Dün Türkiye ve Suudi Arabistan medyasında görmediğim ilginç ve çok dikkat çekici bir şey oldu.
Anadolu Ajansı, bugüne kadar, en azından benim görmediğim bir şey yaptı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın resmi ziyareti sonunda iki ülke tarafından imzalanan 31 maddelik ortak bildirinin tam metnini yayınladı.
40 yıllık gazetecilik hayatımda böyle ayrıntılı ve ilginç bir ortak bildiri metni hatırlamıyorum.
Tabii gözümden kaçmış olabilir.
Asıl dikkatimi çeken, bildirinin içeriği değildi.
Çünkü içerikte öyle yepyeni sayılabilecek ilginç bir şey yoktu.
Asıl ilgimi çeken başka şeylerdi.
(*) BİR Anadolu Ajansının bu bildiriyi abonelerine tam metin olarak geçmesi.
(*) İKİ “Karşılıklı ithaflar” ve bu ithafların ayrıntı üslubuydu.
İlk okuduğumda bende sanki “Kanuni Sultan Süleyman’ın Fransa Kralı Birinci François’a yazdığı mektuptaki” gibi ithaflardı.
Farkı iki taraf da birbirine karşı emperyal hitaplarla eşit iki kişilik olarak sesleniyordu.
Bir üçüncü nokta ise…
AA’nın yayınladığı bu 31 maddelik protokol ne Cumhurbaşkanlığının, ne de Dışişleri Bakanlığı’nın resmi internet sayfalarına kondu.
Gelin önce bu 31 maddelik metnin ilk 4 maddesindeki ithafları okuyalım.
(*) “1) Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Ekselansları Sayın Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye Cumhuriyeti ile Suudi Arabistan Krallığı liderlerini ve kardeş halklarını bir araya getiren kardeşçe bağlara, seçkin ilişkilere ve köklü tarihi bağlara dayanarak, Miladi 3/02/2026 tarihine tekabül eden Hicri 15/08/1447 tarihinde Suudi Arabistan Krallığı’na resmi bir ziyarette bulunmuştur.”
(*) 2) “Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Ekselansları Sayın Recep Tayyip Erdoğan, Altesleri Prens ve Başbakan Muhammed bin Selman bin Abdulaziz El Suud ile bir toplantı yapmıştır. Altesleri, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Ekselansları Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a Haremeyn-i Şerifeyn’in Hadimi Kral Salman bin Abdulaziz El Suud’un selamlarını ve Ekselanslarının sağlığı ve esenliğinin devamına ve Türkiye Cumhuriyeti ve kardeş halkının daha da ilerlemesi ve refahına yönelik dileklerini iletmiştir. Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Ekselansları Sayın Recep Tayyip Erdoğan, Haremeyn-i Şerifeyn’in Hadimi Kral Salman bin Abdulaziz El Suud’a, selamlarını ve sağlığının ve esenliğinin devamı için içten dileklerini iletmesini
(*) 4) “Her iki taraf da iki ülke arasında tüm alanlarda iş birliğinin kapsamının genişlemesine katkıda bulunan, Altesleri Veliaht Prens ve Başbakan’ın Miladi 22/06/2022 tarihine tekabül eden Hicri 23/11/1443 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti’ne yaptığı ziyaretin ve Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Ekselansları Recep Tayyip Erdoğan’ın Miladi 17/07/2023 tarihine tekabül eden Hicri 29/12/1444 tarihinde Suudi Arabistan Krallığı’na yaptığı ziyaretin olumlu sonuçlarından övgüyle bahsetmiştir.”
Eksik bilgim olabilir veya görmemiş olabilirim.
Kendi payıma bir resmi bildiride ilk defa Hicri takvimin de kullanıldığını gördüm.
ChatGPT’de yaptığım araştırmada da bunun başka bir örneğini bulamadım.
Ama şöyle biri fade vardı:
“Türkiye Cumhuriyeti böyle anlaşmalarda Miladi takvimi kullanır, ama bazı Arap ülkelerde, tarafların birinin isteği üzerine Hicri takvim de belirtilebilir.”
Ama dediğim gibi ChatGPT de örneğini bulamadı.
İki tarafın birbiri için kullandığı ifadeler de bana “Ortadoğu’da yeni bir emperyal hitap biçimi” gibi göründü.
Bildiride dikkatimi çeken bir başka unsur da şuydu:
31 maddeden 10’u Ortadoğu ve Afrika’daki 5 ülkeyle ilgiliydi.
Sudan, Somali, Filistin, Suriye, Yemen’le ilgili ortak 10 ayrı madde ve başlık açılmıştı.
Filistin için 4, Sudan için 3 ötekiler için birer madde vardı.
Kullanılan ifadelerin özeti bana göre şuydu:
“Bu ülkeler bizden sorulur…”
Ancak çok dikkatimi çeken ayrıntı şuydu:
Bugün Orta Doğu ve dünyanın en acil ve en kritik konusu İran’la ilgili tek kelime yoktu.
Oysa iki ülkenin de bu konuyla ne kadar yakından ilgili olduğunu biliyoruz.
Acaba neden?
Bilmiyorum ama kafamda 2 soru var:
(*) Ya anlaşamadılar.
(*) Ya da ‘Bu Trump’ın meselesi biz karışmayalım” dediler.
Aynı şekilde Libya’dan da tek kelime edilmemesi dikkatimi çekti.
31 maddelik bildirinin açıklandığı gün çok dikkatimi çeken bir olay oldu.
ABD ile İran arasında yapılacak görüşme İstanbul’da alınıp Umman’a verildi.
Bu konuda da ki iki sorum var:
(*) BİR Türkiye’nin bu tür arabuluculuk girişemlerini çok fazla iç politika konusu yapmasından rahatsızlık mı duyulmaya başlandı?
(*) İKİ Yoksa Erdoğan ve Trump’ın yakınlığı dolayısıyla Türkiye’nin tarafsızlığına mı güvenilmedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan Suudi Arabistan’dan Kahire’ye geçti ve Mısır Devlet Başkanı Sisi ile görüştü.
Dikkat ettim.
Erdoğan ile Muhammed görüşmesinin ne fotoğrafı ne de 31 maddelik protokol metni Cumhurbaşkanlığı resmi sitesine konmuştu.
Buna karşılık Sisi ile yan yana yürürken çekilen fotoğrafları Cumhurbaşkanlığı sitesinde görünüyordu.
Bu iki ziyaret Türkiye açısından son derece önemliydi.
Şöyle bir düşünün…
Çok değil 10 yıl önce, İstanbul’da öldürülen gazeteci Kaşıkçı nedeniyle Türkiye Prens Salman’a en ağır ifadelerle yükleniyordu.
Hatta İstanbul Cumhuriyet Savcılığı onun hakkında dava açmıştı.
Aynı yıllarda Erdoğan, Müslüman Kardeşler lideri ve Mısır Cumhurbaşkanı Mursi’yi askeri darbe ile indiren Mısır Devlet Başkanı Sissi’ye miting meydanlarında en ağır suçlamaları yapıyordu.
Müslüman Kardeşlerin sembolü olan Rabia işareti Türkiye’de iç politikanın en önemli temalarından biriydi.
Erdoğan seçim meydanlarında durmadan Rabia işareti yapıyordu.
Hatta Rabia işareti ile ilgili, içinde hiç hakaret olmayan bir yazı yazdığım için savcılar bana dava açmıştı.
Erdoğan iki gün üst üste Ortadoğu’da Müslüman Kardeşlerin en büyük düşmanı olan ve ülkelerinde bu örgütü tamamen tasfiye eden iki Arap liderle çok samimi pozlar verdi.
Bana göre Rabia’yı “Orta Doğu siyasetinden tamamen tasfiye eden iki ziyaretti.
Anlamı da şuydu:
Artık Ortadoğu ve Afrika coğrafyasında Türkiye, Suudi Arabistan ve Mısır “Oyun belirleyici olarak” sahneye çıkıyordu.
Bu aynı zamanda Orta Doğu’da “Emperyal tarz ve üslubun da” sahneye çıkışıydı.
Demek ki artık “Şahsi kin ve düşmanlıklar” defteri kapatılıyor, ülkelerin konjonktürel menfaatleri ve gerçekçilik ön plana çıkıyor; yeni bir “Reel politikanın temelleri atılıyor.
Emperyal üslubu bilmem ama bu yakınlaşma bana göre çok güzel gelişme…
31 maddelik bildiride takıldığım son nokta şuydu:
Bildiride şöyle bir cümle var:
“Her iki ülke hukuk ve adalet alanında işbirliği yapmaya karar vermişlerdir…
Hukuk ve adalet…
Ben bu satırları okurken, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Ekrem İmamoğlu, Necati Özkan ve Merdan Yanardağ hakkında “Siyasal casusluk” iddiasıyla 20 yıla kadar hapis istemi ile dava açıyordu…
“Nasıl yani” dedim; “Siyasal casusluk” mu….
İki ülke acaba hangi hukuk, hangi adalet üzerinde işbirliği yapacak…
5 Şubat 2026 - Ortadoğu’da ‘Rabia’yı tarihe gömen 31 maddelik ‘Emperyal’ protokol
3 Şubat 2026 - Grammy’ye 48 saat kala bir müzik uzmanının kehaneti
2 Şubat 2026 - Hafta sonu sürprizi: Sessiz bakan en önemli 8 mesajı niye iktidar medyasına vermedi?
1 Şubat 2026 - Siz erkekler ve kadınlar ‘Yahudi ön sevişmesi’ nedir bilir misiniz?