DÜNYA KUPASI 2026 72 Maç 48 Takım 12 Grup ⚽ Canlı Sonuçlar Fikstür 🏟️ Stadyumlar Hikayeler Keşfet → Dünya Kupası 2026 DÜNYA KUPASI 2026 Keşfet →

Deniz Göktaş’ın yazılı mizahı kaç kişiye ulaşır, bir ‘Haalend yürüyüşü’ne kaç sinyal gelir?

8 Temmuz 2026

Son haber şu:

Deniz Göktaş cezaevinde mizah kariyerinin yeni bir aşamasına geçti.

Dün avukatı aracılığıyla “X” üzerinden öylesine bir metin yayınladı ki…

Harika bir genç standapçımız oldu derken, şimdi bir de harika Aziz Nesin’imiz oldu bile diyebiliriz.

İçinde, alaturka tuvaletten, ters kelepçe video çekimlerine, Behzat Ç muhabbetinden, Gibi’nin Feyyaz’ına, Dünya Kupası reklamlarındaki Nihat Kahveci’ye, 4 saniye süren “Şanlı direnişten” “Şişman Ronaldo’ya” kadar her şey var…

Eminim bu metin bir Aziz Nesin kitabından çok çok daha büyük bir okuyucuya ulaşacak 48 saat içinde.

Şimdi cezaevi dışındaki memleket gerçeğine dönelim

Ama şimdi  “Memleketin cezaevi dışındaki gerçeklerine götüreceğim biraz.”

Sizi biraz rakama boğacağım… Benim yazımdan sıkılırsanız, Deniz Göktaş’ın yazısına dönebilirsiniz.  

Geçen Pazar günü Milli Eğitim Bakanının ağzından o lafların çıktığı  saatlerde, Türkiye’den uzak bir yerlerde bambaşka gelişmeler oldu.

Ama önce o lafların söylendiği saatlere dönelim.

Pazar günü TSİ 17.00’de bir spor rekoru kırıldı

Türkiye saatiyle 17.00’de İngiltere’nin Silverstone denilen pistinde Formula 1 yarışlarının 9’uncu etabı yapılıyordu.

Bu yarışta muazzam bir dünya rekoru kırıldı.

İki gün boyunca Silverstone denilen yarış alanına gelen biletli seyirci sayısı 554 bini geçti.

Yarım milyon kişi önlerinden 300 km hızla geçen bu teknoloji harikalarını izledi.

Aynı gece Dünya Kupası maçlarını biletli izleyen sayısı 5 milyonu geçti

Aynı hafta Amerika Birleşik Devletleri’nde oynanan Dünya Kupası maçlarında da tarihi bir rekor kırıldı.

Grup aşamasındaki 72 maçta toplam 4.644.549 kişi biletli olarak tribünlerde yer aldı. 

Son 16 turunun ilk maçlarıyla birlikte toplam biletli seyirci sayısı 5 milyonun üzerine çıkmış durumda. 

Bu, Dünya Kupası tarihinin en yüksek biletli maç izleme sayısı oldu. 

Türkiye’nin Milli Eğitim Bakanı karşısına üç beş kiyi oturtup, bu lafları söylerken, aynı saatlerde dünya realitesi buydu.

Yani o saatlerde insanlar çok daha eğlendirici şeyleri seyrediyordu.

Ama bu işin daha dramatik yanı var.

Önümüzden vınn diye geçen makinaları kimler izliyor?

Bakan tarikatlar desteğinde  “Milli müfredatın yükünü hafifletiken” spor aleminde “Performansın ölçüleri” ağırlaşıyor. 

Formula 1 dünyanın en önemli sporlarından biri haline geliyor.

Geçen sezon bu yarışları izleyen insan sayısı 1 milyar 839 milyon kişi oldu.

Her Formula 1 yarışını 80 milyona yakın insan izliyor.

Üstelik seyircinin yüzde 40’ı kadın…

Ne izliyor bu insanlar?

Sadece önlerinden 300 km hızla vınnn diye geçen makinalar mı?

Hayır…

F1 dünyanın en gelişmiş “Ölçümleme” ve “Dijital Veri” sistemi…

Bir strateji oyunu.

Matematik, fizik, hava raporu, ihtimal hesabı…

Ve insan zekası… 

Şimdi size bazı bilgiler vereceğim. 

Newsweek dergisi bu haftaki kapağını Formula 1’e ayırdı…

Başlığı da şöyle:

“Dünyanın en teknik sporu nasıl bu kadar insani kalabildi…”

Bir Formula 1 aracı üzerinde 300-500 sensör bulunuyor 

(*) Modern bir Formula 1 aracında  yaklaşık 300–500 sensör bulunuyor. Bunlar motor, hibrit sistem, şanzıman, frenler, süspansiyon, lastikler, aerodinamik, yakıt sistemi ve elektronik sistemleri sürekli izliyor. 

(*) O aracı kullanan  pilot üzerinde de  10–20 sensör var. 

Bunlar kalp atış hızı, emniyet kemeri kuvvetleri, kulak içi sıcaklık, biyometrik veriler ve G kuvveti gibi ölçümleri kapsıyor. 

Çünkü bir F1 pilotu, yarış boyunca bir F-35 savaş uçağı pilotununkine yakın G kuvveti altında kalıyor.

Pit duvarına 1 milyarın üzerinde bilgi çarpıyor

Bu 300-500 sensörden Pit duvarı denilen arabanın kontrol merkezine ne kadar sinyal ve bilgi gelir? 

(*) Yaklaşık 300–500 sensörden her biri saniyede 10 ila 1.000 kez ölçüm yapabiliyor. 

Bu da 300 kilometrelik bir Grand Prix sırasında  1 milyarın üzerinde sensör okuması (sinyal) üretilmesi anlamına geliyor.

Yani o kontrol merkezine 1 milyarın üzerinde bilgi geliyor.

Demek ki, bir F1 aracı hafta sonu boyunca 1–1,5 terabayt civarında veri üretebiliyor. 

O zaman Haaland yürüyüşüne  dönelim.

Haaland yürüyüşünü keşfettiğimiz gece

Dünya Pazar’ı Pazartesiye bağlayan gece “Haaland Yürüyüşü” diye bir şeyi keşfetti…

Erling Haaland, Norveç’i ilk 8’e götüren golcü futbolcu.

Brezilya’yı eledikten sonra başını öne iterek, üstü çıplak yürüyüşü, sosyal medyanın olayı haline geldi.

Bir “Viking Yürüyüşü” olarak algılandı.

Ve o gece futbolda, iddiasız bir ülkenin, kibirli ve çok iddialı bir ülkeyi yenip zafer kazanmasını simgeliyordu bu yürüyüş.

Ama o yürüyüşün arkasında da muazzam bir performans ölçümleme sistemi vardı. 

Haaland’ın vurduğu toptan saniyede kaç sinyal geliyor?

Futbolda oyuncular üzerinde fiziksel sensör yok; görüntü tabanlı bir sistem bu…

(*) Sahadaki 25-27 kişi (22 futbolcu + hakemler) kameralarla takip ediliyor.

(*) 12-16 stadyum kamerası her oyuncunun 29 vücut noktasını izliyor. 

(*) Top İçinde 1 adet IMU (ataletsel ölçüm) sensörü var. 

(*) Her kaleyi izleyen 7 yüksek hızlı kamera (toplam 14 kamera) kullanılıyor.. 

(*) Haaland’ın birinde kafayla ötekinde ayağınla vurduğu toptan saniyede 500 veri gönderiliyor. 

Bir maçta 7 milyar oyuncu ve top verisi

(*) 16 optik takip kamerasının her biri saniyede 50–100 kare çekiyor. 

Bu da ,16 × 100 × 5.400 saniye = 8,6 milyon görüntü karesi ediyor.

(*) Her karede yaklaşık 25 kişi × 29 vücut noktası analiz ediliyor. 

Buna hakem ekipmanı, saatler, iletişim sistemi ve VAR verileri de eklendiğinde 90 dakikalık bir Dünya Kupası maçından sistemler şunları aktarıyor

2,7 milyon top sensörü verisi, 

8–9 milyon kamera karesi, 

6–8 milyar oyuncu ve top konum verisi,  

Yani bir Haaland Yürüyüşü maçı,  veri üretimi açısından Formula 1 ile birlikte dünyanın en yoğun spor organizasyonları arasında yer alıyor.

Tam o sırada memleketin milli ve yerli hakikati ne durumda?

Fazla kafa yorduk. 

Bu baş döndürücü kozmografyadan “Memleketin gerçeklerine” dönelim isterseniz.

Dönüyoruz ve ne görüyoruz bu “milli ve yerli hakikat dünyamızda…”

Aynı saatlerde Milli Eğitim Bakanımız, karşısındakilere “Kurtuluş Savaşında kimden kurtulduk ki” diyecek kadar kendinden geçmiş bir belagat şehveti ile konuşmaya devam ediyor.

Konuşmanın değerini ölçecek tek sensör yok

Üzerinde bir tek sensor yok…

Dolayısıyla ağzından çıkan lafların performansını, değerini ölçecek bir Duvar Piti de, onun değerlendirecek insan da yok. 

Anlayacağınız  çocuklarımızı  ölçülebilir gerçekler dünyasına hazırlayacak bakanlığın başında ne yazık ki böyle ölçümsüz, dolayısıyla ölçüsüz bir bakan var.

Ama neyse ki onun ciddiye alan, ve rızkını bakanlıktan çıkaran üç beş tarikat mensubundan başka kimse  yok.

Sayın Bakan, Anthropic Mythos 5 geçen hafta Türklere de açıldı

Bakanın  o sözleri söylediği hafta dünyada şöyle bir gelişme daha oldu.

Şu an için en gelişmiş Yapay Zeka programı sayılan  “Anthropic Mythos 5”, ABD dışındaki ülkelerin vatandaşlarına kapatılmıştı.

Bakanın konuşmasından 3 gün önce herkese açıldı…

Sensor çağının Türk çocukları da artık o programı kullanabilir.

Yani bakan bu Kurtuluş Savaşı lafını sınıflarda çocuklara zorla anlatır.

Ama pek takan olmaz.

Anneler babalar için Deniz Göktaş formülü

Ne diyordu ters kelepçeli  standapçımız Deniz Göktaş;

“Anne beni oraya gönderin. Sabah onlar beynimi yıkar, akşam geldiğimde siz düzeltirsiniz…”

Hiç de fena formül değil yani…

Bakan ve tarikatları ideolojik tatminini yaşar.

Anne, baba, çocuk, Anthropic Mythos 5, ele ele bir nesli ölçülebilir performanslar dünyasına hazırlar.

Bakan Deniz Göktaş da bu “Ölçülebilir performans” kuşağından.

Videosu 2 haftada 12 milyon kere izlendi.

Cezaevinden ilk yazılı metnini X üzerinden kaç kişinin okuduğunu da öğreneceğiz… 

Yani arkadaş;

Yürüyeceksen Haaland gibi yürü, yenileceksen Vozihna gibi kaybet…

10Haber bültenine üye olun, gündem özeti her sabah mailinize gelsin.