Başrolünde Hülya Avşar'ın oynadığı ATV'nin "Aynı Ağacın Altı" dizisinin önlenemez düşüşü, domuz etli yemeği zorla yedirmeye kalkışma sahnesine rağmen sürüyor, hatta belki bu sahne yüzünden hızlandı. İzleyici sayısı üç haftada yarı yarıya düştü.
Kısa bir yazı olacak.
Hem de çok kısa…
Bir haftadan beri merakla beklediğim bir rakam vardı.
“Aynı Ağacın Altı” dizisinin, o ünlü “Roasted Prok with carrots”(Havuçlu domuz rosto) sahnesinden sonra bu dizinin reytinginin ne olacağı?
O rakam dün sabah geldi.
İşte o rakam dün sabah geldi.
“YÜZDE 35 DÜŞÜŞ…”
Dizinin o ünlü “Domuz rosto” sahnesinden sonra reytingi bir haftada yüzde 35 daha düşerek, 1.7 seviyesine inmiş.
İlk bölümünü 2.5 milyon kişi izlemişti.
İkincisini 2.1 milyon kişi.
Domuzlu rosto sahnesinden sonraki üçüncü bölümü ise sadece 1.3 milyon kişi izlemiş.
Sinema ekonomisi dilinde buna “Flop”; Televizyon ekonomisinde de “Dramatik serbest düşüş” denir…

Oysa ne kadar iddialı bir sahneydi değil mi…
Ramazana üç beş gün kala bir yemekte menü diye “Domuz Rostosu” çıkaracak kadar halka “tepeden bakan”, kibirli ve itici bir “Nişantaşı eliti…”
Yani süfli bir “Eski Türkiye laikçi seçkini…”
“Müslüman masasına domuz rosto “ servisi yapan kadına tepki gösteren başörtülü Müslüman bir kadın…
Karşısında ise bu kibirli Nişantaşı elitine haddini bildiren, “Milli ve yerli değerlerine” sahip Muhafazakar bir “Türk Hanımefendisi.”
Birincisi klişe…
İkincisi ondan klişe…
Üçüncüsü o ikisinden de klişe…
Klişelerden klişe beğen…
Al sana bir “Yerli ve ecnebi”; “Milli ve gayrı milli”;”Müslüman ve laik”; “Kibirli Beyaz Türk ve mütevazı halk insanı” kapışması…
Bu “Son Savaştan” Müslüman Türk kadının”galip çıkacağından kimsenin şüphesi yoktu değil mi…
Nasıl da reyting getirirdi değil mi bu “Türk Halkının bir avuç Nişantaşı elitine verdiği tarihi dersi” maskeli balo gibi anlatmak…
Getirmedi işte…
Tam aksine, böyle bir senaryo yazanlara; böyle bir klişe kutuplaştırmadan hala reyting bekleyen demode yapımcılara, yönetmenlere tarihi bir ders oldu.
Sadece onlara mı…
(*) Hala “Kutuplaştırma” siyasetinden medet uman eski nesil siyasetçilere;
(*) Şu Mübarek ramazanda garibanın yerde iftar sofrasını bile propaganda kürsüsüne çevirmeye çalışan siyasetçiye…
Devam ediyorum;
(*) Sosyal medyadaki trol kafaların klişe vuvuzellalarını “Halkın sesi ve duygusu” sananlara;
(*) Hala “Cami cemaatine değmeyen siyaset başarılı olamaz” hurafesine inananlara;
(*) Hala böyle klişe, basmakalıp “Muhafazakarlığın” geçerli olduğunu sananlara…
(*) Türk toplumunun seküler insanlarını böyle saçma sapan klişelerle “Ötekileştirmenin” hala geçer akçe olduğuna inananlara;
Hepsine güzel ve tarihi bir ders oldu.
O nedenle televizyon yapımcılarına seslenmek istiyorum;
Ey yapımcılar…
Şu rakamı kafanızın bir kenarına yazın.
“Yüzde 35…”
Ve her gün bu rakama bakıp artık Türk seyircisine “Göbeğini kaşıyan adam” muamelesi yapmaktan vazgeçin.