı olmaktan çıkar, yalnızca ‘hayatta kalınan günleri’ saymanın başka bir adı olur. 

Yine de küresel dil, bu eşitsizliği örtmekte ustadır: “Yeni bir başlangıç.”

Deniz sakin burada, Bodrum kalesi yerinde. Taşlar bin yıldır burada, insanlar değil.

Kaleye bakınca, zamanın ne kadar tarafsız, tarihin ne kadar seçici olduğunu anlıyor insan. 

Kale kalır; geçenler geçer. 

Takvim değişir ama kıyıya vuran insan hikâyeleri değişmez.

“Yeni yılın ilk sabahı”, denizde kutlama yok. Yalnızca hatırlama var.

Göç, burada, sayacı başa alınan bir istatistik değil. 

Bir yüz. Bir ayakkabı teki. Bir suskunluk. Bir annenin, çocuğunun adını rüzgâra söyleyip denize bakmaktan vazgeçemeyişi.

Bir babanın, “geri döneceğiz” cümlesini kendine defalarca tekrarlaması. 

Çünkü başka bir cümlesi yok.

Yeni yıl dilekleri şişelerin içine konulup bırakılmış mektuplar değil, o yüzden denizler onları okuyamaz. 

Ona vurmuş çocukları unutmayan kıyılar, “bu yıl her şey güzel olacak” demez.

Denizde zaman, umutla değil gerçekle ölçülür.

Kale, bir zamanlar geçişleri kontrol etmek için yapılmıştı. 

Bugün hâlâ aynı şeyi yapıyor: 

Kimlerin korunacağını, kimlerin dışarıda kalacağını sessizce izliyor. 

Sınırlar değişiyor, ama sınır fikri kalıyor. 

Pasaportlar, vizeler, kuş uçurmayan botlar… 

Gelecek, herkese aynı kapıdan açılmıyor.

Göç edenler yeni bir hayat aramıyor çoğu zaman.

Sadece şimdiden kaçıyorlar.

Yaşanamaz hâle gelmiş bir bugünden.

2026’nın ilk sabahı bunu daha çıplak gösteriyor. 

Çünkü yeni yıl, bir başlangıç değil, bir devam. Deniz bunu bilir:

Aynı deniz, aynı rotalar, aynı sessizlik. 

Aynı kocakarı fırtınaları.

Takvim insanlığı kurtarmıyor.

Sumud filosunun uskur izlerini unutmamıştır deniz.

Çünkü, belirsiz bir geleceğe tutunarak değil, şimdiye kendimizi kandırmadan bakmaya dayanarak var oluyoruz.

Bodrum Kalesi duruyor.

Geçenler geçiyor.

Camus’nün “Veba”sı her yıl yeniden gelir.  Çünkü mesele hastalık değil, inkâr. 

İnsanlar, felaketin geçici olduğuna inanmak istiyor. Oysa felaket kalıcı. Sadece adını değiştirir: 

Kuraklık, tufan, savaş, sınır, boğulmak, kamp…

Bu yüzden belki de en dürüst yılbaşı cümlesi şudur:

Bu yıl da yazık ki her şey düzelmeyecek.

Ama öyleymiş gibi davranmayı bırakabiliriz. 

İnsan, geleceği bekleyerek değil, şimdiye bakmaya dayanarak varolur. 

Dedim ya, bazıları için yılbaşı gecesi, sadece hayatta kalınmış bir gecedir.

Çocuklarımıza bunu öğretebiliriz.

10Haber bültenine üye olun, gündem özeti her sabah mailinize gelsin.