Dün T24’den aradılar.
“Yazınızın başlığı yanlış anlamalara neden olabilir, nitekim sosyal medyada birkaç tepki paylaşımı da oldu” dediler.
Yıllardan beri “X’te” yerden yere vurulmaya alışık ve şerbetli olduğum için üzerinde durmadım.
Ama biraz sonra bir gazeteci arkadaşımızın paylaşımı gelince, “Bir dakika… Bu konuyu konuşmamız lazım” dedim içimden.
Yazan uzun yıllardır tanıdığım ve ilgiyle izlediğim, dış politika ve diplomasi yazarı meslekdaşım Barçın Yinanç’dı.
Aynen şunu paylaşmış:
“T24 Ertuğrul Özkök’ün her yazısını yayınlamak zorunda değil. Bugünkü buram buram seks ve porno kokan Epstein’in kurbanlarına bir kez daha saygısızlık eden yazı hiç yer almayabilirdi.
Neyse ki Türkiye’de olmayan demokrasi T24’te var…”
“X’e” yakışan bir paylaşım.
Ama, sadece kendi payıma söyleyeyim, ben, tanıdığım Barçın Yinanç’a pek yakıştıramadım.
O nedenle “X’ci” Barçın Yinanç’la değil, tanıdığım meslekdaşımla biraz sohbet edeceğim.
Bak Sevgili Barçın (Yaşça benden küçük olduğun ve tanışıklığımıza güvendiğim için ‘Sen’ diyorum, hoşuna gitmezse “Siz” diye okuyabilirsin)
Ben bir erkeğim…
Ama “Östrojen havuzunda doğmuş” bir erkeğim.
Dört kız kardeş, sayısını bilmediğim teyze ve hala, sayısını bilmediğim birinci, ikinci, üçüncü nesil kız yeğenden oluşan devasa bir Balkan göçmeni ailenin İzmirli çocuğu olarak doğdum.
Eşim, kızım ve kız torunum; üç nesil aynı evde yaşıyoruz.
Yazılarımı her gün bu geniş ailenin kadınları ile paylaşıyorum.
Anadolu’nun bazı yerlerinde erkek çocuğu olmak “Eşitsiz kızlar arasında birinci olmak” demektir.
Bizim evimizde “Primus interpares” yoktur.
Çünkü bizim ailemizde kardeşlerin en büyüğü, hem de tek erkek olmak bile insanı “Eşitler arasında birinci” yapamaz.
Yani her gün hesap verdiğim çok büyük bir kadın topluluğu var.

Dünkü yazımın başlığı şuydu:
“Birinci milyarder masajcı kıza kaç dolar bahşiş verdi…”
Meslekdaşım Barçın Yinanç’ın paylaşımından şunu anladım.
Bu kitabı okumamış.
Yazımı da ya başlayıp sinirlenmiş, sonunu getirememiş…
Ya da hiç okumamış.
Aynı kitabı benden bir gün önce Ayşenur Aslan Halk TV’de bambaşka bir açıdan yazdı.
Onu da okumamış.
Çünkü okusaydı bu paylaşımı yapmadan önce en azından bir kere daha düşünürdü.
“100 dolar” olayına takılmışsın.
Şimdi seni yine sinirlendirme pahasına kitaptan bir de “2 bin dolar” ayrıntısı aktaracağım.
Kitapta dünkü yazıma almadığım şöyle bir bölüm daha vardı.
O kirli adam, yani Epstein, Victoria Giuffre’yi Fas’a götürmüş.
Genç kız sokakta dolaşırken, çok yoksul iki çocuk görmüş. Öteki çocuklar gibi paçasına yapışıp para istememişler.
Çocuklarla konuşmuş. Babalarının parası olmadığı için okula gidemiyorlarmış.
O sırada cebinde Epstein’in verdiği 2 bin dolar varmış.
Çıkarıp hepsini bu iki çocuğa vermiş.

Şimdi sana soruyorum.
Cebindeki 2 bin dolar konusunda bu kadar umursamaz bir kız, neden kitabının bir yerine, adeta altını çize çize “Milyarder erkeğin verdiği 100 dolar bahşişten” bahsetme gereği duyar?
Bu soru senin için “Buram buram porno kokan” bir şey olabilir.
Ama onun için böyle değilmiş ki bu ayrıntıyı özellikle kayda geçirmiş.
Kitabı okusaydın o “100 doların anlamının ne olduğunu” ve bu zavallı kızın bu kitapla ne yapmak istediğini çok iyi anlardın.
Senin çok fena kızdığın o yazıda işte onu anlatmaya çalıştım.
Bu kitap ilk defa “Nodbody’s Girl” adı altında, 25 Ekim 2025 günü Amerika Birleşik Devletleri’nde kitapçı vitrinlerine girdi.
Basan yayınevi dünyaca ünlü Random House’a bağlı bir şirketti.
Basıldığı günden beri 1 milyondan fazla satıldı.
Dünyanın önde gelen gazeteleri uzun uzun alıntılarını yayınladı.
Fransa’da dergiler kapak konusu yapıp işlediler.
Senin hoşuna gitmeyen o cümle ve “T24’e yayınlamayın” dediğin öteki ayrıntılar 3 aydan beri her yerde yazıldı.

Bugüne kadar bir tek insan da çıkıp “Resmen porno yapıyorsunuz” demedi.
Biliyorum şu an dünyada öylesine önemli dış politika olayları oluyor ki, senin o yazılanları okumaya vaktin kalmamıştır..
Ama benim okumaya vaktim var ve artık kendimi gazeteci değil sosyolog bir gözlemci olarak konumlandırdığım için bunların hepsini okuyorum.
O nedenle sana ben anlatayım.
Bu kitabı bir çok insan “İğrenç bir zengin erkeğin, küçük bir kıza yaptığı feci şeylerin hatıratı” olarak okuyabilir.
Ayrıntıların pek çoğu senin “Buram buram porno” dediğin şeye de girebilir.
Haksız da değiller.
Gerçekten kızın anlattığı şeyler bu feci erkek çevresinin ne kadar iğrenç olduğunu bütün açıklığı ile ortaya koyuyor.
Ama ben bu kitabı okuyunca şunu gördüm.
Bu kız sadece bu olayları anlatmıyor.
Anlattığı her olayın arkasına o anki psikolojisini de ekliyor.
Çok acı bir çığlık atıyor bu kitapla.
O senin sevmediğin “100 dolar” anekdotundan sonra bir çok yerde “Ben niye böyle oldum” çığlığı da var.

Kız bu çığlıkta diyor ki;
Evet bana bütün bu kötülükler yapıldı. Ama bir yandan bu iğrençliklere katlanırken, bir yandan da bu adamın hoşuna gitmek için elimden gelen her şeyi yapıyordum.
Beni çevresinden uzaklaştırdığında, özgür kaldığıma, kurtulduğuma seviniyordum ama öteki yanım da bunu kabullenemiyordu.
Dikkat edin…
Bu yakarış, kitabın sadece bir sayfasında yok. Bir çok yerinde bunu vurgulama ihtiyacı duyuyor.
Gözümüzün içine soka soka anlatıyor bunları.
Benim de sana bir itirazım var;
Senin de çok sevdiğin “X’te” bu büyük insanlık trajedisini sıradan bir İsrail komplosuna indiren paylaşımlar, yazılar televizyonlardaki yorumlar seni hiç rahatsız etmemiş.
Bu kızın derinden gelen çığlığını anlatan bana tepki duyuyorsun.
Bu olay iğrenç bir erkek takımının, yoksul kızlara yaptığı feci şeylerden ibaret değil.
Daha derin bir felaket bu…

Nitekim intihar etmeden üç ay önce verdiği mülakatta özetle şunu demişti:
“Epstein ve Maxwell bana çok kötü şeyler yaptı. Onlardan kurtuldum. Ama evde koca şiddetinden kurtulamadım…”
Bu kızın bunları haykırması, benim de bunları yazmam; ne bu iğrenç insanların ağır suçlarını hafifletir, ne de bu kızların gördüğü zulmün bizde bıraktığı derin izlerin üstünü örtebilir.
Sadece böyle bir felakete daha gerçekçi teşhis koymamızı ve çözüme götürücü şeyleri konuşmamıza zemin hazırlar.
Bir olayı hatırlatayım.
Hırant Dink 19 Ocak 2007 günü öldürüldü.
Onu izleyen iki üç gün içinde Hürriyet’te bir yazım yayınlandı.
Başlığı “Okey Masası çocukları” idi.
Anadolu’da bu okey masalarına gömülmüş çocukların psikolojilerini iyi teşhis etmemiz lazım demiştim.
Devlet en iyi psikologlarını, sosyologlarını, pedagoglarını bu bölgeye gönderip iyice araştırmalı…
Bu çocuklar neden ve nasıl böyle kolayca birer katile çevrilebiliyor?
Bunları söylemiştim.
O günün liberal yazarları ve FETÖ çevreleri sosyal medyada ve gazetelerde beni lime lime ettiler.
Beni “Derin devletin suçlarını örtmeye çalışmakla” suçladılar.
Aradan 19 yıl geçti…
Yaptığım uyarı şimdi İstanbul’un varoşlarında Dalton, şu bu çeteleri olarak patladı.
Hrant Dink’in katili o gün 17 yaşındaydı.
Şimdi varoş katillerinin yaşı 14’e indi.
Ve nihayet Prof. Hilmi Demir’in geçen hafta “Sokakların yeni efendileri: Yeni nesil çeteler” yazısı gibi ciddi ve değerli incelemeler yayınlanmaya başladı.
Sevgili Barçın, bugün de sen aynı şeyi yapıyorsun.
Yazım için “Buram buram seks ve porno kokuyor” diyorsun.
Evet bu olay vıcık vıcık seks…
Ama kitabını yazdığım kızın çığlığı da var.
O senden daha tarafsız görebiliyor olayı ve aklımıza şu soruyu sokuyor:
Neden bu feci adamlar 14-15 yaşındaki kızları bu kadar kolayca vıcık vıcık seks iştahlarına yem yapabiliyorlar…
Sen bunu yapacağına piyaniste ateş ediyorsun.
“Don’t shoot the Pianist”
Tam aksine asıl sen ve senin gibi düşünenler, kolaycı ve klişe “Seksist” suçlamaları ile bu zavallı kızın çığlığını bastırmaya çalışıyorsunuz.
Çünkü o çığlığın arkasında, yoksulluk var.
Ekonomi var.
Küçük kızların kendi evlerinde yaşadığı felaketler var.
Kendi dünyalarında kabul görmeyen, aşağılanan, tacize, tecavüze uğrayan kızların kendilerine “bir lolipop” tutan iğrenç erkeklere niye kolayca gittiklerinin cevabı var.
Evet; o başlığı oraya ben atmadım.
Epstein skandalının en büyük mağduru, yazdığı kitapla attı.
“Bunu da konuşun” diyor sessizce bize.
Ama senin tepkine kapılıp olayın bu tarafını konuşmazsak…
Üç yıl sonra başka bir “Filty Rich” olayında, yeniden konuşuruz.
O sırada okey masasındaki daha küçük kız çocuklarının daha içler acısı ağıtlarını da okur, hep birlikte ağlarız.
“X’teki” paylaşımına gelince…
İstersen o paylaşımı yapan Barçın Yinanç’a da bir cümle söyleyeyim.
Sayın “X’ci” Barçın Yinanç; söylediğiniz her şeyi tartışırım, ama şu T24’e “Yazısını yayınlamayın telkininiz” var ya…
İşte o olmadı.
Allahtan X hesabım yok.
Maazallah olsaydı şöyle bir paylaşım yapardım:
“Barçın Yinanç… Tam bu dönemin güçlendirilmiş başkanlık rejimine uygun İletişim Başkanı adayısın…”
Allahtan X hesabım yok.
Yoksa, istemeden, bir anlık sosyal medya “Like’ı şehveti” ile çok sevdiğim bir meslekdaşımı gereksiz yere kırar ve buram buram haksızlık kokan bir şey yapmış olurdum.
O yüzden bu işi tatlıya bağlamak için, ben de yazımı, meslekdaşım sevgilili Barçın’ın bir cümlesini aynen paylaşarak bitireyim:
“Neyse ki sende olmayan demokrasi T24’de var…”
Hiç olmazsa kendi mahallemizde ikimizi de kurtarıyor o demokrasi…
16 Şubat 2026 - O kitapta bir de 2 bin dolar hikayesi var, bugün de onu yazayım
15 Şubat 2026 - “1 numaralı milyarder” masajcı kıza kaç dolar bahşiş verdi?
13 Şubat 2026 - Sayın Vali, Başbakan Takaichi en büyük zaferini nasıl kazandı, biliyor musunuz?
11 Şubat 2026 - Türk devlet ajansının geçtiği çok “sıradan” bir İran devlet televizyonu haberi