Hülya’nın ‘Roasted domuz’ fırçası reytingi arttırdı mı, düşürdü mü?

20 Şubat 2026

Ramazan hoş bir tartışma ile başladı…

İlerki yıllarda, mesela bu dönem geçip, TRT’nin yine milletin TRT’si olacağı yıllarda, “Türkiye’nin geçmiş ramazanları” hatırlanırken,  bu Ramazanı da, ATV’de yayınlanan “Aynı Yağmur Altında” dizisinin  “Domuz kızartma yedirme” sahnesi ile hatırlayacağız.

Peki nasıl hatırlayacağız?

Tabii ki Hülya Avşar’ın o meşhur “haşin, kararlı ve tehditkar muhafazakar bakışlarını” attığı yemek masasındaki o sahneyle…

Bir ‘Nişantaşı züppesi’ ile ‘Başakşehir muhafazakarı’ aynı masaya oturursa

Masada bir “Nişantaşı kokonası” ile “Başakşehir muhafazakarı” sembolü iki kadın görüyoruz…

Biri ne kadar iticiyse öteki o kadar kararlı…

Biri ne kadar “Halktan kopuksa” öteki o kadar “Halk adına konuşan biri…” 

Sanki tarihi bir hesaplaşmaya tanık oluyoruz masada.

“Yepyeni Türkiye’nin” muteber kadını, “Eski Türkiye’nin” “kibirli ve şımarık laikine” haddini bildiriyor, “Burası bizim memleketimiz” dersi veriyor.

Tarihe geçecek bir diyalog

“Muhafazakar ve geleneksel aileden gelmiş Hülya Avşar,  ilk bölümde başı örtülü…

Sonradan şehir hayatına “Uyum” sağlıyor, baş örtüsünün yerini bere alıyor. Küpeler sarkıyor.

Ama değişse de hala “Milli ve yerli…”

Karşısındaki ukala “Nişantaşı elitine”, “Şimdi sen masaya ne yemeği getirdin”  diye sorunca,  yukardan bakan gözler ve aynı hizadan gelen bir sesle şu cevabı alıyor:  

“Roasted porc with carots”

Vay vay vay…Hem de İngilizce…

Havuçlu domuz rosto…

Allahım 78 yaşıma geldim ben niye böyle bir masada oturmadım

78 yaşındayım.

78 yıldır ülkemin, başka ülkelerin  Müslüman, Hristiyan, ateist, deist,  sofralarında yemek yiyorum.

Hayatımda  ne bir gün , ne bir kimse  önüme böyle bir menü koydu..

Altı yıl Paris’te yaşadım, 78 yıldır bir çok ülkeden tanıdığımın evine yemeğe gittim…

Orada böyle bir masa görmedim…

Neyim eksik benim, niye mahrum oldum böyle bir sahneden, niye  böyle muazzam bir tarihi hesaplaşmaya tanık olamadım diye hayıflandım seyrederken..

Hem filmin yönetmenine, hem Hülya Avşar’a bu ülkenin bütün laiklerine haddini bildiren bu olağanüstü yaratıcı sahne için teşekkür ediyorum. 

Sayelerinde biz de bu tarihi anda, Yeni Türkiye’nin bu ibret dolu sahnesinde  “Being there” duygusu yaşadık.

Boya küpüne düşmüş iki vatandaş prototipi

Bu duygularla ve heyecanla, bu tarihi hesaplaşma anının aktörlerine  dikkatli bir gözle  baktım.

Özellikle bu arenanın iki kadın gladyatörüne tabii…

İkisi de boya küpüne girmiş iki kutuptan birer klişe vatandaş prototipi…

Visconti’nin Venedik’te Ölüm filminde, Hotel de Bains’in bahçesindeki yemek sırasında masaya gelen müzisyenin, çürük dişleri ile sırıtarak “Şirokko” deyişi geldi gözümün önüne…

Onun kadar abartılmış, onun kadar rüküş bir boyamaç…

Adeta İtalyan Commedia de la Arte’si, Japon Kabuki tiyatrosu ile ortak kültür tatbikatı yapıyor.

İsmail Saymaz niye bu kadar saydırdı Hülya’ya

Bizim mahalle bu diziye çok sinirlendi.

İsmail Saymaz, çok fena saydırdı Hülya’ya..

Ben galiba tuhaf bir adamım.

Nedense çok sevdim sahneyi .

Vallahi de billahi de sevdim.

Çünkü kahkahalar attım, defalarca kahkahalar atarak izledim. 

Neticede  bu  sinema… 

Yönetmen ve senarist istediği kişiye istediği karakteri verir.

Biz de o filmi istediğimiz gibi seyrederiz.

Hülya’nın makyajı, Recep İvedik’in boyama sakalı

Ben mesela  bir komedi fimi gibi seyrettim bu sahneyi.

Bir Recep İvedik filmi kadar sevdim.

Çünkü Hülya Avşar’ın makyajı ve konuşma tarzı,  Recep İvedik’in boyama sakalı ve konuşması kadar “Gerçekçi”  ve komikti.

Sinan Çetin kısa metrajı kadar ideoloji tıkıştırılmış

Diyaloglar ise bir Sinan Çetin filmi gibiydi. Yönetmen onun kadar maharetli biçimde, 10 dakikalık kısacık sahneye  ondan bile daha abuk bir ideolojik takıntıyı tıkıştırmayı başarmış… 

Hani yaptığı kısa metrajlı o inanılmaz “Tek Parti döneminde yasaklanan Türk müziği” filmi vardı ya…

Türk müziği çalmak da dinlemek de “Yassahtır” günlerinde, hücre gibi bir evde gizlice Türk müziği çalıp dinleyen zavallı “Underground” köylülere baskın yaparak dipçiklerle zulüm eden Tek Parti jandarmalarını anlattığı sahne…

Ne kadar gülmüştüm ona da sinirlerimi tutamayıp.

Al birini tıkıştır ötekine…“Mübalağa” diye bir sanat varsa, “Copycat” iki başeser…

Hangisi daha başarılı? Hülya mı, Doğu mu, Ali mi?

Bu sahneyi seyrederken düşündüm.

Son zamanlarda yeni ve çok başarılı bir “Yükselen muhafazakar mizah” var.

Mesela Doğu Demirkol…

Mesela onun “Ebu Huzeyfe” parodisi…

“Ölen yengenin Chanel 5 miski amber kokusu” parodisi…

Ali Congun’un stand-up parodileri…

Bu sahneyi işte onların bayağı ve seviyesiz  bir versiyonu gibi izliyorum.

Olsun ben “Kitsch”i de çok severim.

Sakın telefona sarılıp CİMER’e ihbarda bulunmayın

Aman dikkat…

Lütfen siz de benim gibi seyredin, yemin ediyorum çok eğleneceksiniz.

Ciddiye almayın.

Ciddiye alırsanız maazallah, bu sahneyi çok bayağı ama çok “ağır bir provokasyon” gibi görürsünüz.

Öyle bakıp, sakın ola hemen telefona sarılıp CİMER ihbar hattına, “Halkın bir bölümünü aşağılamak ve öteki bölümünü ona karşı kin ve nefretle bölmek” falan gibi şeylerle ihbar etmeye kalkmayın. 

Alt tarafı başarısız bir mizah…

Komik  bir Ramazan eğlencesi deyin, gülün geçin…

Bu dizinin ilk bölümünü 2,5 milyon kişi izlemiş

AKP iktidarı bir zamanlar  “Beraber yürüdük aynı yağmurun altında” şarkısını çok sevmişti.

Seçim şarkıları yaptırmıştı ondan.

Merak ettim.

Acaba halk aynı ismi taşıyan bu diziyi ne kadar sevdi?

ATV gibi, ana akım medyanın en büyük iki televizyon kanalından birinde. yayınlandı ve kaç kişi izledi?

Dizinin ilk ilk bölümü 9 Şubat 2026 gecesi yayınlandı.

O gece 3.2 reyting yapmış.

Uzman bir arkadaşımın yaptığı hesaba göre o gece 2.5 milyon kişi seyretmiş.

Seyreden sayısı Ramazandan bir gece önce bu bölümde niye düştü?

İkinci bölümü ise 16 Şubat gecesi, yani Ramazan’ın ilk sahuruna kalkılandan bir gece önce yayınlanmış.

O gece reytingi 2.63’e düşmüş.

Seyreden insan sayısı da 2.5 milyondan 2.1 milyona inmiş.

“Hayret” dedim.

Oysa Nişantaşı elitini Gülse Birsel anlattığında reyting rekoru kırıyordu

Türk halkı bu kadar güzel bir komediyi sevmedi mi…

Oysa yıllar önce, “Eski Türkiye” döneminde aynı televizyon kanalında  Nişantaşı elitlerini Gülse Birsel de yapmıştı…

O diziler reyting rekorları kırmıştı…

Acaba bu ülkenin sekülerleri “Nişantaşı elitlerini” ti’ye almayı muhafazakarlardan daha mı iyi beceriyor…

Bence Ramazan’da Youtube’dan Gülse’yi izlemek çok iyi bir fikir olabilir.

Kalite bakımından güzel bir karşılaştırma da yapabilirsiniz.

10Haber bültenine üye olun, gündem özeti her sabah mailinize gelsin.