Matine Suare İki Film Birden 

3 Mart 2026

Kendini yalnızca bir ‘devlet’ değil, hatta ‘süper güç’ olmaktan da ötede “özgür dünyanın biricik lideri” olarak konumlandıran, demokrasi ve özgürlük söylemini, jeopolitik rekabeti bir ‘Ali kıran baş kesen’ gibi, meşruiyetine kendi çalıp kendi oynayarak karar verdiği “iyilik-kötülük mücadelesi” gibi sunan ABD, ülke nüfusu dünya nüfusunun ancak %4–5’i iken, yıllardır tüm küresel tüketimin yaklaşık %30’unu tek başına hamuduyla götürüyor.

Ama Silicon Vadisi’nin görmezden gelir gibi yapmakta olduğu Tayvan çip felaketi de her geçen gün bir tufan gibi biraz daha yaklaşıyor.

Eğer Çin, Tayvan’ı işgal eder ve Tayvan’dan Amerikan şirketlerine yapılan çip ihracatını keserse, teknoloji endüstrisi ve ABD ekonomisi felce uğrayacak, bunu cümle âlem biliyor.

Bir yanda kimin ne için kenara koymuş olduğu ve ne hikmetse şimdi hızla ortalığa sürdüğü sanki anlaşılmıyor gibi yapılan iğrenç bir dosya, zenginleşmesi uğruna sonsuz kan dökülmüş Batı’nın tepesinde, Demokles’in (kılıcı değil) dev bir yelpazesi gibi… 

Sıkıntıda beylerinin kızışmış yerlerini yelliyor.

Bu ülke bu yıl bir seçime gitmek üzere. 

Ve onun ‘bilinç düzeyi’ bildim bileli konuşulanların oy’una ihtiyacı besbelli mevcut başkanı, kendi toplumu için bütün dünya halklarını gözünü kırpmadan ateşe atıyor.

Çünkü borç harç içinde durmadan dolar basıp, hazırdan yemeyi nasıl sürdürdüklerini defter-kitap elinin altında olduğu için, en iyi o biliyor.

Kimin kimin maşası olduğu belirsiz, diasporası büyük toprağı küçük çekincesiz ama daha dün kurulmuş bir devlet de, dağdan kovularak gelip bağdakini ezmeye ant içmiş biri gibi, okul, hastane, çoluk, çocuk demeden dümdüz gidiyor, o Batı olanlara süt dökmüş bir kedi gibi bakarken, başka bir dini ezmeye çalışıyor.

Teknoloji Çağı’na geçiyoruz” diyen, pembe pamuk helva satıcıları, o film için yapay zekaya hazırlattıkları fragman ellerinde kalınca, hem o helvayı kendileri yiyor; hem de evvelce yapılmışların bir versiyonu olan ‘Haçlı Seferleri’nın yeni filmini; ve konusu, Yahudilerin Pers İmparatorluğu’nda bir “yok edilme fermanı” ile karşı karşıya kalması ve son anda kurtulması üzerine kurulu mitleşmiş Pürim anlatısının daha güçlü bir siyasal retoriğe dönüştürülmesi, tarihin döngüsel tehditler üzerinden okunması, ‘Düşman figürünün kişiselleştirilmesi, Devlet gücünün kutsal tarihle meşrulaştırılması olan bir başka filmle birlikte, iki film birden -“makine-suare”- seyrediyor.

İşin tuhafı bu filmlerin kritiğini, İran’ın sinemasını çok beğenen, festivallerde ödüllendiren sinema eleştirmenleri ve aşağı tükürsem sakal yukarı tükürsem bıyık durumunda kalan “okur-yazar” takımı değil, başımıza birer allame kesilen savaş uzmanları yapıyor.

10Haber bültenine üye olun, gündem özeti her sabah mailinize gelsin.