Beyaz Tavşan Kırmızı Tavşan

Beyaz Tavşan Kırmızı Tavşan, özgün yapısı ve anlık performansın getirdiği etki sayesinde izleyicide düşünsel bir uyanış yaratıyor. Oyuncunun anlık refleksleri ve seyircinin tepkisi birleşerek her temsilin eşsiz ve yeniden üretilemez olmasını sağlıyor.

3 Mart 2026
Oyun, yalnızca bir tiyatro deneyi değil, aynı zamanda özgürlük arayışının, bireysel iradenin ve sistematik kısıtlamalara karşı yaratıcı direnişin sanatsal bir yansıması olarak düşünülebilir.

Geçtiğimiz hafta herkesin konuştuğu Beyaz Tavşan Kırmızı Tavşan’ı sonunda izleyebildim. Gerçekten çok merak ettiğim bir oyun idi. İzlediğim performansta oyuncu kim diye sorarsanız, Şevval Sam’dı.

Beyaz Tavşan Kırmızı Tavşan, İranlı oyun yazarı Nassim Soleimanpour tarafından yazılmış deneysel bir tiyatro eseri. Oyun ilk olarak 2011’de prömiyerini yapmış ve o tarihten bu yana dünya çapında 30’dan fazla dile çevrilerek 3.000’den fazla kez sahnelenmiş. Türkiye’de ise oyun 40 farklı oyuncu tarafından sahneleniyor.

Oyunun çıkışı, Soleimanpour’un kendi yaşam koşullarıyla doğrudan bağlantılı. Oyun, yazar İran’da yaşarken, ülkesinden çıkmasına izin verilmediği bir dönemde kaleme alınmış. Soleimanpour, İran’da zorunlu askerlik hizmetini reddettiği için cezalandırılıyor, pasaport alamıyor ve ülkesinden çıkamıyor. Bu engel, onun için bir yaratma motivasyonuna dönüşüyor: Soleimanpour, eserini fiziksel olarak kendiyle birlikte gezdiremediği için “metnin kendisinin seyahat etmesini” sağlama amacı ile tiyatronun geleneksel kurallarını kıran, provası ve sahne hazırlığı olmayan bir oyun tasarlıyor.

Bu oyun, geleneksel tiyatronun normlarını sorguluyor; prova yok, yönetmen yok, dekor yok sadece 1 oyuncu var. Oyuncu sahneye çıktığında eline verilen zarftaki metni daha önce hiç okumamıştır ( umarım kendisinden önce sahne alan oyuncular ile de konuşmamıştır ), seyirci ile birlikte ilk kez o an okur ve oynar. Bu yüzden her temsil biriciktir ve bir daha asla aynı şekilde tekrarlanamaz.

Oyun, yalnızca bir tiyatro deneyi değil, aynı zamanda özgürlük arayışının, bireysel iradenin ve sistematik kısıtlamalara karşı yaratıcı direnişin sanatsal bir yansıması olarak düşünülebilir. Soleimanpour bu yapıyı kullanarak, sadece tiyatronun biçimini değil, aynı zamanda anlatı ve ifade özgürlüğünün sınırlarını da sorguluyor. Bazı eleştirmenler oyunun doğrudan İran’daki politik durumla ilgili olmadığını savunsa da Soleimanpour’un kendi deneyimi metnin arkasındaki en güçlü kişisel ve politik tetikleyicilerden biri olarak değerlendirilebilir. Aynı zamanda bu oyun, alışılmış tiyatro algısını kıran özgün ve deneysel bir yapıt olarak, seyirciyi sadece izleyen değil, aynı zamanda varlığını sorgulayan bir konuma davet ediyor.

Ben oyunu izlerken İran’nın rejimini, kültürel hayatını, yasakları ve ifade özgürlüğünün sınırlarını düşündüm. Metnin metaforik yapısında politik bir damar görmemek bana mümkün gelmedi. Biçimsel olarak deneysel olsa da alt katmanlarında özgürlük, irade ve sistemle birey arasındaki gerilim güçlü biçimde hissediliyor.

Oyuna Dair…

  • Oyun, “tiyatrodan daha çok deneyim” olarak tanımlanabilir. Her performans an itibarıyla canlı ve geri dönülmezdir. Bu özgünlük çoğu izleyici için çekim noktası. Hatta izleyicide birden fazla oyuncunun performansını görme isteği de uyandırmıyor değil.
  • Birçok yorumda, metnin seyirci ile birlikte açılması ve oyuncunun refleksleriyle şekillenen performansın hem güldürüp hem düşündürdüğü belirtilmiş. Beni daha çok düşündürdü…
  • Oyun kimi eleştirilerde “riskli ve cesur bir tiyatro deneyi” olarak adlandırılmış; seyirciyle doğrudan ilişki, katılım ve spontane cevaplara dayalı yapısı övgü almış.
  • Bazı eleştirmenler oyunun içerikten çok biçim ve tecrübe üzerine kurulu olduğunu, metnin anlamının seyircinin ve oyuncunun tepkisine göre değişebileceğini vurgular. Bu yorumun haksız bir eleştiri olduğunu düşünmüyorum; ben de benzer bir bakış açısındayım. Oyuncunun metni nasıl ele aldığı, okumadaki akışkanlığı, talimatlardaki netliği ve sahne gücü bu hikâyede çok önemli.
  • Bazı yorumlarda ise formatın kendine özgü doğası nedeniyle anlatılan hikâyenin netliğinin bazen zayıf kaldığı veya izleyicinin dikkatini tamamen metne veremediği ifade edilmiştir. Yine oyuncunun gücüne ve metni hissetmesine bağlıyorum bu yorumu.
  • Türkiye’de izleyici yorumlarında oyun genellikle “alışılmadık, ilginç ama kesinlikle tek seferlik bir deneyim” şeklinde tanımlanıyor — klasik hikâye anlatımından ziyade, sahnedeki belirsizlik ve oyuncunun anlık tepkisinin izleyicide merak uyandırdığı belirtiliyor. Doğrusu ben başka bir oyuncudan daha izlemek isterdim.

Performansa gelince; Şevval Sam’ı çok beğenen biri olmama rağmen bu oyunda bana hissettirdikleri oyunun gerçek duygusunu geçirmeye yetmedi. Oyunun derinliğini ve politik anlamını seyirciye aktarmada performans beklentimi maalesef ki karşılamadı. Bu yapıda oyuncunun metni ilk kez okurken yarattığı akış, talimatları uygulama biçimi ve seyirciyle kurduğu ilişki belirleyici oluyor.

Sonuç

Özetle, Beyaz Tavşan Kırmızı Tavşan, özgün yapısı ve anlık performansın getirdiği etki sayesinde izleyicide düşünsel bir uyanış yaratıyor. Oyuncunun anlık refleksleri ve seyircinin tepkisi birleşerek her temsilin eşsiz ve yeniden üretilemez olmasını sağlıyor; bu da oyunu deneyimlemek isteyenler için unutulmaz bir tiyatro macerası denilebilir.

Sahnede açılan o zarf, aslında özgürlüğün mühürlü kapısına vurulan ısrarlı bir tokat olarak da düşünülebilir.

Feza Turunçoğlu Kimdir?

Feza Turunçoğlu, Türkiye’de marka, pazarlama ve reklam sektöründe uzun yıllarını geçirmiş deneyimli bir profesyoneldir. Marka yaratma, spor pazarlaması, marka yönetimi ve iletişim konularında derin bilgi birikimine sahiptir.
Reklam ajanslarında yönetim ekibinde çalışmış, yürütme kurullarında yer almış, ülke için önemli birçok markanın büyüme süreçlerine katkıda bulunan ekipleri yönetmiştir.
Feza Turunçoğlu’nun kariyeri boyunca edindiği deneyimler ve sektördeki bilgisi, markaların stratejik iletişimini yönetme yeteneği ve kriz dönemlerinde markaların nasıl yönetilmesi gerektiğine dair görüşleri sektörde önemli bir referans niteliği taşır.
Bu dönemde; finanstan otomotive, gıdadan içecek markalarına, kamu projelerinden kişisel bakıma Türkiye’nin en önemli ve büyük bütçeli markaları ile çalışma, stratejilerinde söz sahibi olma ve değer yaratma şansı yakalamıştır.
Daha sonra Türkiye’nin bilinirliği ülke dışına da taşan ve ülkenin en değerli markalarından biri olan Vestel’de 10 sene boyunca Vestel Pazarlama iletişimi ve Perakende Pazarlama Liderliği yaparak; pazarlama iletişimi ve sponsorlukların yanı sıra, markanın stratejisi ve bütçe yönetiminde de söz sahibi oldu.
Vestel döneminde en sevdiği işlerinden biri “Biz Voleybol Ülkesiyiz” stratejisinin oluşturulması ve hayata geçişinde üstlendiği rolü oldu. ‘Biz Voleybol Ülkesiyiz’ iletişimi ile marka, hem tüketicinin gönlünü kazanırken hem de sayısız ödül kazandı.
Türkiye’de ‘Spor Pazarlaması’ denince, akla ilk gelen isimlerden.
Feza kendisini; reklam, pazarlama ve iletişim stratejisi alanlarında 30 yıllık deneyimi ile “ marka danışmanı” olarak tanımlıyor.
Vestel sonrası, bağımsız marka danışmanı olarak farklı projelerde ‘sevdiği ve inandığı’ markalara katkı sağlamaya keyifle devam ediyor.
Ve halen en çok voleybol izlemeyi seviyor.

10Haber bültenine üye olun, gündem özeti her sabah mailinize gelsin.