Bu hafta streaming platformlarda iki yeni belgesel eklendi.
İkisi de Prime Video’ya kondu.
Biri Beatles’ın hayattaki iki üyesinden Paul McCartney’in belgeseliydi.
Ancak onun Beatles’ten ayrılıp,Wings gurubunu kurduktan sonraki dönemini anlatıyor.
Çok büyük merakla atladım üzerine.
Büyük bir düşkırıklığı oldu.
İkincisi ise bir sanat belgeseliydi.

Bugün pazar ve savaş muhabbetine ara vermek istiyorsanız bir önerim var.
Prime Video’ya yüklenen”Frida” belgeselini seyredin.
Carla Guttierez’in yaptığ film, son yıllarda seyrettiğim en güzel sanat belgeseli…
Meksikalı sanatçı Frida Kahlo’nun çizgilerinden hareketle hayatını anlatıyor.
Bu arada kendi sesinden ve orijinal görüntülerle ve son derece şahsi ve mahrem hayatını izliyorsunuz.
Seyrederken onun Mexico City’deki müze evine gider gibi oldum.
Ölüm yatağı gözümün önüne geldi.
Kendi sesinden hayatına ait çok ilginç şeyler öğreniyorsunuz.
Mesela Troçki ile aşkında, sıkıldığı anı o kadar güzel anlatıyor ki…
Seksi ne kadar sevdiğini ve hangi erkekte en büyük seksi bulduğunu da aynı samimiyetle anlatıyor.
Bir Marquez romanındaki gibi rengarenk, sürreel bir ormanda dolaştırıyor sizi.

Yaşadığımız ve artık gırtlağımıza kadar gömüldüğümüz bu Orta Doğu, 2 bin yıldan beri kim bilir kaç nesile cehennemi yaşattı.
İsrail benim doğduğum yıl kuruldu.
78 yıldır Orta Doğu ve Filistin sorunu ile yaşıyoruz.
Artık hiç umudum yok.
Bu bölge daha 2 bin yıl bu coğrafyanın insanlarına huzur vermeyecek.
Tek çare kaçış…
Bu cehennemden kaçıp bir yerlere sığınmak.
Cuma akşamı bu film beni yaşadığımız şu acımasız dünyanın gerçeklerinden kopardı.
Hiç olmazsa 2 saat içir unuttum bu kanlı coğrafyayı.
Size de tavsiye ederim.
Siz de hiç olmazsa 2 saat için Frida Kahlo’nu büyülü ve rengarenk hayatına girersiniz.
Bir insanın hastalık ve fiziki engellere rağmen nasıl renkli, dopdolu bir hayat kurabilir ve bu hayatın kahramanı haline dönüşebilir.
Bir Latin Amerika mitolojisi onun hayatı.
Biliyorum bir çok insan tam aksine bu gerçeklerle yüzmeşmeyi daha insani bir meziyet sayıyor.
Ben öyle değilim.
Gerçekler çok acıttığı zaman kendimi başka evrenlere atmayı başarabiliyorum.
Sığındığım en güzel kuytu ise “Romantizm…”
Mesela bir Persol gözlük alıp, kendimi Steve McQueen zannetmek.
İyi geliyor bana.
Geçen gün çok ilginç bir kavramla tanıştım.
“Romantik romans…”
Bana önce manasız geldi ama biraz altına indiğimde ilginç bir evrenle karşılaştım.
Bu kavram Sarah J. Maas’ın romanları ile ilgili geliştirilmiş.

Maas, bana göre 1970’li yıllarda patlayan “Pembe roman” türünün 21’inci Yüzyıl versiyonunu yazıyor.
Romanlarına “Romantasy” deniyor.
Romans ve fanteziyi biraraya getiren bir tür bu.
Romans bu yüzyılda artık “Periler” evrenine taşınmış durumda.
Maas bu paralel evrende geçen romantik aşk hikayeleri yazıyor.
Kitapları bugüne kadar 70 milyon sattı.
Hikâyelerinin temelinde travmalar yaşamış fakir bir kız var. Adı Feyre Archeron.
Bu kız perilerin yaşadığı paralel bir evrene geçiyor ve orada evrenin güçlü erkekleriyle tanışıyor. Zamanla çok güçlü bir karakter haline geliyor.
Bu fantastik dünyada Perilerle, krallıklardaki karanlık güçlerle savaşıyor. Fantastik evrenlerde politik entrikalar ve büyü, zalim krallıklar, kadim kötülüklerle kıyasıya mücadele ediyor.
Bağımlılık yaratan bir dizi bu.
Saray entrikaları, büyülü savaşlar, dostluk ve aşk ilişkileri, okuru bir kitaptan ötekine taşıyor.
Ancak dizinin en karmaşık karakteri bir “Yüce Lordudur.” İlk kitapta biraz gizemli ve hatta karanlık bir karakter gibi görünür.
Başta manipülatif ve tehlikeli gibi görünür ama altından aslında sevdiği insanları koruyan biri çıkar.
Kadın karaktere saygı gösterir. Ana karakter Feyre Archeron’un gücünü bastırmak yerine onu destekler. Zekası ve alaycı mizahı, stratejik düşünmesi ona karizmatik bir karakter kazandırır.
Bu da Rhysand–Feyre ilişkisine büyük bir romans katar.
Ve bu “Romantik romans” artık ancak böyle paralel bir evrende mümkündür.
Bu romansa ulaşmak için okuyucu olarak bizim de bugünün katı ve gerçek dünyasından kopup bu paralel evrene geçmemiz gerekir.
Bu seri “Dikenler ve Güller Sarayı serisi” adıyla türkçeye çevrildi ve son yıllarda çok moda oldu.
Bunlara “3.0 pembe roman” da diyebilirsiniz.
Seri Türkiye’de Dex Yayınları tarafından yayımlandığında başlangıçta daha çok klasik fantastik roman okurları tarafından biliniyordu. Yani ilk yıllarda satışları iyi olsa da çok geniş kitlelere ulaşmış değildi.
Ancak Tik Tok’un “BookTok” patlaması ile 2021–2023 arasında bu seriyi de çok daha geniş okurlara götürdü.
Yani Covid döneminin yarattığı bir kaçış edebiyatı bu.

Genç insanlar özellikle Rhysand karakterini bir K Pop kahramanı gibi videolarla paylaşmaya başladı.
Bu videolar milyonlarca kez izlenince kitaplar dünya çapında yeniden bestseller oldu. Türkiye’de domino etkisi yarattı.
Sarah J. Maas, A Court of Thorns and Roses serisini yazarken birkaç farklı Avrupa mitolojisinden ve folklorundan esinlenmiş. Özellikle Kelt (Celtic) mitolojisi.
Serideki peri halkı (Fae) fikri büyük ölçüde Celtic mythology’den geliyor. Kelt folklorunda Periler çok güçlü ve tehlikeli varlıklardır. İnsan dünyasıyla paralel bir dünyada yaşarlar. Bazıları iyi, bazıları son derece acımasızdır.
Covid sonrası milletlerin içinde ayrı bir iç milletin oluşmasına yol açtı.
Yepyeni bir psikoloji ve sosyolojinin ahalisi bu insanlar.
Bugünün korkunç ve acımasız gerçeklerine tahammül edemeyen ve paralel evrene geçen bir ahali bu.
Bazılarımız farkında olmadan bu evrene geçmiş durumdayız.
“Streaming ahalileleri” bunlar. Netflix, Prime TV, HBO Max, Disney dünyalarında yaşıyorlar.
Haber televizyonlarının 10-15 -konuşan kafası ve her gün en fazla üç konudan oluşan şizofrenik gündemini rededen , kendi kurdukları evrene iltica eden yeni göçmenler bu insanlar.
Ütopik paralel vahalarda yeni bir medeniyet kurmaya çalışıyorlar.
Çünkü gerçek alemin giderek bir Mad Max evrenine dönüştüğünü görüyorlar ve bu gelişme karşısında çok çaresizler.
Değiştiremeyecekleri bir gerçekte yaşamaktansa, kendi yarattıkları paralel evrende yaşamayı tercih eden yeni mülteciler de diyebilirsiniz.
Orta Doğu denen bu coğrafya hepimizi mülteci yaptı, kendi vatanımızda haymatlos ruhlar olarak geziyoruz.
Ben de onlardan biriyim.
Prime Video’da Frida Kahlo belgeselinde, onun fantastik çizgi ve renklerinden oluşturulan hayat hikayesi işte bu yüzden bana çok iyi geldi.
Size de bu Pazar gününde öneriyorum.
Deneyin bir.
24 saatliğine de olsa geçici mülteci olun, sığının bu paralel vahaya…
8 Mart 2026 - Bazılarımız farkında olmadan paralel evrende romantik romansa mı geçtik?
7 Mart 2026 - Modada bir güne kaç kadın sığar ve Amerikan Sapığı’nın dönüşü
5 Mart 2026 - Gürültüye giden çok önemli haber: Türkiye 7 yıl sonra Suriye’den ne kadar çekildi?
4 Mart 2026 - Dün akşam Brüksel’e giden Türk gazeteci listesi bana ne anlatıyor?
3 Mart 2026 - Geçen cumartesi Hamaney’le birlikte enkazın altında kalan dekolte gelinlik ve duvak