Her Yeni Skandal Bir Öncekini Gömerken 2025’in Manşeti: Unutmak

4 Ocak 2026

Bazı yazarlar, “unutmanın” ‘aktif karar sonucu bir istek” olduğunu varsayar. 

Unutmak’, yaygın bir tutumla, giderek daha ‘şiddetli bir arzu’ya dönüşüyorsa, bunun üzerinde düşünülmeli. 

Neden oldu bu?

Halının altına süpürülenlerin’ dayanılmaz ağırlığıyla içimizi sıkıştırması mıdır sebep?

Unutmak, bize utanmaktan daha kolay geldiğinden midir?

İnsanı manipüle etmeye müsait birilerinin beceriyle sakladığı ‘yüz kızartıcı sinsilik’ mi esas mesele?

Düşündükçe, ‘unutun geçmişi’, ‘bütün bildiklerinizi unutunbilmişliklerini, “Ben öyle mi yapmıştım, hatırlamıyorum” soğuk samimiyet firarlarını duyar gibi oldukça, avuçlarımı kulaklarıma sımsıkı bastırmak istiyorum. 

Tarih 2025’i, kimilerinin güle oynaya saf tuttuğu sanal silgi satma gayretkeşliğiyle anacak. 

Unutmanın, bir bellek zayıflaması değil, örgütlü ve ısrarlı bir eylem oluşuyla.

İnsani değerlerin üzerinden korkunç bir hortum gibi geçen dönemden (Neoliberalizm), görmezden gelmelerin yakışıksız çırpınışları kaldı geriye.

Her yeni başlık, bir öncekini gömdü. 

Tepki vermek için değil, tüketmek için izledik. 

İzledikçe hakikilikten uzaklaştık.

Gündem hızlandı, ama anlam yavaşladı. 

Dil bu vahim unutmanın en sadık müttefikiydi: 

Normalleşme”, “uyum”, “kaos teorisi”, derken, sistemin ölümüne bir ihtiyaçla yerleştirmeye çalıştığı şeyleri satmak için bozuk paraya çevirdikleri “devrim”, “yeni çağ”, “istikrar” militanlıkları 

Böylesi, “hoşluklar” (!) ortalığa saçıldıkça gerçek gitgide sertleşti. 

Acı, kelimelerin arasına sıkıştı. 

Sorumluluk, kendini göstermeler (Show) ile etrafın gözünü boyamak için örtüldü.

Kim neleri yaşıyor sorusunun rahatsız edişi yerine, “hayat ne kadar hızla değişiyornaylonluğu kendine taraftar toplasın istendi.

Her şeyin lafla geçiştirilmesi ‘yol edinildi’. 

O yolda kurnazlığın yoldaşlığına ayak uyduruldu.

Felaketler yaşandı ama tümü “yeni normal” olarak ambalajlandı. 

Savaşlar sürdü ve “rutinleştirildi”.

İklim kırılmaları sayılara dönüştü, göç hikâyeleri dosyalandı; yoksulluk, varlığını koyacak yer bulamayanlara hâlâ yardımcı olmak, onlara daha çok kazandırmak stratejileri için grafikleştirildi. 

Her şey kayda geçti; ama hiçbir şey bellekte kalmadı. 

Arşivler Dijital İzlerimizle doldu, hafızalar boşaldı.

Bireyler böylece yoruldu.

Yorgunluğu kişisel sayıldı. 

Oysa bir koca ideal yorgunluktan çöküyordu. 

Berbat Sistem görünmezleştirildi. 

Vicdanlar sanki enerji tasarrufuna alındı.

Sonunda, Hatırlamak sancılı, Unutmak konforlu hâle geldi:

Kavafis’in şiirinden* habersiz, başka diyara gitmek hevesleri gibi. 

Ardında üzerinde kendisi dahil herkesin parmak izleri olan bir berbat vaka kalmıyormuş gibi.

2025’in bir yararı varsa bize,

‘Unutmayı’ öğretilmiş bir davranış yapma ‘harisliği’ndeki kararlılığı fark etmemizdir. 

Ve hatırlamanın artık bilinçli bir direniş gerektirdiğini idrak etmemiz, eğer istersek.

Çünkü ‘hatırlanmayan’ şeyler kaybolmaz.

Sadece, daha sonra, daha ağır bir biçimde geri döner.

Nerede okuduğumu tam çıkaramadığım şu söz belleğimde yer edineli yıllar oldu:

Hatırlamamak unutmak değildir.

Anlatılmaya çalışılan, bence, hatırlamamanın ürkütücü bir bilinç oluşu. 

Bir de, vicdanların kendinden kaçanları rahat bırakmaya pek niyeti olmayışı.

***

*”Yeni bir ülke bulamazsın, başka bir deniz bulamazsın.

Bu şehir arkandan gelecektir.

(…)

Başka bir şey umma-

ömrünü nasıl tükettiysen burada, bu köşecikte, 

öyle tükettin demektir bütün yeryüzünde de.”

10Haber bültenine üye olun, gündem özeti her sabah mailinize gelsin.