15-04-2026
İsmet Berkan

Çin’den gelen esas tehdit: Ucuz ve yüksek teknoloji

Çin’den gelen esas tehdit: Ucuz ve yüksek teknoloji

Bugün Financial Times gazetesinde hepimizin ve bütün dünyanın geleceğini ilgilendiren çok önemli bir haber var.

Haber, basit gibi gözüken bir örnekle başlıyor. Kabaca bir tenis topu veya yumruğunuz büyüklüğünde bir sensör var. Bu sensör, elektrikli aracınızı şarj ettiğiniz istasyonlarda kullanılıyor ve elektrik kaçağı olup olmadığını kontrol ediyor, aracınızın elektrik şebekesine güvenli biçimde bağlanmasını sağlıyor.

Bu sensör birkaç yıl öncesine kadar öyle çok üretilen ve satılan bir şey değildi. Pazarda birkaç Alman ve İsviçre firması duruma hakimdi. Onların ürünleri kabaca 30 dolara satılıyordu.

Sonra bir Çinli firma bunları yapmaya başladı. Önce onlar maliyeti öyle bir düşürdüler ki sensörün fiyatı da 15 dolara kadar indi. Derken başka Çinli firmalar da pazara girdi. Bugün aynı sensör 1,5 dolara satılmaya başlandı.

Tabii ki Alman ve İsviçreli firmalar pazardan silindi. Aslında pek çok Çinli firma da bu rekabete dayanamadı gitti, ama sonuç olarak dünyanın dört bir yanında kullanılan (Türkiye’de bile büyük bir şarj istasyonu patlaması var) bu sensörü artık sadece Çinli firmalar üretiyor.

Bu tabii Çin’in trilyonlarca dolarlık ihracatında sahilde kum tanesi kadar kalan bir örnek ama önemli bir örnek.

Çin düne kadar sanayi ürünlerinde, ara mallarda, sanayi makinalarında vs. yüksek kaliteli ve ucuz ürünleriyle dünya pazarlarına hakimdi. Şimdi bu hakimiyet giderek daha büyüyen biçimde yüksek teknoloji ürünlerine de yansıyor.

Bundan sadece 20 yıl önce Çin’den gelen ucuz ve kaliteli mallar Amerika’dan Batı Avrupa’ya, düne kadar dünya ekonomisinin hakim güçlerindeki şirketleri ve iş modellerini kökünden sarsmıştı. Kimse Çinli şirketlerle fiyat ve kalite rekabetine giremiyordu.

Şimdi aynı şey yüksek teknoloji ürünlerinde çok daha hassas ürünlerde yaşanıyor ve dünyada kimse Çinli şirketlerle nasıl rekabet edebileceğini bilmiyor.

Bu yüksek teknoloji ve hassas üretim gerektiren ürünlerle ilgili Financial Times’ın verdiği en çarpıcı çarpıcı örnek güneş enerjisi panelleri. Dünyada bu pazarın yüzde 90’a yakını Çinli şirketlere ait artık.

Çinli şirketler bunu evet müthiş devlet destekleri ve kredileriyle yapıyor ama meseleye böyle bakmak bir büyük gerçeği gözardı etmeye neden olabilir. Çinli şirketlerin en büyük rakipleri Batılı şirketler değil, yine Çinli şirketler. Çin’de şirketler arasında yaşanan rekabet inanılmaz seviyede acımasız.

Bu durumu bir Çinli sanayici gazeteye “Çin’de ayakta kalmayı başaran bir şirket dünyanın geri kalanında yenilmez olur” diye anlatmış.

Çin içinde şirketler arasında yaşanan bu acımasız rekabetin bir de adı var: Neijuan… Kelime “Gerileme” anlamına geliyor, gerilemeden kasıt fiyat gerilemesi.

Mart ayında İngiltere’de en çok satan otomobil Çinli Jaecoo oldu. Bu aracın SIV versiyonu ülkede 29 bin pounddan başlayan fiyatlarla satışta. Bu fiyata yaklaşabilen bir rakibi yok.

Benzer bir gelişmeyi Türkiye’de trafiğe çıktığınızda da görebilirsiniz. Çin yapımı araçlar yollarda sık sık karşımıza çıkıyor. Oysa bundan 10 yıl önce tek bir Çinli otomobil yoktu Türkiye’de.

Çin kendi içinde  bu “neijuan” tarzı rekabeti sınırlamaya, hatta azaltmaya çalışıyor. Devlet Başkanı Şi bile bu konuda konuştu, çağrı yaptı ama Çinli şirketler birbirlerine karşı fiyat kırmaya devam ediyor.

Onlar fiyat kırdıkça Avrupalı, Türk veya Amerikalı şirketlerin rekabet ihtimali iyice ortadan kalkıyor. Birdenbire hem işçilik ücretleri hem enerji fiyatı hem de Çinli rakiple mücadele etmeye yetmeyen verimlilik bütün gündemi belirler hale geliyor.

Hem bu fiyat rekabetinin hem de Çin’in tüketimden çok üretime yönelten kültürel/ideolojik ortamının etkisiyle ülkede enflasyon sıfır. Bu tabii Çin’in zayıf tarafı aynı zamanda: Ülke ekonomisi büyümek için dış talebin artmasına bağımlı.

İlginçtir, Çin’in ihracatı bu yılın ilk üç ayı dahil artmaya devam ediyor, ithalatı ise giderek azalıyor. Ülkenin dış ticaret fazlası trilyon dolar seviyesinde.

Çin hükümeti yakın zamanda 2026-30 yıllarını kapsayan 5 yıllık planını açıkladı. Bu planda bio-üretimden robotike kadar geniş bir alanda öncelikli sektörler belirlendi ve bu sektörlere muazzam destekler açıklandı.

Geçenlerde basit bir araştırmanın sonucu yayınlandı. Buna göre Çin’de adında “robot” kelimesi bulunan 1.2 milyon şirket var (Bir kıyaslama için söyleyeyim, Türkiye’deki bütün şirketlerin ve kooperatiflerin sayısı 2 milyondan biraz fazla, buna limited şirketlerle şahıs şirketleri dahil).

Çinli yetkililerin söylediğine göre ülkede 150 şirket insansı robot üretimi yapıyor ve bu sayı giderek artıyor. Amerika’da bile insansı robot üreten şirket sayısı bir elin parmaklarını geçmiyor. Örneğin Elon Musk yıllardır insansı robot işine gireceğini söylüyor ama henüz girmiş değil.

Oysa Çin’in bu robotları hasta bakımından depo ve antrepo işçiliğine kadar pek çok şeyi yapmaya başladı bile. 

Financial Times’a göre bu gelen “İkinci Çin şok dalgası.”

Bizim ülkemizde böyle durumlarla karşılaşınca klasik sorumuz “Peki biz buna hazır mıyız”dır ama bu kez soruyu sadece Türkiye için değil dünyanın geri kalanı için de sormalıyız.

Cevabı vereyim: Hayır, Amerika dahil dünyanın geri kalanı Çin’den gelen bu yeni dalgaya hazır değil ve rekabet gücünü her gün biraz daha kaybediyor.

Türkiye’de kendimizden başkasını gözümüz görmezken belki bir pencere açar diye anlatıyorum bütün bunları.

Ama korkarım açılacak pek pencere yok. Sadece Türkiye’nin değil bütün dünyanın üretimi, verimliliği ve fiyat rekabetini baştan sona yeniden öğrenmesi gerek.

Boşuna dememiş “Çamaşır suyu için” diye…

Boşuna dememiş “Çamaşır suyu için” diye…

Her konuda ağzına geleni kontrolsuz biçimde söylemesiyle meşhur Başkan Trump corona salgını sırasında “Maden çamaşır suyu virüsü öldürüyor, içelim” demişti, hatırlıyor musunuz?

Trump’ın bu cin fikirlerinden bir başkasını muazzam Medicaid/Madicare idaresinin başına geçirdiği Mehmet Öz geçen gün bir podcastte anlatmış.

Trump, biliyorsunuz günde 7-8 kutu diyet kola içmesiyle meşhur.

Kendi adıma söyleyeyim, benim bütün ömrüm boyunca içtiğim koka kola sayısı 100 değildir, ama o günde 7-8 kutu birden içiyor.

Mehmet Öz’ün anlattığına göre “Dökünce çimleri öldürüyor, öyleyse kanseri de öldürüyordur” demiş Başkan Trump kola içme sebebini anlatırken.

Mehmet Öz tabii kibar adam, ona kola içmenin midesine ve yemek borusuna neler yaptığını söylememiş, günde bu kadar çok kafein almanın başkanı nasıl hiperaktif yaptığı konusunda da bir şey söylememiş.

Görüyor musunuz dünyayı nasıl bir kafa yönetiyor…