Ertelenmiş Yüzleşmelerin Vaazları

29 Ocak 2026

“Kapının önü” dediğimiz şey, aslında “ben” ile “biz” arasındaki bir dar eşik.

Ne tamamen ‘özel’ ne de bütünüyle ‘kamusal’.

İnsanın kendini, başkasına değmeden de sorumlu hissedebileceği son küçük alan.

Orayı boşlayan, çok geçmeden her yeri boşlar.

‘Kamusal’ olan, artık kendinin de içinde olduğun yer değil, uzaktan baktığın bir ‘manzaraya’ dönüşür.

Başkasının sınırını, hakkını, hukukunu ihlal eden gündelik hoyratlıklar; kuyruklarda kaynatmalar, sessiz kabullenişler, “bana dokunmayan…”lar…

Bunların hepsi, süpürülmeyen kapı önlerinde birikmiş kirlilik.

Sonra o kir-toz bir fırtına çıkınca “toplumsal sorun” olarak havaya kalkıyor.

O ‘biriken’ için, “Ben söyleyeyim de, sorumluluk benden çıksın” gayreti, temizlik arzusundan değil, yaptığı yanlışı bilenin bir tür ahlâkî rahatlama ihtiyacından doğma.

‘Şikayet’ ‘eylemin’ yerine geçtiği anda, ‘vicdanın’ da yerine geçmeye başlar.

İnsan, yapmadıklarını, konuşarak telafi ettiğini sanır.

Kapısının önünü süpürmediği bilinen (herhalde bunu en iyi kendisi bilen) bir adam gerçekten kirlenmeden mi şikâyet ediyordur, yoksa süpürmemiş olmanın huzursuzluğunu mu bastırıyordur?

Onu izliyorsun: dünyaya, ülkeye, genci- yaşlısı insanlara öneriler yağdırıyor.

Ama kendi hayatında hep yarım kalmış şeyler var.

Kaçınılmış sorumluklar, ertelenen özür, kapatılmayan meseleler.

Bunların hepsi, ertelenmiş yüzleşmeler.

Bunlara bakmak zor.

O yüzden daha büyük laflara sığınılıyor. Eğlenceli şeyler paylaşılınca rahatlanıyor, doğru tarafta durduğun hissini vermek aranıyor.

İçerideki huzursuzluk bir süre susuyor.

Oysa kapının önü küçük ama insana ait.

Kendine düşen bazı şeyler kimseye devredilemez.

Doğruyu arayan insanın içi zaten buna izin vermez.

Belki de kirlenmeden yakınmıyor o kişi.

Belki asıl susturduğu, eline hiç almamış olduğu süpürgenin içindeki sesi.

En çok öne çıkmaya çalışan, çoğu zaman kendine düşen sorumlulukları en uzun süredir ertelemiş olan.

10Haber bültenine üye olun, gündem özeti her sabah mailinize gelsin.