Önümüzde hâlâ uzun bir yol var. 51 hafta, 51 ihtimal, 51 fırsat, 51 umut… Belki umut artık yüksek sesle konuşmuyor, belki manşetleri süslemiyor ama hâlâ içimizde bir yerde nefes alıyor.
Türkiye açısından bakıldığında da benzer bir durum hâkim. Yeni yıl coşkusunun ardından ülke gündemi kısa sürede tanıdık başlıklara geri döndü. Ekonomi, hayat pahalılığı, siyaset ve toplumsal tartışmalar, yılın ilk haftasında da kamuoyunun gündemini oluşturmaya devam ediyor. Takvimler artık 2026’yı gösteriyor. Yeni yıla girerken ülkemizde ve dünyada hepimizin içinde yeni umutlar vardı. Geçmişin yükleri geride kalacak, sorunlar azalacak, barış, refah ve istikrar bize biraz daha yaklaşacaktı. Sanki bir önceki yılın, yaşanmış on iki ayın yorgunluğu bir gecede silinip gidecekti. Her yılbaşında kendimize, birbirimize ve hayata verdiğimiz o sessiz sözleri tekrarladık. Bu sene daha iyi bir yıl olacak, bu kez farklı olacak ve umut kazanacak. Ancak yılın ilk haftası, maalesef hem dünya hem de Türkiye açısından çok parlak haberlerle geçmedi.
Dünya cephesinde manşetler pek de iç açıcı değil. Jeopolitik gerilimler ve insani krizler takvim değişikliğine aldırış etmeden devam ediyor. Küresel ölçekte güvenlik endişeleri hâlâ gündemin en üst sıralarında yer alırken, çocuklar yine aynı coğrafyalarda korkuyla yaşamaya devam ediyor. Diplomasi, arabuluculuk, barış kelimeleri sıkça telaffuz edildi ama somut bir sonuç alınamadı. Yeni yılın ilk haftası okuduğumuz haberler, geleceğe dair umut hissettirmekten maalesef ki çok uzak.
Ekonomik cephede de tablo çok farklı değildi. Küresel ekonomideki belirsizlikler, yüksek enflasyonla mücadele, büyüme endişeleri ve gelir adaletsizliği yeni yılın ilk günlerinde de gündemde kalmayı sürdürdü. Birçok ülkede vatandaşlar yeni yıla girerken alım gücü, işsizlik ve yaşam maliyetleri gibi temel sorunlarla yüzleşmeye devam etti.
Türkiye açısından bakıldığında da benzer bir durum hâkim. Yeni yıl coşkusunun ardından ülke gündemi kısa sürede tanıdık başlıklara geri döndü. Ekonomi, hayat pahalılığı, siyaset ve toplumsal tartışmalar, yılın ilk haftasında da kamuoyunun gündemini oluşturmaya devam ediyor. Vatandaşlar için yeni yıl, umutla birlikte temkinli bir bekleyişi de beraberinde getirdi. Ancak “yeni yıl yeni başlangıçlar” söylemi, özellikle ekonomik olarak zorlanan kesimler için pek de karşılık bulamadı.
Öte yandan, yılın ilk haftası bize sadece karamsarlık değil, aynı zamanda önemli bir farkındalık da sundu. Yeni bir yıla girmenin tek başına sorunları çözmediği, asıl değişimin alınan kararlar ve gösterilen iradeyle mümkün olduğu bir kez daha anlaşıldı. Hem dünya hem de Türkiye için 2026’nın nasıl geçeceği, yılın ilk haftasında atılacak adımlardan çok, yıl boyunca sürdürülecek politikalar ve toplumsal dayanışma ile belirlenecek.
Belki de yeni yılın ilk haftasının en önemli mesajı tam olarak buydu: Umut; ortak akılda, sorumlulukta ve değişim isteğinde saklı. İlk günlerin haberleri moral bozucu olabilir, ancak bu durum umudu tamamen terk etmek için bir gerekçe değil. Aksine, yaşanan sorunlar karşısında daha gerçekçi, daha kararlı ve daha dayanışmacı bir yaklaşım geliştirmek için bir çağrı niteliği taşıyor. Büyük laflar yerine küçük ama gerçek adımlar atmanın zamanıdır belki. Daha çok dinlemenin, daha çok anlamaya çalışmanın, daha az bağırıp daha fazla düşünmenin…
Önümüzde hâlâ uzun bir yol var. 51 hafta, 51 ihtimal, 51 fırsat, 51 umut… Belki umut artık yüksek sesle konuşmuyor, belki manşetleri süslemiyor ama hâlâ içimizde bir yerde nefes alıyor. Sessiz, kırılgan ama inatçı. 2026’nın bize ne getireceğini bilmiyoruz; bildiğimiz tek şey, umudu kaybettiğimiz gün gerçekten kaybedeceğimiz.
Ve biz, kaybetmeye niyetli değiliz.
6 Ocak 2026 - Umutla girdiğimiz 2026’nın ilk haftası!
30 Aralık 2025 - Bir Yılın Ardından…
23 Aralık 2025 - 2026 hangi trendler ve yeniliklerle geliyor?
16 Aralık 2025 - ‘Rage Bait’ 2025 Yılının Kelimesi!
9 Aralık 2025 - Treatonomics: Küçük mutlulukların yeni ekonomisi
Feza Turunçoğlu Kimdir?
Feza Turunçoğlu, Türkiye’de marka, pazarlama ve reklam sektöründe uzun yıllarını geçirmiş deneyimli bir profesyoneldir. Marka yaratma, spor pazarlaması, marka yönetimi ve iletişim konularında derin bilgi birikimine sahiptir.
Reklam ajanslarında yönetim ekibinde çalışmış, yürütme kurullarında yer almış, ülke için önemli birçok markanın büyüme süreçlerine katkıda bulunan ekipleri yönetmiştir.
Feza Turunçoğlu’nun kariyeri boyunca edindiği deneyimler ve sektördeki bilgisi, markaların stratejik iletişimini yönetme yeteneği ve kriz dönemlerinde markaların nasıl yönetilmesi gerektiğine dair görüşleri sektörde önemli bir referans niteliği taşır.
Bu dönemde; finanstan otomotive, gıdadan içecek markalarına, kamu projelerinden kişisel bakıma Türkiye’nin en önemli ve büyük bütçeli markaları ile çalışma, stratejilerinde söz sahibi olma ve değer yaratma şansı yakalamıştır.
Daha sonra Türkiye’nin bilinirliği ülke dışına da taşan ve ülkenin en değerli markalarından biri olan Vestel’de 10 sene boyunca Vestel Pazarlama iletişimi ve Perakende Pazarlama Liderliği yaparak; pazarlama iletişimi ve sponsorlukların yanı sıra, markanın stratejisi ve bütçe yönetiminde de söz sahibi oldu.
Vestel döneminde en sevdiği işlerinden biri “Biz Voleybol Ülkesiyiz” stratejisinin oluşturulması ve hayata geçişinde üstlendiği rolü oldu. ‘Biz Voleybol Ülkesiyiz’ iletişimi ile marka, hem tüketicinin gönlünü kazanırken hem de sayısız ödül kazandı.
Türkiye’de ‘Spor Pazarlaması’ denince, akla ilk gelen isimlerden.
Feza kendisini; reklam, pazarlama ve iletişim stratejisi alanlarında 30 yıllık deneyimi ile “ marka danışmanı” olarak tanımlıyor.
Vestel sonrası, bağımsız marka danışmanı olarak farklı projelerde ‘sevdiği ve inandığı’ markalara katkı sağlamaya keyifle devam ediyor.
Ve halen en çok voleybol izlemeyi seviyor.