Bir zamanlar sevgili seçerken kriterlerimiz daha anlaşılırdı. Yakışıklı olsun, komik olsun, işi gücü olsun, sadık olsun, ailesiyle arası normal olsun.
Sonra liste uzadı. Terapiye gitmiş olsun. Duygularını ifade edebilsin. Ghosting yapmasın. Eski sevgilisini aşmış olsun. Boyu da mümkünse…
Şimdi yeni bir madde daha geldi. Kitap okusun. Hem de “Yılda bir kitap okuyorum” değil. Gerçekten okusun.
Çünkü Amerika’da eylül ayında kullanıma açılan yeni bir dating uygulamasının bütün iddiası bunun üzerine kurulu. Adı Readme. Co-Star astroloji uygulamasının kurucusu Banu Güler ile yazar ve yaratıcı danışman Emily Segal tarafından geliştirilmiş.
Uygulama kendisini “okuyan insanlar ve okuyan insanlarla çıkmak isteyenler” için bir dating app olarak tanımlıyor.
İlk duyduğumda yayınevi sahibi tarafım tabii ki sevindi. Sonunda insanlık doğru yere geldi. Kitap satamadıysak bari kitap sayesinde evlendirelim.
Ama işin şakası bir yana, Readme’nin ortaya çıkışı bana modern ilişkiler hakkında kitaplardan daha ilginç bir şey söylüyor. Galiba insanlar flört aplikasyonlarından fotoğrafa bakıp insan seçmekten yoruldu.
Readme size yalnızca “En sevdiğin kitap hangisi?” diye sormuyor. Emily Segal’in söylediği şey hoşuma gitti. İnsanların profilinde birtakım kitapları sergileyip kendilerine entelektüel bir kimlik yaratmasını istemediklerini söylüyor.
Uygulamada 25 soruluk bir test var. Edebiyata, dile ve yazıya verdiğiniz cevaplardan sizin dünyayı nasıl gördüğünüzü anlamaya çalışıyor ve kullanıcıları 12 farklı “okur arketipinden” birine yerleştiriyor.
Eşleştiğiniz kişinin yalnızca fotoğrafını değil, dille ve düşüncelerle nasıl ilişki kurduğuna dair bir profil de görüyorsunuz.
Buraya kadar biraz entelektüel Tinder gibi gelebilir. Ama bence esas mesele kitap değil. Kitabın temsil ettiği şey.
The Washington Post’un 3 Ekim tarihli yazısında 27 yaşındaki Nidhi Mandadi, bir dönem yalnızca çok okuyan insanlarla çıkmak istediğini anlatıyor. Nedeni yalnızca “Ben Hemingway okuyorum, o da okusun” değil. Okuyan birinin telefondan kopabilmesini önemsiyor. Sürekli ekrana bağlı olmayan biriyle birlikte olmak istiyor.
İşte burası ilginç. Belki “Kitap okuyor musun?” artık gerçekten kitapla ilgili bir soru değil.
Merak ediyor musun, tek başına kalabiliyor musun, dikkatini on saniyeden uzun süre bir şeye verebiliyor musun, bir fikrin üzerinde düşünebiliyor musun, telefonunu bırakıp benimle iki saat konuşabilir misin sorularının kısaltılmış hali.
Sevgili seçiminde aslında sürekli böyle semboller kullanıyoruz.
Ne iş yaptığını soruyoruz ama yalnızca maaşını merak etmiyoruz. Hayata nasıl baktığını anlamaya çalışıyoruz.
Arkadaşlarını merak ediyoruz çünkü nasıl bir insan olduğunu onların üzerinden okumaya çalışıyoruz.
Eski ilişkilerini soruyoruz çünkü yarın bize nasıl davranacağını tahmin etmeye çalışıyoruz.
Şimdi kitaplık da özgeçmişe eklendi.
Ve kabul edelim, bir insanın kitaplığı gerçekten tehlikeli miktarda bilgi verebilir.
İlk kez evine gittiniz. Duvar boyunca kitaplık. İçinizden “İşte bu” diyorsunuz. Yaklaşıyorsunuz. Bütün kitaplar dekorasyon kitabı. Geçmiş olsun.
Readme’nin iddiası yalnızca aynı kitapları sevenleri yan yana getirmek değil. Banu Güler New York Times’a insanların dil ve edebiyat tercihleri üzerinden dünyayı nasıl gördüklerine dair bir model oluşturmaya çalıştıklarını anlatıyor. Uygulama da araştırma, dil analizi ve psikodilbilimden yararlandığını söylüyor.
Yalnız burada biraz frene basmak gerekiyor. Birinin Elena Ferrante sevmesi onun iyi koca olacağını kanıtlamıyor. Dostoyevski okuyan adam bulaşık makinesini yine boşaltmayabilir. Virginia Woolf seven kadın da mesajınıza üç gün cevap vermeyebilir. Kitap zevki karakter testi değildir.
Ama ortak ilgi alanlarının ilişkinin başlamasında çok güçlü bir işlevi var. Çünkü iki yabancı arasındaki en zor şeylerden birini ortadan kaldırıyor. Ne konuşacağız?
Readme kullanmaya başlayan 44 yaşındaki Russ Marshalek, Washington Post’a bunu çok basit anlatmış. Birisiyle eşleştiğinizde zaten konuşmaya başlayabileceğiniz ortak bir şey olduğunu biliyorsunuz. Ona göre bu, standart flört aplikasyonlarının yarattığı korkutucu deneyime kıyasla işi çok daha eğlenceli hale getiriyor.
Bence bu aplikasyonların son yıllarda kaybettiği şey biraz da buydu. İnsanlar profil haline geldi. Yaş, boy, meslek, bir köpek. Bir süre sonra sevgili değil, otel seçiyor gibi hissediyorsunuz.
Readme en azından başka bir şey deniyor. İnsanı tekrar konuşulacak bir şeye dönüştürüyor.
İşin komik tarafı şu. İlişkide asıl mesele hangi kitabı okuduğunuz değil, karşınızdaki insanı okuyabilmeniz.
Washington Post’un yazısındaki rakam da biraz düşündürücü. Haberin aktardığı verilere göre 2025’te Amerikalıların yalnızca yüzde 32’si beş veya daha fazla kitap okumuş. Yani “Mutlaka kitap okusun” dediğiniz anda flört havuzunu ciddi biçimde küçültüyorsunuz. Ama belki de insanlar artık tam olarak bunu istiyor. Daha fazla seçenek değil. Daha anlamlı filtreler.
Readme’nin tutup tutmayacağını bilmiyoruz. Daha yeni çıktı, yalnızca iOS’ta ve kurucuları aktif kullanıcı sayısını açıklamıyor. Segal Washington Post’a uygulama üzerinden “iyi sayıda” buluşma gerçekleştiğini söylemiş ama elimizde başarı oranını değerlendirecek veri henüz yok. Ama Readme fikrini sevdim.
Yayınevi sahibi olduğum için taraflı olabilirim. Yine de biri bana “Eşinde ne ararsın?” diye sorsa kitap okumasını listenin oldukça yukarısına koyardım.
Aynı kitapları sevmemiz şart değil. Hatta aynı kitaplardan nefret etmek bazen daha eğlenceli olabilir. Ama merak eden, dikkatini verebilen, başka birinin dünyasına birkaç yüz sayfalığına girebilen bir insan bana çekici geliyor. Çünkü iyi bir ilişki de biraz iyi bir roman gibi. Başta karşınızdakini tam olarak bilmiyorsunuz. Yavaş yavaş tanıyorsunuz. Bazen yanlış okuyorsunuz. Bazen geri dönüp bir önceki bölüme bakmanız gerekiyor. Ve gerçekten iyiyse sonunu hemen öğrenmek istemiyorsunuz.
O yüzden yeni flört kriterimi açıklıyorum. Yakışıklılık tartışılır. Boy meselesini hallederiz.Burç hiç önemli değil. Ama kitap? Okumayanla olmaz.