Beyaz Tavşan Kırmızı Tavşan, özgün yapısı ve anlık performansın getirdiği etki sayesinde izleyicide düşünsel bir uyanış yaratıyor. Oyuncunun anlık refleksleri ve seyircinin tepkisi birleşerek her temsilin eşsiz ve yeniden üretilemez olmasını sağlıyor.
Oyun, yalnızca bir tiyatro deneyi değil, aynı zamanda özgürlük arayışının, bireysel iradenin ve sistematik kısıtlamalara karşı yaratıcı direnişin sanatsal bir yansıması olarak düşünülebilir. Geçtiğimiz hafta herkesin konuştuğu Beyaz Tavşan Kırmızı Tavşan’ı sonunda izleyebildim. Gerçekten çok merak ettiğim bir oyun idi. İzlediğim performansta oyuncu kim diye sorarsanız, Şevval Sam’dı.
Beyaz Tavşan Kırmızı Tavşan, İranlı oyun yazarı Nassim Soleimanpour tarafından yazılmış deneysel bir tiyatro eseri. Oyun ilk olarak 2011’de prömiyerini yapmış ve o tarihten bu yana dünya çapında 30’dan fazla dile çevrilerek 3.000’den fazla kez sahnelenmiş. Türkiye’de ise oyun 40 farklı oyuncu tarafından sahneleniyor.
Oyunun çıkışı, Soleimanpour’un kendi yaşam koşullarıyla doğrudan bağlantılı. Oyun, yazar İran’da yaşarken, ülkesinden çıkmasına izin verilmediği bir dönemde kaleme alınmış. Soleimanpour, İran’da zorunlu askerlik hizmetini reddettiği için cezalandırılıyor, pasaport alamıyor ve ülkesinden çıkamıyor. Bu engel, onun için bir yaratma motivasyonuna dönüşüyor: Soleimanpour, eserini fiziksel olarak kendiyle birlikte gezdiremediği için “metnin kendisinin seyahat etmesini” sağlama amacı ile tiyatronun geleneksel kurallarını kıran, provası ve sahne hazırlığı olmayan bir oyun tasarlıyor.
Bu oyun, geleneksel tiyatronun normlarını sorguluyor; prova yok, yönetmen yok, dekor yok sadece 1 oyuncu var. Oyuncu sahneye çıktığında eline verilen zarftaki metni daha önce hiç okumamıştır ( umarım kendisinden önce sahne alan oyuncular ile de konuşmamıştır ), seyirci ile birlikte ilk kez o an okur ve oynar. Bu yüzden her temsil biriciktir ve bir daha asla aynı şekilde tekrarlanamaz.
Oyun, yalnızca bir tiyatro deneyi değil, aynı zamanda özgürlük arayışının, bireysel iradenin ve sistematik kısıtlamalara karşı yaratıcı direnişin sanatsal bir yansıması olarak düşünülebilir. Soleimanpour bu yapıyı kullanarak, sadece tiyatronun biçimini değil, aynı zamanda anlatı ve ifade özgürlüğünün sınırlarını da sorguluyor. Bazı eleştirmenler oyunun doğrudan İran’daki politik durumla ilgili olmadığını savunsa da Soleimanpour’un kendi deneyimi metnin arkasındaki en güçlü kişisel ve politik tetikleyicilerden biri olarak değerlendirilebilir. Aynı zamanda bu oyun, alışılmış tiyatro algısını kıran özgün ve deneysel bir yapıt olarak, seyirciyi sadece izleyen değil, aynı zamanda varlığını sorgulayan bir konuma davet ediyor.
Ben oyunu izlerken İran’nın rejimini, kültürel hayatını, yasakları ve ifade özgürlüğünün sınırlarını düşündüm. Metnin metaforik yapısında politik bir damar görmemek bana mümkün gelmedi. Biçimsel olarak deneysel olsa da alt katmanlarında özgürlük, irade ve sistemle birey arasındaki gerilim güçlü biçimde hissediliyor.
Performansa gelince; Şevval Sam’ı çok beğenen biri olmama rağmen bu oyunda bana hissettirdikleri oyunun gerçek duygusunu geçirmeye yetmedi. Oyunun derinliğini ve politik anlamını seyirciye aktarmada performans beklentimi maalesef ki karşılamadı. Bu yapıda oyuncunun metni ilk kez okurken yarattığı akış, talimatları uygulama biçimi ve seyirciyle kurduğu ilişki belirleyici oluyor.
Özetle, Beyaz Tavşan Kırmızı Tavşan, özgün yapısı ve anlık performansın getirdiği etki sayesinde izleyicide düşünsel bir uyanış yaratıyor. Oyuncunun anlık refleksleri ve seyircinin tepkisi birleşerek her temsilin eşsiz ve yeniden üretilemez olmasını sağlıyor; bu da oyunu deneyimlemek isteyenler için unutulmaz bir tiyatro macerası denilebilir.
Sahnede açılan o zarf, aslında özgürlüğün mühürlü kapısına vurulan ısrarlı bir tokat olarak da düşünülebilir.
3 Mart 2026 - Beyaz Tavşan Kırmızı Tavşan
24 Şubat 2026 - Pazarlamada fraksiyonel yaklaşım
17 Şubat 2026 - Orda bir köy var uzakta…
Feza Turunçoğlu Kimdir?
Feza Turunçoğlu, Türkiye’de marka, pazarlama ve reklam sektöründe uzun yıllarını geçirmiş deneyimli bir profesyoneldir. Marka yaratma, spor pazarlaması, marka yönetimi ve iletişim konularında derin bilgi birikimine sahiptir.
Reklam ajanslarında yönetim ekibinde çalışmış, yürütme kurullarında yer almış, ülke için önemli birçok markanın büyüme süreçlerine katkıda bulunan ekipleri yönetmiştir.
Feza Turunçoğlu’nun kariyeri boyunca edindiği deneyimler ve sektördeki bilgisi, markaların stratejik iletişimini yönetme yeteneği ve kriz dönemlerinde markaların nasıl yönetilmesi gerektiğine dair görüşleri sektörde önemli bir referans niteliği taşır.
Bu dönemde; finanstan otomotive, gıdadan içecek markalarına, kamu projelerinden kişisel bakıma Türkiye’nin en önemli ve büyük bütçeli markaları ile çalışma, stratejilerinde söz sahibi olma ve değer yaratma şansı yakalamıştır.
Daha sonra Türkiye’nin bilinirliği ülke dışına da taşan ve ülkenin en değerli markalarından biri olan Vestel’de 10 sene boyunca Vestel Pazarlama iletişimi ve Perakende Pazarlama Liderliği yaparak; pazarlama iletişimi ve sponsorlukların yanı sıra, markanın stratejisi ve bütçe yönetiminde de söz sahibi oldu.
Vestel döneminde en sevdiği işlerinden biri “Biz Voleybol Ülkesiyiz” stratejisinin oluşturulması ve hayata geçişinde üstlendiği rolü oldu. ‘Biz Voleybol Ülkesiyiz’ iletişimi ile marka, hem tüketicinin gönlünü kazanırken hem de sayısız ödül kazandı.
Türkiye’de ‘Spor Pazarlaması’ denince, akla ilk gelen isimlerden.
Feza kendisini; reklam, pazarlama ve iletişim stratejisi alanlarında 30 yıllık deneyimi ile “ marka danışmanı” olarak tanımlıyor.
Vestel sonrası, bağımsız marka danışmanı olarak farklı projelerde ‘sevdiği ve inandığı’ markalara katkı sağlamaya keyifle devam ediyor.
Ve halen en çok voleybol izlemeyi seviyor.