Asıl Tehlikede Olan İnsanın Geleceği

2 Mart 2026

3 Ocak 2026’da Amerika Birleşik Devletleri, Venezuela‘ya saldırdı ve Devlet Başkanı Nicolás Maduro ile eşi Cilia Flores‘i kaçırdı. 

ABD, operasyonu “Mutlak Kararlılık Operasyonu” olarak adlandırdı.

(‘Kararlılık’ ilginç bir kelime, biraz hızlı okursanız kolayca ‘Karanlık’ la karışabiliyor.)

Bu “operasyon” yerel saatle sabah 2 civarında hava saldırısıyla başladı.

Sonunda birileri bir Devlet Başkanlığı evinin ta yatak odasına, bir hırsız gibi girip o adamı ve karısını yatağında derdest edip Amerika’ya götürdü.

Tereyağından kıl çeker gibi.

Geçen cumartesi sabahı da Tahran’ın kalbindeki liderlik yerleşkesinde kritik bir toplantı yapılacağını öğrenen benzer kişiler Hamaney‘in de orada olacağı bilgisini ABD Başkanı Donald Trump‘a iletti.  Daha önce gece karanlığında yapılması planlanan “operasyon”, gelen istihbaratın ardından, üst düzey İranlı yetkililerin bir araya geleceği sabah toplantısını hedef almak için erken saatte gerçekleştirildi.

İki saat beş dakika sonra, Tahran saatiyle 09.40 civarında uzun menzilli füzeler yerleşkeye isabet etti.

Üst düzey ulusal güvenlik yetkilileri bir binadaydı; Hamaney ise yakındaki başka bir binada bulunuyordu.

İsrailli bir savunma yetkilisi, saldırının Tahran’da birkaç noktaya eş zamanlı düzenlendiğini ve ‘taktiksel sürpriz’ elde edildiğini söyledi.

ABD ve İsrail’in İran’a yönelik başlattığı saldırılar sürerken, İran’ın dini lideri Ayetullah Ali Hamaney konutuna düzenlenen hava saldırısında hayatını kaybetti.

İran’ın üst düzey güvenlik yetkililerinden Laricani, Hamaney’in son günlerine ilişkin dikkat çeken bir değerlendirmede bulundu. 

LaricaniHamaney sığınakta saklanmak istemedi, hayatına normal şekilde devam etmekte ısrarcıydı”dedi.

Hamaney’in öldürüldüğü ABD ve İsrail ortak operasyonunun detayları da ortaya çıktı. 

İsrail savaş uçaklarının, konutuna 30 bombayla düzenlediği saldırıda kızı, damadı, torunu ve geliniyle birlikte yaşamını yitiren Hamaney’in cenazesinin enkazdan çıkarıldığı ve vücuduna şarapnel isabet ettiği iddia edildi. 

Hamaney’in cenazesine ait fotoğrafların Netanyahu’ya ve güvenlik yetkililerine sunulduğu öne sürüldü.

ABD merkezli The Wall Street Journal’ın haberine göre; İsrail’in Hamaney ve üst düzey siyasi ve askeri liderlerini vurduğu gün ve saat özenle seçildi. Hamaney ve İran’ın üst düzey kadrosunun toplantı yaptığı cumartesi günü İran saatiyle 10:00’u seçen İsrail jetleri konuta 30 bomba bıraktı. 

Bombalar Hamaney’in konutunu tamamen yok etti. 

Saldırıda Hamaney’in yakın danışmanı Ali Şamhani, Devrim Muhafızları Komutanı Muhammed Pakpur, İran Savunma Bakanı Emir Nasırzade öldürüldü.

Baştan aşağı” hedefleri vuran bu harekat öncesinde İsrail askeri heyeti Washington’da yoğun mesai harcadı. 

Genelkurmay başkanı, hava kuvvetleri komutanı, Mossad direktörü planlama sürecine katıldı. 

Netanyahu aralık ayında Florida’da Trump ile bir araya geldi. 

Kendi ülkelerinin nükleer silah çokluğu bilinen bu İkili, ‘nükleer programın sürmesi’ halinde askeri müdahalenin haklılığı konusunda uzlaştı.

Çeşitli haber sitelerinden yapılmış bu alıntılarda, “tereyağından kıl çekilmiş gibi” anlatılan işler nasıl becerilmişti?

İstihbarat gücüyle.

Lakin sözü edilen “operasyonlarda” kullanılmış o kişiler herhalde tebdil gezen Amerikalı ajanlar değildi.

Devletlerinin güvenip oralara kadar sokulmasından kuşku duymadığı “Venezuellalı ve İranlı vatandaşlar”, kendi insanları olmalılar.

İyi kötü bir sürü sınanmalardan geçebilmiş, kim bilir ne kadar süredir gizlice eğitilmiş, ama esasında onlar kendini gizlemiş, özünde birer “insan”.

Akla gelebilecek diğer bir kelime kullanılmadan, “başarıları” övülen hemcinslerimiz yani.

Borges’in “Hain ve Kahraman İzleği” adlı, 70’lerin başında Bertolucci’nin Strategia del Ragno” (Örümceğin Stratejisi) adıyla sinemaya uyarladığı, ‘böyle durumlara düşen insanı’ anlatan sofistike bir hikâyesi vardır, o geliyor aklıma.

Savaş uzmanı televizyon şürekasının her akşam, –insan onuru hariç– her şeyi güzel güzel anlatışına kulak kabarttığımda da, meşhur bir fıkrayı düşünüyorum:

Adam dinlemiş, dinlemiş, “Yahu hırsızın hiç mi suçu yok!” demiş ya, o hikâyeyi.

Az önce yakın bir arkadaşım aradı, haklı olarak hayli kaygılıydı.

Asıl tehlike kendimiziz” dedim. 

Bugün de “Tercihten doğan kötülük bitmez” diye bir yazı yazmıştım.

10Haber bültenine üye olun, gündem özeti her sabah mailinize gelsin.