Önceki sabah Venezuela Devlet Başkanı Nicholas Maduro’nun yatak odasından alınıp Iwo Jima uçak gemisine götürülüşüyle ilgili haberleri izlerken aklıma iki şey geldi.
Birincisi Clint Eastwood’un “Iwo Jima’dan Mektuplar” adlı filmi.
Bizim nesillerimiz Amerikan askerinin o adaya bayrak çekilişini gösteren fotoğrafla büyüdü.
Çünkü Amerika’nın İkinci Dünya Savaşını kazandığını gösteren sembol bir kareydi o.
Maduro’nun o adanın ismini taşıyan bir gemiye götürülmesini de anlamlı buldum.
Ama asıl aklıma gelen başkaydı.
10 Temmuz 2018 gününe döndüm.
Bu sayfada göreceğiniz fotoğrafın çekildiği güne.
Maduro, başında Osmanlı börkü, elinde kılıçla poz veriyordu.
“Diriliş: Ertuğrul” dizisinin setine gitmişti.
O gün öğrendik ki bu dizinin hayranıymış.
Oyuncularla sohbet ederken onlara dizideki karakter isimleriyle hitap etmişti.
Platodaki demirci bölümünde demir dövmüş, geleneksel börk giymişti. Setten ayrılırken kendisine bir kılıç hediye edilmişti…
Ayrılırken set ekibine hitaben “Gelin Venezuela’da ortak bir projeye imza atalım” demişti.

New York’a götürülüşünün üstünden 48 saat geçti…
Dün bu yazıyı yazarken düşündüm…
Eli kılıçlı, başı börklü Chavista” (Chavezci) acaba Türkiye’den nasıl bir mesaj beklemiştir?
Herhalde beklediği o sıcak mesaj gelmemiştir…
Doğru muydu Türkiye’nin Osmanlı hayranı bu adama yaptığı…
Kendi görüşümü yazacağım ve “Ankara’nın yaptığı doğruydu”deyip değerlendirmeyi size bırakacağım…
Türkiye’nin tavrı doğru mu değil mi karar vermek için sizi 18 ay öncesine götüreceğim.
Bu satırlar, özellikle, 3 Ocak sabahından beri Maduro’dan “Seçilmiş başkan” “Venezuela’nın meşru hükümeti” diyenlere gitsin…
28 Temmuz 2024…
Venezuela’daki son başkanlık seçimi günü.
Daha sandıklar kapanmadan Maduro kendini başkan ilan etmiş.
Seçim Kurulu’ndan bir açıklama yok.
Tuhaf bir cümle olacak ama, arkadaş kendini, kendi kendine başkan ilan ediyor.
Muhalefet sokaklarda.
Nasıl bir seçimdi bu?
Maduro muhalefetin en güçlü adayının seçime girmesi engellenmişti.
Aday gösterilen kişiyse devamlı ölüm tehdidiyle yarışıyordu.
Ve seçimden sonra ülkeyi terketmek zorunda bırakılmıştı.
İşte öyle bir gündü Maduro’nın başkanlık koltuğuna oturduğu 28 Temmuz 2024.
Peki ondan sonra ne oldu?
Maduro’nın kendi kendine ilan ettiği “Seçim zaferini” ilk hangi ülkeler tanıdı?
Çin, Rusya, İran, Küba, Nikaragua, Bolivya, Honduras…
Bu ülkeler veya liderleri Maduro’nun “başarılı bir seçimle” yeniden seçildiğini belirten tebrik mesajları yayınladı.
Aralarında gerçek demokrasi diyebileceğimiz tek ülke yoktu.
Buna karşılık bazı ülkeler bu seçim sonucunu tanımadıklarını açıkladı.
Amerika Birleşik Devletleri, Arjantin, Costa Rica, Ekvador, Panama, Uruguay, Peru, Guatemala, Paraguay, Avrupa Birliği…
Dikkat edin Latin Amerika’nın Brezilya ve Meksika gibi büyükleri de hemen tanıma kervanına katılmamış.

Gelelim Türkiye’ye…
Türkiye’nin ne yaptığı değil ne yapmadığı önemliydi.
Türkiye o gün şunları yapmadı:
(*) BİR Dışişleri Bakanlığı seçim sonuçlarını “Tanıma” açıklaması yapmadı.
(*) İKİ Cumhurbaşkanı Erdoğan o gün ve ertesinde Maduro’yu doğrudan tebrik etmedi.
(*) ÜÇ Daha sonra yaptığı telefon konuşmasında, seçim sonuçlarına girmeden, sadece “Türkiye’nin Venezuela’daki diyalog sürecini desteklemeye devam edeceğini, ülke için barış, refah ve istikrar dileğini ilettiğini açıkladı” söyledi.
(*) DÖRT Dışişleri’nin açıklamalarında ise ”Hükümetin Venezuela’daki gelişmeleri yakından takip ettiğini, ülkenin istikrarı ve Venezuelalıların esenliği üzerinde durduğunu belirtti ve tüm tarafları itidalli olmaya” çağırdı.
Dikkatli bir yorumcu şunu farkedebilirdi:
Bu açıklamalarda “Maduro’nın ‘Seçim zaferinden” coşkuyla bahseden bir ton yoktu.
Seçim sonuçlarının içeriğine değil sürecin barışçıl ve diyaloğa dayalı olmasına vurgu yapılıyordu.
Kısaca o gün Türkiye;
Bu seçimle ilgili olarak ortak bir uluslararası değerlendirme çerçevesinde ‘şaibeli’ ya da hile iddialarını resmen doğrulamadı veya reddetmedi (En azından açık resmi açıklamada böyle bir ifade yer almadı).
Bunun yerine diyalog, barış ve Venezuela iç siyasi süreçlerine dış müdahaleden kaçınma vurgusu ön planda oldu.
Kısaca Türkiye’nin tavrında destek yoktu, ama dostluğa ihanet de yoktu.
Şimdi 28 Temmuz 2024 günü Ankara’da Cumhurbaşkanı ve Dışişleri Bakanlığı’nın tutumunu bir kenara koyun.
Yanına önceki gün, yani Maduro’nın kaçırıldığı gün Dışişleri tarafından yapılan açıklamayı koyun.
İkisi birbirinin neredeyse aynısı.
Diyeceğim, iktidar bu konuda beni şaşırtacak kadar tutarlı bir yol izlemiş.
Yine destek yok ama ihanet de yok…
Peki CHP Maduro’nun seçildiği gün ne yapmış?
Dün araştırdım ama öyle kesin bir tavır görmedim.
Hatta açıklama da bulamadım.
Yine de gözümden kaçmış olabileceği ihtimalini dikkate alarak temkinli konuşuyorum.
Eğer CHP o gün anamuhalefetin başkanının seçime girmesinin engellendiği şaibeli bir seçim konusunda sessiz kalmışsa bugün yaptıkları açıklamanın amacı ne olabilir?
Cumhurbaşkanını ve Hükümeti sıkıştıralım…
Maduro’nun “Seçim zaferi” dediği şey böyle…
O nedenle bir vatandaş olarak iktidar ve muhalefetten bir dileğim var.
Önce, bugün Başkan Trump’la görüşecek olan Sayın Cumhurbaşkanına ve ekibine…
Maduro ve Venezuela politikanız doğru.
Uzun zamandan beri ilk defa, şahsi duygularınızı, küçüklük hayallerinizi dış politikanın ekseni yapmadan serinkanlı bir duruş sergiliyorsunuz.
Lütfen muhalefetten ve kendi içinizden gelen kışkırtmalara pabuç bırakmayın.
Şu ana kadar Maduro konusunda Dışişleri Bakanlığının yaptığı açıklama gayet yerinde ve yeterli.
Ülke olarak dünyanın her işine burnumuzu sokmak zorunda değiliz.
Muhalefetin sayın yetkililerine gelince;
Lütfen bu konuda iktidarı kışkırtıcı açıklamalar yapmayın.
Hükümet şu ana kadar doğru yolda.
Cumhurbaşkanı bugün ABD Başkanı Trump’la konuşacak.
Şu an bizim için önemli olan Maduro’nın durumu değil; Suriye’de olup bitenler, Gazze ve İsrail’de olup bitenler.
Lütfen bu konuyu Hükümeti zor duruma düşürme konusu haline getirmeyin.
Şunu da unutmayın…
Sessiz kaldığınız o 2024’te Maduro en büyük rakibinin seçime girmesini engellemişti.
O gün Türkiye’de 19 Mart gözaltıları yoktu.
Ama bugün seçilmiş belediye başkanları hala Silivri’de.
O gün sessiz kaldıysanız bugün sessiz kalmaya daha fazla hakkınız vardı.
48 saattir bu olayı izliyorum.
İktidar uzun süreden beri ilk defa bu kadar tutarlı bir tavır içinde.
Ama, muhalefetten ve kendi tarafından gelen baskılara dayanabilir mi?
Pek emin değilim.
Çünkü geçen akşam CNN Türk’te yapılan şuursuz tartışmalara, daha 24 saat önce elindeki değnekle uyuşturucu uzmanlığı yaparken bir anda Venezuela ve Latin Amerika uzmanı kesilenlerin ettiği keskin lafları ve Maduroperverliği görünce korktum.
Bazı solcuların bu pis diktatörden bir Bolivar devrimcisi yaratma, Chavista denen bu mafyatik hareketten bir anti emperyalist halk hareketi çıkarma gayretlerine iktidarın bu şuursuz destekçilerinin vuvuzellasını eklerseniz…
Bu tablodan umutlanamazsınız.
Önceki gün AKP Sözcüsü Ömer Çelik’in açıklamaları da bu umutsuzluğumu arttırdı.
O kadar zorlanıyor ki tutumunu açıklamada…
Bunları görünce avaz avaz bağırmak geliyor içimden…
Yahu iktidarınızla muhalefetinizle bir kere de kendi küçük dünyanızın esiri olmaktan vazgeçip bu ülkenin menfaatlerini düşünün…
Yanlış anlamayın.
Bu yaklaşımımla sakın ola Trump’ın müdahelesini doğru bulduğum sonucunu çıkarmayın.
Asla öyle bir şey düşünmüyorum, hissetmiyorum.
Ama şunu da unutmayın.
Bu dünyada kendi güvenliğine tehdit gördüğü ve terörist dediği örgütlere sınırları dışında müdahalede bulunan tek ülke ABD değil.
Ülke olarak biz de o gruba dahiliz.
Kızmayın ama demokrasiye, adalet, insan haklarına saygılı bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak benim gözümde bu olay şundan ibaret:
“Amerikan seçim sistemi nedeniyle iki yıl sonra artık iktidar koltuğundan kalkmak zorunda kalacak yaşlı bir diktatörlük meraklısı gayrımeşru seçimler sayesinde hayatının sonuna kadar iktidarda kalacak genç ve pis bir narko diktatörü devirdi…”
Bunu yaparken de uluslararası hukuku hiçe saydı.
Evet benim gözümde bundan ibaret.
Cumhurbaşkanının ve hükümetin Venezuela politikası doğru.
Çünkü olaya Maduro değil Venezuela meselesi olarak bakıyor.
Bir adım daha ileri gideceğim.
Keşke diyeceğim, “Keşke İsrail ve Gazze politikamız da böyle daha serinkanlı bir retorik üzerinden yürütülse…”
Mısır’da Sisi için “Rabia” derken bugün geldiğimiz nokta ortada…
Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ile olan şahsileştirilmiş kavganın bizi nerelere sürüklediğini gördük.
Bugün hepsiyle ilişkilerimiz düzeltildi.
Eminim bizzat Cumhurbaşkanı Erdoğan da çok iyi biliyordur.
Türkiye ile İsrail arasındaki ilişkiler düzelmedikçe bu bölgeye huzur ve barışın gelmesi mümkün değil.
Çünkü son 15 yılda şunu gördük.
Türk dış politikası önce dini veya şahsi tutumların kontroluna geçiyor.
Sonra aklın ve Türkiye’nin menfaatlerine uygun reel politika kendini empoze ediyor.
Cumhurbaşkanı Erdoğan da o reel politikaya dönüyor.
Olan kaybettiğimiz yıllara oluyor.
Diyeceğim…
Dolduruşa gelmeyelim…
Venezuela olayı sandığımızdan çok daha karmaşık.
Bu ülke bugün bütün dünyada uyuşturucu ticaretinin çıkış limanı olarak biliniyor, Narkos dizisinin yeni destinasyonu olarak görülüyor.
Ne yazık ki, Venezuela’nın bu hali birçok ülkede yanlış bir izlenim ve tehlikeli bir uluslararası önyargı haline geliyor.
Venezuela limanlarından her söz edildiğinde bir ucu Mersin limanına bağlanıyor.
Bunu görmek için bir gün boyunca X ve Instagram’da dolaşmanız, ChatGBT’ye küçük bir soru sormanız kafi.
Türkiye’nin bu önyargı simbiyosisini kırması lazım.
Bunun yolu da şu anda hükümetin izlediği serinkanlı yol…
Bırakın Maduro ve Venezuela halkı kendi meselesini kendi halletsin.
Bir kere de kenarda sessiz, sakin durmayı başaralım.
Dünyanın aklıbaşında ülkelerinin yapması gereken tek şey Venezuela halkının meşru ve demokratik seçim yapmasını sağlayacak bir ortamın oluşmasına yardım etmektir…
Trump’ın “Bu ülkeyi biz yöneteceğiz, petrollerini biz işleteceğiz” gibi akıl, mantık, uluslararası hukuk dışı çılgınlıklarını dengelemenin en etkili yolu budur.
Yani Venezuela halkının seçim sandığını kaçıracak bir diktatör korkusu olmadan özgürce seçimini yapması.
O diktatöre gelince…
Bırakalım ne ektiyse onu biçsin…
6 Ocak 2026 - Bugün yaşasalardı Maduro için Türkeş ve Ecevit ne derdi?
5 Ocak 2026 - O gün Diriliş Ertuğrul dizisi setinde Maduro oyunculara ne dedi?
4 Ocak 2026 - Bu çarşamba o mezarlıkta hangi parça çalınacak?
1 Ocak 2026 - Yeni yılın ilk sürprizi: Zülfü Livaneli’den İspanyolca harika bir yapay zeka şarkı