İrem Hanım Merhaba,
35 yaşındayım. Evliyim, 8 yıllık bir ilişkim var. Çocuğumuz yok. Geçen yıl “ileride lazım olur” diyerek yumurta dondurdum. Tıbbi olarak her şey yolunda geçti ama… işin tuhaf kısmı şimdi başlıyor. İşlemden sonra cinselliğe karşı garip bir hâlim var. Fantazilerim değişti, eskiden hiç ilgimi çekmeyen şeyler aklıma geliyor. Eşim çok anlayışlı ama ben kendimi çözemedim. Bu hormon işi mi, yaş mı, evlilik mi, yoksa içimde gizli bir “orta yaş cinsel güncellemesi” mi var?
Değerli Okurum
35 yaş civarı kadınlarda çok ilginç bir eşik var. Ben buna “ben kimim ve yatakta bunu neden şimdi fark ettim?” dönemi diyorum. Yumurta dondurma bu süreci hızlandıran bir fast forward tuşu gibi çalışıyor.
Yumurta dondurmak bedene yapılan bir işlem ama zihne verilen mesaj geleceğin biraz daha kontrolünde olması.Bu farkındalık bazı kadınlarda cinsellikte yeni kapılar açıyor. Bastırılmış meraklar, daha önce “ayıp”, “gerek yok” denmiş düşünceler yüzeye çıkabiliyor.
8 yıllık ilişkide çoğu kadın “partnerin arzusu” ile “kendi arzusu”nu ustaca harmanlıyor. Ama 35’ten sonra bazıları hep uyum sağladığını fark edebiliyor ve kendine aslında ne istediğini sorabiliyor. Bu soru yatakta sorulunca biraz sarsıcı ama çok değerlidir.
Fantazilerin değişmesi sadakatsizlik sinyali değildir. Bu her zaman en çok yanlış anlaşılan kısım. Fantazilerdeki değişim genellikle bastırılmış güç, kontrol, özgürlük veya görülme ihtiyacının sembolüdür. Kiminle olduğundan çok nasıl hissettiğinle ilgilidir. “Kendime yabancılaştım”hissin geçici. Burada yapılacak en yanlış şey bir sorun olduğuna dair panik yaşamak. Hayır, sorun değil; dönüşüm.
Eşinle “ne istemiyorum” üzerinden değil, “ne merak ediyorum” üzerinden konuş. Eğer zihnin çok kopuyorsa, bu bir cinsel terapi konusu olabilir.
Merhaba İrem Hanım,
32 yaşındayım. Dört yıllık evliyim. Şimdi yazınca fark ediyorum, cümle tuhaf ama gerçek: Hiç seks yaşamıyoruz. Yanlış anlaşılmasın, aynı yatakta yatıyoruz. Sarılma var. Öpücük var. “Canım”, “hayatım”, “aşkım” bol. Gece ışıklar kapanıyor, günün muhasebesi yapılıyor, bazen gelecek planları bile kuruluyor. Sonra… uyku. İlk yıl “yorgunuz”, ikinci yıl “yarın bakarız”, üçüncü yıl “biz böyleyiz galiba” dedik. Dördüncü yılda artık bu bir düzen oldu. Kimse reddedilmiyor çünkü kimse teklif etmiyor. Bedenler aynı yatakta ama sanki iki iyi niyetli arkadaş gibiyiz. Bir yandan da utanıyorum. Eşimle ilişkim sevgi dolu, şefkatli, güvenli. Ama cinsellik yokluğu konuşulmadıkça büyüyen bir fil gibi aramızda duruyor. Bu evlilik sayılır mı? Biz mi tuhafız? Yoksa bazı çiftler gerçekten sadece aşkla mı yetinir?
Değerli Okurum,
Şunu baştan söyleyeyim: Senin anlattığın şey sandığından çok daha yaygın. Sadece adı konmuyor. Çünkü adı konunca insan kendini “eksik”, “arıza”, “garip” hissediyor. Kavga yok, ihanet yok, travma yok. Sadece cinsellik zamanla konuşulmadan hayatın dışına itilmiş.
Bu isteksizlik değil, kaçınma. İstek hiç yok olsaydı, sorun başka olurdu. Ama sen “hiç teklif etmiyoruz” diyorsun. Reddedilme ihtimali, denememeyi daha güvenli kılar. Böylece iki taraf da “kimseyi üzmüyorum” sanarak cinselliği askıya alır. Aşk diliyle konuşuyorsunuz: şefkat, güven, aidiyet. Erotik dil ise ayrı bir alfabe ister: arzu, merak, tensel çağrı.
Bu alfabe hiç öğrenilmediyse ya da zamanla unutulduysa, çiftler birbirini sever ama bedenler konuşamaz.
‘Biz böyleyiz’ en tehlikeli cümle. Oysa 30’lu yaşlar cinselliğin bittiği değil; ilk kez bilinçli kurulabileceği yaştır. Ama bunun için önce eksik bir şey olduğunu ve bunun ayıp olmadığını kabul gerekir.
Evlilik bir süre sadece aşkla yürüyebilir. Bir noktadan sonra konuşulmayan cinsellik, zamanla konuşulamayan kırgınlığa dönüşür. Bugün sorun yok gibi gelir; beş yıl sonra biri “neden ben hiç istenmedim?” diye sorabilir. “Neden seks yapmıyoruz?” diye sorma. Bu savunma yaratır. “Bizim aramızda cinsellik nasıl oldu, ne zaman kayboldu?” diye sor. Bu merak yaratır. Haftada şu kadar yapmalıyız gibi hedefler koyma. Önce konuşmayı geri getir.
Aynı yatakta uyumak yakınlıktır. Ama cinsellik, yakınlığın bedensel ifadesidir. İfade kaybolduysa, duygu bitmiş değildir, sadece dili unutulmuştur. Ve iyi haber. Diller yeniden öğrenilebilir.
Merhaba İrem Hanım
37 yaşındayım, evliyim, düzenli bir cinsel hayatım var. Sorunum biraz “mekanik” gibi ama kafama çok takılıyor. Sevişme sırasında vajinamda bir doluluk, basınç ve bazen de sanki hava varmış gibi bir his oluşuyor. Ağrı değil, yanma değil. Ama bazen ilişki sırasında “bir şey olacak” korkusuyla kasılıyorum. Tuvalete gitme ihtiyacı hissediyorum, bazen de ilişki sonrası hafif bir ağırlık kalıyor. Doğum yapmadım. Kontrollerimde “her şey normal” deniyor. Bu hissi yaşayan arkadaşlarım yok (ya da söylemiyorlar). Bu vajinal gevşeme mi? Mesane mi? Yoksa ben bedenimi fazla mı dinliyorum?
Değerli okurum,
Seni çok iyi anlıyorum çünkü bu soru kadınların çoğunun yaşayıp adını koyamadığı bir fizyolojik meseleyi anlatıyor. Ve baştan söyleyeyim: Büyük ihtimalle “bozulma” yok.
Vajina dinamik bir kas sistemi. Vajina düz bir tüp değil. İç içe geçmiş kaslar, bağ dokuları ve sinirlerle çalışan canlı bir yapı. Uyarılma sırasında kanlanma artar, dokular şişer ve bu da doluluk / basınç hissi yaratır. Bu his bazı kadınlarda keyif, bazılarında “kontrol kaybı” algısı yaratır.
Mesane ile vajina çok yakın. Özellikle uyarılma sırasında mesaneye baskı hissi oluşabilir. Bu, “çişim geldi” gibi algılanır ama çoğu zaman gerçek bir idrar ihtiyacı değildir. Bu durum özellikle kaygılı, pelvik kasları farkında olmadan sıkan kadınlarda daha sık görülür.
Asıl mesele kaslar çalışıyor ama sen bırakmıyorsun. Pelvik taban kasların büyük ihtimalle zayıf değil; fazla tetikte. Yani gevşemesi gereken yerde kasılı kalıyor. Bu da basınç, doluluk ve tuvalet hissi yaratıyor.
Sevişme öncesi mesaneni boşalt. Bilinçli olarak nefesine odaklan, çeneni ve karın kaslarını gevşet. Bir pelvik taban fizyoterapistine de başvurabilirsin.