Arka Oda

14 Ocak 2026

“Han tomado la parte del fondo.”*

Bu sadece bir mekân hikâyesi değil, bir rıza hikâyesi.

Önce, şehri tepeden gören arka oda kapandı. 

Kimse kapatmadı. 

Biz kapatmadık ama bundan rahatlık hissettik. 

İçeride bir ‘koku’ vardı. 

Keskin değildi. 

Ama kalıcıydı. 

Camı açtık. Geçmedi. 

Mevsimdir,” dedik. “Geçer.” 

İnanmak işimize geldi.

Sonra kapıyı daha az açar olduk. 

Zaten gerek de yoktu. 

Daha düzenliydi böyle. 

Daha güvenli. 

Ev genişti. 

Yeterince yerimiz vardı. 

Bir odayı kaybetmek, her şeyi kaybetmek sayılmazdı. 

Bir süre sonra koku koridora çıktı. 

Geçerken nefesimizi tuttuk. 

Konuşmaları kısalttık. 

Bazı cümleler gereksiz görünmeye başladı. 

Bazı kelimeleri kendimizden sakladık. 

Yük yapıyordu. 

Sorular huzursuzluk çıkarıyordu.

Salon hâlâ açıktı. 

Tv çalışıyordu. 

Bize dünyanın ne kadar tehlikeli olduğu anlatılıyordu. 

Haberler sadece uzak yerleri göstermiyordu. 

Yakını da gösteriyordu. 

Tanıdık sokakları. 

Tanıdık yüzleri. 

Her gün başka bir hikâye. 

Bir çürüme daha. 

Bir utanç daha. 

Önce şaşırdık. 

Sonra kızdık. 

Sonra yorulduk. 

Çürüme de koku gibiymiş, dedik. 

Zamanla artıyor. 

Bazı şeyleri kapatmaya başladık. 

Haberlerin sesini.

Bazı bölümlerini. 

Her yerde böyle,” dedik. 

Zaten hep vardı” dedi, biri.

Utanç da idare edilebiliyordu. 

Yeterince küçük parçalara bölünürse. 

Sustuk. 

Sessizlik rahatlatıcıydı. 

Bilmemek, bilmekten daha güvenliydi. 

Bir süre sonra, rahatsız olanlar tuhaf görünmeye başladı. 

Fazla hassastılar. 

Abartılı. 

Uyumsuz. 

Kriz her yerde vardı, sonunda.

Her yerdeydi kötüler. 

Her yerde sabır gerekiyordu. 

Biz de sabırlı olduk. 

Yaşam alanımızı, çevremizi yeniden düzenledik. 

Kendi kendimize. 

Artık mutfağı daha az kullanıyorduk. 

Yemek sadeleşti. 

İhtiyaçlarımız küçüldü. 

Şikâyet edecek bir şey kalmadı. 

Kimse taşınmayı önermedi bize. 

Dışarısı karmaşıktı. 

İçerisi tanıdıktı. 

Tanıdık olan, itiraz istemez. 

Zamanla oturduğumuz yer daraldı. 

Bunu fark ettik. 

Ama kabullendik. 

Kabullenmek, yorulmamaktı. 

Arka oda’ artık her yerdeydi.

Ama biz hâlâ ona “arka oda” diyorduk. 

Sanki bize ait olmayan bir yermiş gibi. 

Bir gün kapının aslında kalmadığını fark ettik. Sadece sınır vardı. 

Ve sınırı biz koruyorduk. 

Kokuyu dışarıda tutmak için değil; artık alıştığımız kokuyu içeride tutmak için. 

Artık ‘dışarısı’ diye bir yer de yoktu. 

Lağım gibi kokan ve hızla artan taşan bir şeyin içindeydik.

Haberlerde. Sokakta. Konuşmadıklarımızda. 

Ev’ dediğimiz, sadece katlandığımız şeylerin toplamıydı. 

Yine de hiç çıkmadan ‘evde’ yaşadığımızı söyledik.

Çünkü başka bir kelime,

fazla sorumluluk gerektirirdi.

Rıza, konforumuzla karışmıştı. 

Kokuya alışmak gibi. 

Utanca alışmak gibi. 

En korkuncu, rahatsız olmamak, bize normal görünüyordu.

Bir hikâyenin* adını bilmediğimiz anlatıcısının dediği gibi, 

İnsan düşünmeden yaşamaya da alışabiliyordu.”

***

Kenar Notu:

Bu sadece bir mekân hikâyesi değil, bir rıza hikâyesi”:

Bu cümle, yazmaya çalıştığım kısa hikâyenin omurgasını oluştursun istedim.

Rıza, gündelik konforun içine sızar.

Mekân daraldıkça, insan uyum sağlar.

Uyum, zamanla savunmaya dönüşür.

Savunulan artık vazgeçiştir.

Korku gerekçeler üretiyor.

Güvenlik”, “düzen”, “istikrar”, “gelecek”…

Böyle kelimeler alanın daralmasını makûl kılar.

Bu “sessiz geri çekilme” hikâyesi, bazı okurlara, bir evin odalarının birer birer terk edilmek zorunda kalınışını anlatan eski bir hikâyeyi, “Casa Tomada”yı (Ele geçirilen Ev, 1946) hatırlatabilir.

Atalarından kalma geniş evlerinde birlikte yaşayan kırklı yaşlarda, hiç evlenmemiş bir erkek ve kız kardeşin, evlerinin bilinmeyen varlıklar tarafından ele geçirilmesini.

O hikâye belki de tam bunu anlatıyordu:

Geri çekilmenin ne kadar kolay, kalmanın ne kadar ağır olduğunu.

***

*“Arka kısmı ele geçirdiler.”

Julio Cortázar, 

Casa Tomada

10Haber bültenine üye olun, gündem özeti her sabah mailinize gelsin.