09-03-2026
İsmet Berkan

Bugün 10. gün, savaşın uzayacağı görülüyor ve artık bütün dünya tehdit altında

Bugün 10. gün, savaşın uzayacağı görülüyor ve artık bütün dünya tehdit altında

Amerika ve İsrail 28 Şubat sabahı İran’ı bombalayıp ve ülkenin lider kadrosunun önemli bölümünü öldürdüğünde bu savaşın kısa sürmesini umuyordu.

Radikal ve sert lideri ölen İran onun yerine daha yumuşak birini seçecek, neredeyse aynen Venezuela’da olduğu gibi ABD ve İsrail’e, bu arada dünyanın geri kalanına da dost bir İran ortaya çıkmaya başlayacak, hayat da normale dönecekti.

Evdeki hesap çarşıya uymadı. Onun yerine İran bir intihar saldırısına girişti.

Fransız yazar Albert Camus intiharın kişinin kendini öldürmesi değil dünyanın geri kalanını öldürmesi olduğunu söyler.

Onun bu felsefi metaforu İran savaşı söz konusu olduğunda tuhaf bir gerçeğe dönüşüyor. Evet, İran belki kendisinden çok daha güçlü iki savaş makinesi karşısında direnerek intihar ediyor ama beraberinde dünya ekonomisini de ölüm benzeri bir duruma sürükleyerek yapıyor bunu.

Savaşa hızlı bir siyasi çözümün eşlik etmemesi ve İran’ın etrafındaki Suudi Arabistan dahil bütün ülkelerin enerji alt yapılarına saldırmaya başlaması, bu arada dünyanın petrol arzının önemli bölümünün aktığı Hürmüz Boğazı’nın fiilen işlemez hale gelmesi, zincirleme etkiler yaratmaya başladı.

Bu etkiler üzerine savaş stratejistleri karar değiştirdi; bu kez İran’ın enerji altyapısı ve büyük şehirlerdeki benzin ve mazot depoları vurulmaya başlandı. Şimdi ABD’nin İran’ın petrol ihracatının kritik limanı Basra Körfezi’ndeki Harg Adası’nı işgal edip ele geçirmesi, yani kara askerlerini kullanması konuşulur oldu.

Savaşın uzayacağı çok belli. İran direnecek. Her ne kadar ABD ve İsrail bu direnişi kırmaya çalışıyorsa da ilk 10 gün bunun kolay olmayacağını gösterdi. Karadan topyekun işgal herhalde söz konusu değil. ABD kendi Kamboçya ve Vietnam savaşlarını hatırlıyor olmalı. Bu aşamada İran’ı yaralı olarak da bırakamaz. Öyleyse savaş İran direndiği sürece devam edecek.

Durum bugün görüldüğü kadarıyla vahim.

Vahameti arttıran ve ABD ile İsrail’i acele etmeye mecbur bırakan şey ise Basra Körfezi’nin kıyısında yaşananlar ile bu yaşananların başlattığı bir dizi zincirleme reaksiyon aslında.

Teker teker bakmaya çalışalım.

Irak çıkardığı petrolü yollayamadığı ve depolayamadığı için üretimi durdurdu. Sadece Irak değil, Kuveyt’ten Birleşik Arap Emirliklerine kadar bütün ülkeler üretimi durduruyor. Suudi Arabistan, Batıya Kızıldeniz’e uzanan boru hattını kullanıyor ama bu hat bütün üretimi taşımaya yeterli değil, dolayısıyla onlar da kuyuları kapatıyor.

Yalnız bir mesele var: Kuyuların musluğu öyle kapatıldığı gibi kolayca açılamıyor. Musluğu kapatınca petrolün basıncı düşüyor. Sonra yeniden açtığınızda aynı basıncı yakalamak mümkün olmuyor, ayrıca yeniden petrolün akması da zaman alıyor. Yani kapatılan kuyunun eskisi kadar üretim yapması mümkün olmuyor. Bu arz açığı ancak yeni kuyular açarak tamamlanabilir. O da yatırım ve zaman demek.

Ortadoğu kaynaklı petrol arzının azalması, çünkü pazara ulaşamaması ister istemez Rusya başta olmak üzere dünyanın geri kalan petrol üreticilerine ciddi avantaj sağlıyor. Bakın Rusya’ya yaptırımlar hafifledi bile.

Mesele sadece petrolden ibaret de değil. Bir de doğal gaz var. Katar hem de “mücbir sebep” ilan ederek doğal gaz üretimini ve doğal gazı LNG’ye çevirme işlemini durdurdu. Bu ülke dünyanın en büyük LNG ihracatçılarından biri. ‘Mücbir sebep’i hukuki bir mecburiyetten ötürü ilan etti, çünkü sözleşmelerindeki taahhütlerini yerine getiremiyor.

Doğal gazı sıvılaştırmak, yani LNG elde etmek ciddi bir soğutma işlemini gerekli kılıyor. Bu soğutucular evdeki buzdolabı gibi değil. Yeniden verimli soğutmaya geçmesi 1 yılı bulabiliyor. Yani yarın sabah savaş dursa bile Katar’ın yeniden LNG göndermesi epey bir zaman alacak. Bu da dünya gaz arzında azalma anlamına gelir. Fiyatlar yine artacak.

Durun daha bitmedi. Çünkü mesele petrol ve gazdan ibaret de değil. Bir de çok önemli olan petrokimya var.

Çok az sözü edilir ama İran dünyanın en önemli petrokimya üreticilerinden biri. Diğer önemli üreticiler de bölgede sıralanmış durumda. Örneğin Suudi Arabistan, BAE ve Katar.

İran’ın devasa petrokimya endüstrisinin en büyük alıcısı Çin. Bu endüstri İran’a yılda 16 milyar dolara yakın ihracat geliri sağlıyor, 100 milyon metrik ton üretim yapıyor.

Bu endüstri sayesinde Çin’in fabrikaları plastik ürünler üretiyor, onları bütün dünyaya satıyor. Bilmiyoruz, alıcı ülkelerin mesela etilen stokları ne kadardır ama bu akışın uzun süre durması ciddi tedarik sorunlarına, üretim kısıtlamalarına ve fiyat artışlarına neden olacak.

Hala bitmedi… Bu bölge ve İran’ın kendisi dünyanın en önemli amonyak üreticilerinin başında geliyor. Doğal gaz neredeyse bedava olduğu için inanılmaz enerji tüketen amonyak üretiminin bu bölgede yoğunlaşması normal.

Amonyak yediğimiz neredeyse bütün gıdaların üretiminin en temel girdisi. Gübre yani.

Amonyak sevkiyatının yavaşlaması dünya gübre fiyatlarının artması, hatta dünyada gübre sıkıntısının başlaması demek. Gıda fiyatlarına etkisi kaçınılmaz, nitekim o artış başladı bile.

Bitti sanıyorsunuz ama bitmedi, bir de helyum meselesi var. Tıptan elektroniğe devasa endüstrilerin kullanmak zorunda olduğu helyum gazının başlıca üretim kaynağı doğal gaz üretimi.

Şimdi doğal gaz üretimi aksayınca ister istemez helyum üretimi de aksayacak. Bu da dünyayı başka bir yerinden çok fena vuracak. Helyum zaten dünyadaki en pahalı emtia fiyatı şimdiden artmaya başladı bile.

Bütün bu zincirleme reaksiyonlar tabii en önce Kasım ayında kendisi açısından kritik bir seçime girecek olan Donald Trump’ı ve Amerika’yı etkiliyor. Bu ülke enerjide büyük ölçüde kendine yeter olduğu halde benzin fiyatları şimdiden artmaya başladı bile.

Trump seçimi hayat pahalılığıyla mücadelede başarısına göre kazanacak veya kaybedecek. ABD’de enflasyonun yeniden artması Trump ve MAGA’nın sonunu getirebilir. Hele uzayacak, kara askerlerinin de dahil olduğu bir savaş iyice vahim sonuçlar doğurabilir Amerikan iç siyasetinde.

Peki İran’ın intihar etme, kendisi ölürken beraberinde bütün dünyayı da sürükleme kararlılığı devam eder mi?

Ali Hamaney’in yerine oğlu Müçteba Hamaney’in seçildiğinin beş gün sonra açıklanabilmesi İran’ın içinde bir tartışma yaşadığını gösteriyor.

Müçteba Hamaney bilindiği kadarıyla babasının ideolojisine aynen sahip, sertlik yanlısı bir isim. Üstelik cumartesi sabahı sadece babasını kaybetmedi, annesini, eşini ve bir oğlunu da ABD-İsrail ikilisine kurban verdi, kendisi nasıl kurtuldu meçhul.

Yani Müçteba Hamaney’in belki babasından bile daha katı olmak için çok sebebi var. Kaldı ki zaten sertlik yanlılarının adayı olarak seçildi bu göreve.

Ama tam da bu sebeple, sertliğinden ve ideolojik duruşundan kuşku duyulmayacak bir insan olması sayesinde bu intihar eylemini onurlu bir çıkış bularak sonlandırabilecek güce sahip bir insan aynı anda.

Mesele şu: O bir onurlu çıkış arayacak mı? ABD ve İsrail ona bu onurlu çıkış kapısını verecek mi?

Dünyayı ateşe atan savaş şimdilik bu sorular etrafında devam ediyor.

İmamoğlu davası başlarken manzarai umumiye

İmamoğlu davası başlarken manzarai umumiye

Bundan 355 gün önce Ekrem İmamoğlu şafak vakti resmi konutunun kapısına dayanan polisler tarafından uyandırıldı ve gözaltına alınıp götürüldü. O sabahtan beri İstanbul’un seçilmiş belediye başkanı ve CHP’nin bir sonraki seçimdeki Cumhurbaşkanı adayı özgürlüğünden yoksun.

Bu sabah, hakkında 2 bin 500 yıla yakın hapis istemiyle açılan ana davada yargılanmaya başlayacak.

İktidar ve savcılar yargılamanın yolsuzlukla ilgili olduğunu öne sürüyor ama kamuoyundaki genel kanaat bu yargılamanın siyasi olduğu yönünde. Siyasi yargılamayı “Oh oldu” diye onaylayanlar var, “Olmaz böyle şey” diye kızanlar var. Araştırmalara bakılacak olursa halkımızın yüzde 60’ı İmamoğlu’nun yargılanmasını hoş karşılamıyor.

Bir yıldır kamuoyu önüne kendisi olarak çıkamayan, sesi kısılan bir siyasetçiden söz ediyoruz.

Mahkemede savunmasını yaptığında da sesi kamuoyuna ne kadar yansıyacak, insanlar onu ne kadar duyacak meçhul.

Ama buna rağmen unutulmayan, siyasetten silinmeyen, siyasi bir varlık olarak anketlerde hala önde çıkan bir isim İmamoğlu.

Bugün başlayacak olan bu dava aslında uzun yıllar sürecek. İmamoğlu daha ne kadar özgürlüğünden yoksun kalacak, esas mesele bu.

İktidar, onu tutuksuz yargılamak, serbest bırakmak istemiyor. Hele görevine geri dönmesini hiç istemiyor.

Bu da kendi başına bir başka siyasi risk iktidar açısından. Çünkü hapisteki İmamoğlu, siyasi haksızlık duygusunu iyice pekiştiriyor.

Hapse atılan ve bir nevi unutulan bir başka siyasetçisi daha var Türkiye’nin: Selahattin Demirtaş.

Ancak ikisinin durumunu kıyaslamak yanlış olur. Demirtaş kendi siyasi akımı içindeki anlaşmazlıkların, Kandil’in onu çok onaylamamasının da kurbanı. Hatta son olarak serbest kalsa bile aktif siyasete dönmeyebileceğini söyledi. Bütün bunlara rağmen sözünün ciddi ağırlığı olan bir isim.

İmamoğlu için ise durum tam tersi. CHP bir yıldır İmamoğlu’nu savunuyor, bu uğurda 96 miting yaptılar, 19 Mart’ın yıldönümünde çok büyük bir gövde gösterisine hazırlanıyorlar. Bugün de zaten bir gövde gösterisi olacak.