Orta Sınıfın “İdare Eder” Yalnızlığı

25 Ocak 2026

Ben’den öte kuş tanımayan” kişi, kendini şişirmek, çöken köprülerin yerine beyhude iskeleler kurmak insana yetecek sanıyor. 

Bugünün narsisizmi gitgide bu tür bir ‘kendine kapanmaktan’ besleniyor. 

Bu, kibirle birlikte, bir tür hayatta kalma refleksi. 

Sürekli kendini, pazarlamak, güçlü görünmek…

Lokantada bile, yanınızdaki masaya otururken size gönderilen ‘ben/kimim/sen/biliyor musun’ bakışı, trafiktekileri geçelim.

Düzenin istediği de bu:

Kendisiyle meşgul, kendi performansının peşinde, kendi “markasını” (!) taşıyan bireyler. 

Böyle bir dünyada “sen” ile ilgilenmek, zaman ve dikkat israfı gibi!

Oysa “Ben–Sen” ilişkisi kurulamadıkça, “Ben–Ben” döngüsüne sıkışıp kalıyor insanlar.

Bundan bir iyilik çıkmıyor.

Başkasına açılmaktan korkan benlik aynada kendine bakar, ama kendinden öte hiçbir şey göremez. 

Sürekli kendini anlatır; ama kimse ile gerçekten temas etmediği için içindeki boşluk kapanmaz. 

Bu yüzden daha çok görünür olmak, daha çok onay almak ister, sevdiğini bile benim olsun isteğiyle (“my”) sever.

Belki de bugün yaşanan şey, ilişkilerdeki böylesi bir yoksullaşma. 

İnsanlar yalnız kaldığı için kendine kapanıyor: 

Ben”i büyüten şey, ‘temas eksikliği’.

Ben”den “sen”e geçebilmek, sadece kişisel bir erdem değil artık, bu düzene karşı bir direniş. 

Çünkü teknokratik akıl verim ister, hız ister. 

Oysa “sen”, duraklama ister, dikkat, ihtimam ister.

Lakin şehir insanı çoğu zaman bunları ve yalnızlığını konuşmaz. 

Düşünecek vakti de yoktur.

Yoksunluklar, açıklar, paranın getirdiği hazlarla kapatılır.

Yoğunum” der, “yorgunum” der, “sonra uzun uzun konuşuruz” der. 

İnsani bir teması erteler.

Yalnızlık’ kelimesi fazla büyük, fazla dramatik gelir ona. 

Oysa şehir, tam da bu küçük ertelemelerleben”de tutar insanı. 

Günler toplantılarla, müşteri ağırlamalarıyla, rapor bitirme tarihleriyle bölünür; akşam eve dönüldüğünde geriye kalan enerji, ancak ekrana ve sessizliğe yeter. 

Martin Buber’in “Ben–Sen” dediği karşılaşma, bu tempoda fazla lüks gibi görünür. 

Yerine daha sınırlı bir ilişki biçimi geçer: “Ben–O”. 

Herkes birbirini ‘fonksiyonlar’ üzerinden tanır: İş arkadaşı, müşteri, komşu, eski arkadaş, eş… 

Yüzler vardır ama muhataplık giderek azalır.

Orta sınıf yalnızlığı tam da burada başlar: 

Hayat fena gitmiyordur, işler yürüyordur, faturalar ödeniyordur, çocuklar okula gidiyordur. 

Büyük bir çöküş -görünüşte- yoktur, ama içten içe büyüyen bir yorgunluk vardır. 

Dayanmak sanki bir erdemmiş, mesafe ve kaçınmak bir sosyal ahlâk kuralıymış gibi yaşanır. 

Psikolojinin “bağlanma” dediği şey, şehir hayatında çoğu zaman “rahatsız etmemek”e dönüşür. 

Aramazsın, yazmazsın, sormazsın; çünkü herkesin zaten yeterince derdi vardır, der geçersin.

Çünkü “sen” dediğin şey ölçülemez, planlanamaz, “optimize” edilemez. 

Benden bu kadar!” taksimat kalıbına sığmaz.

Sen”, bazen tam da vaktin yokken gelir, tam da güçlü görünmen gerekirken seni zayıf yakalar.

Sosyal hayat da buna göre şekillenir. Rezervasyonlu buluşmalar, haftalar öncesinden planlanan kahveler, iptal edildiğinde kimsenin şaşırmadığı görüşmeler… 

Herkes ‘birbirini sever’ bilir kendini , ama kimse kimsenin hayatına gerçekten karışmaz. 

O karışma hâli, şehirde hatta biraz ayıp da sayılır: 

Fazla talepkâr, fazla duygusal, fazla zahmetli. Yük.

Oysa Buber’in dediği “Ben–Sen” ilişkisi tam da öyledir, zahmetlidir yani; insanı rahat köşesinden eder, konforunu bozar, programını aksatır. Uykusunu bile kaçırabilir.

Edebiyatın şehir insanı bu sıkışmayı anlatır. 

Oğuz Atay’ın kahramanları kalabalıklar içinde kaybolur.

Yabancılaşma büyük felaketlerle değil, küçük suskunluklarla büyür. 

Kimse kimseye büyük kötülük yapmaz; sadece herkes biraz geride durur. 

Atay’ın anlattığı yalnız bırakılmak  budur.

Ve o geri duruş, zamanla hayat biçimine dönüşür.

En acı tarafı da şu: 

Bu yalnızlık çoğu zaman görünmezdir. 

Çünkü herkes ayaktadır, herkes işine gücüne gitmektedir.

Hayat fena gitmiyordur, işler yürüyordur, faturalar ödeniyordur, çocuklar okula gidiyordur. 

Herkes “idare eder” hâlindedir.

10Haber bültenine üye olun, gündem özeti her sabah mailinize gelsin.