03-08-2026
İsmet Berkan

Hep muhalefeti konuşuyoruz ama peki Cumhur İttifakı’nın oyu kaç?

Hep muhalefeti konuşuyoruz ama peki Cumhur İttifakı’nın oyu kaç?

Neredeyse 31 Mart 2024’teki yerel seçimden beri CHP’nin (Bugünlerde Yeni Parti’nin) oy oranını konuşuyor, bu partinin AK Parti’nin hâlâ önünde olup olmadığını, önündeyse kaç puan önünde olduğunu konuşuyoruz.

Seçimden bu yana yapılan araştırmalar, CHP’de mutlak butlan kararıyla bir iç kriz yaratılana kadar bu parti ile AK Parti’nin hep araştırmaların hata payı içinde kalmak üzere başa baş olduğunu gösteriyordu.

Bazen AK Parti bir veya iki puan öne geçiyor, bazen de CHP aynı şekilde önde gözüküyordu ama bu gündelik oy değişimlerinin ötesinde bu iki parti arasında bariz bir farklılaşma araştırmalara yansımıyordu.

İki yılı aşkın süredir ben dâhil herkes bu iki parti arasındaki çekişmeye bakıyor ama korkarım gözden kaçırdığımız bir şey var:

AK Parti ister CHP’nin bir-iki puan önünde olsun ister gerisinde, eğer bugün konuşulan yüzde 33-37 arası oranlar geçerliyse Cumhur İttifakı’nın bir sonraki seçimde parlamentoda çoğunluğu kaybetmesine kesin gözüyle bakabiliriz.

Gerek seçimlerde yüzde 10 barajının düşürülmesi ve gerekse seçim ittifaklarına izin veren seçim sistemi sayesinde Türkiye parlamento seçimlerinde temsilde adaletin en yüksek olduğu dünya ülkelerinden biri hâline geldi.

Kimse hatırlamaz ama ben söyleyeyim: Türkiye’de temsilde adaletsizlik rekoru, AK Parti’nin tek başına iktidar olarak çıktığı 2002 seçiminde yaşandı. Atılan oyların yüzde 45’i parlamentoya yansımadı, çünkü oy verilen partiler yüzde 10 barajını aşamadı. Ondan önceki rekor 1999 seçimindeydi ve seçmen iradesinin yüzde 18’i Meclis’e yansımamıştı.

2007 seçiminde bu oran yüzde 13,1’e düştü; 2015’te yapılan iki genel seçimde temsilde adalet bir hayli iyiydi; sırasıyla yüzde 4,4 ve 2,6 oy Meclis’e yansımadı.

İttifak sisteminin uygulandığı 2018 genel seçiminde sadece yüzde 1,3 oy Meclis’e yansımadı; 14 Mayıs 2023’te ise bu oran yüzde 2,2’ye yükselmesine rağmen kabul edilebilir bir orandı.

Şimdi Mayıs 2028’de veya daha önce yapılacak seçimde de benzer bir durum olacağını varsaymalıyız; çünkü hem siyasette bir konsolidasyon var hem de dediğim gibi baraj yüzde 7’ye düştü ve ittifak kurmak mümkün.

AK Parti ve MHP’nin kurduğu, küçük ortak olarak BBP ve zaman zaman başka partilerin de yer aldığı Cumhur İttifakı, 2018’de yüzde 53,66 oy almıştı. 2023’te ittifaka Yeniden Refah da katıldı ama oy oranı yüzde 49,50’ye düştü.

Düştü diyorum, matematiksel bir durum olarak yoksa yüzde 49,5 oy elbette çok iyi bir oy ve ittifak da Meclis’te Yeniden Refah aralarından ayrılmış olmasına rağmen çok rahat bir çoğunluğa sahip.

Fakat bir sonraki seçim için aynı şeyi söylemek kolay olmayabilir. Çünkü eğer AK Parti yüzde 33-37 aralığındaysa (çok daha düşük gösterenler de var) ve bu arada MHP de yüzde 7-9 arasında bir yerdeyse, Cumhur İttifakı çoğunluğunu kaybetmeye çok yakın demektir. İki parti toplamı, yüzde 40-46 aralığında gözüküyor ama yüzde 46 çok uzak bir ihtimal gibi duruyor.

Yüzde 2 gibi bir geçerli oy oranının seçimde Meclis’e yansımayacağını varsaysak, muhalefet hâlâ çoğunluğu elde edecek gibi gözüküyor. Bu Meclis’e yansımayacak oyları artırma ihtimalini artıracak bir olasılık, Yeni Parti nedeniyle CHP’nin yüzde 7’lik barajın altında kalması olabilir.

Şu anda çok sayıda bilinmeyen bulunduğu için CHP’nin olası geleceğiyle ilgili spekülasyon yapmak bile anlamlı olmaz.

Eğer Cumhur İttifakı Meclis’te çoğunluğu sağlayamayacaksa, cumhurbaşkanı seçimini bu ittifakın adayı kazansa bile kendisine hiç de dostça yaklaşmayan bir Meclis’le çalışacak demektir.

78 yaşındaki Özkök’ü hapse atsanız ne kazanırsınız?

78 yaşındaki Özkök’ü hapse atsanız ne kazanırsınız?

Uzun yıllardır bu böyle; sabahları yazımı tamamlayıp yolladıktan sonra ilk telefonla konuştuğum insan Ertuğrul Özkök’tür.

Uzun uzun telefonda günün dedikodusunu, bazen siyasi analizini, bazen bir filmin veya bir şarkının güzelliğini, bazen medyada olup bitenleri, bazen hayatın kendisini, özel dertlerimizi vs. konuşuruz.

Bunca yıldır devam ediyor bu telefon muhabbeti. Ondan önce de daha çok yüz yüze sık sık görüşürdüm Özkök’le. Kendisini herhalde 40 yıla yakın zamandan beri yakından tanıyorum. Sadece iş arkadaşlığı değil ahbaplık da ediyoruz birbirimizle. Ben onun ağzından herhangi bir kimse için bir kez olsun hakaret kelimesi duyduğumu hatırlamıyorum. Hayatımda tanıdığım en küfürsüz konuşan insan herhalde Ertuğrul Özkök’tür.

Ona kazık atanlara, sert eleştirenlere, hatta ona hakaret edenlere bile hakaret ettiğini işitmedim. Sinirli, hatta öfkeli anlarına tanık oldum ama dediğim gibi ağzından küfür çıktığını duymadım. Oysa bazen karşı taraftakiler öyle medeni argümanları değil gerçekten okkalı küfürleri hak eden insanlardı.

Şimdi bu Özkök’e “Cumhurbaşkanına hakaret” soruşturması açıldı. Ben, eski Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’e “Nezaketsiz” dediğim için “Cumhurbaşkanına hakaret”ten yargılanmıştım, Özkök ise ima yoluyla Tayyip Erdoğan’a “diktatör” demekle suçlanıyor herhalde. (Allah’tan Fatih Altaylı gibi Cumhurbaşkanına fiilî saldırıda bulunmaktan soruşturulmuyor.)

Birincisi, aslında en doğrusunu zamanında Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın kendisi söylemişti: Bir ülkede ülkeyi yöneten insana “diktatör” diyebiliyorsanız, zaten o ülkede diktatörlük yoktur. Çünkü diktatöre diktatör diyemezsiniz. Dolayısıyla aslında Erdoğan da kendisine diktatör denmesinin bir eleştiri olduğunun farkında. Elbette hoşuna gitmiyor, kimin hoşuna gider zaten ama bunu suç olarak da görmüyor, aksine Süleyman Demirelvari bir akıl yürütmeyle bu sözcüğün kullanımını demokrasinin varlığına nişane yapıyor.

İkincisi, hem bizim Yargıtay’ımızın hem de AİHM’nin yerleşik içtihadı, siyasetçilerin kendilerine gelecek “ağır eleştirileri” sineye çekmesini emrediyor. Diktatör kelimesini de kullanmıyor zaten Özkök, sadece tarihte yaşamış başka bir diktatörü ve onun rejimini anlatıyor. Yani burada hakaret falan yok.

Üçüncüsü, bizim vur deyince öldüren savcılarımız ve yargıçlarımızla ilgili… Unutmayın, hapisten çıktığında Fatih Altaylı’ya ilk geçmiş olsun telefonlarından birini Cumhurbaşkanı Erdoğan açmıştı. 78 yaşının baharındaki Ertuğrul Özkök’ü hapse atmak, ne Tayyip Erdoğan’a ne de ülkeye fayda sağlayacak bir şey.

Kaldı ki istatistikler Cumhurbaşkanına hakaretten açılan davaların çoğunun beraatle sonuçlandığını bize gösteriyor zaten.