13-04-2026
İsmet Berkan

Korku ile ümit arasında bir seçim yapıldı, Macarlar ümidi seçti, yarın Türkler neyi seçer?

Korku ile ümit arasında bir seçim yapıldı, Macarlar ümidi seçti, yarın Türkler neyi seçer?

Pazar günü elimdeki telefona boş boş bakarken büyük İtalyan düşünür ve yazar Umberto Eco’nun bir konuşmasından kısa bir pasaj düştü önüme.

Gündelik hayatın müthiş bir gözlemcisi olan Eco, “Aşk” diyordu, “Müthiş seçicidir  ve sınırlayıcıdır.”

Sonra devam ediyordu: “Eğer sana aşıksam sen de bana aşık olmalısın. Başkasına aşık olmanı da, başkasının sana aşık olmasını da istemiyorum.”

Ama Eco’nun gözlemi burada bitmiyordu:

“Yani aşk, insan ilişkilerine sınır koyar. Buna karşılık nefret çok cömerttir. Herkesten, koca koca topluluklardan nefret edebilirsiniz. Sınırı yoktur. Zaten bu yüzden politikacılardan birbirini sevmenize dair öğütler duymazsınız, tam tersine kimden neden nefret etmeniz gerektiğini duyarsınız hep.”

Çok basit, hepimizin gündelik hayatımızdan zaten bildiğimiz, zaten her gün yaşadığımız bir şeyin böyle ifade edilmesi Umberto Eco’yı büyük yapan şeydi.

Eco, konuşmasının sonunda nefretle mücadelenin yegane yolunun mizah olduğunu söylüyordu.

Nitekim onun bu gözlemi yaparken kullandığı yöntemle bazı usta mizahçıların bizi güldürürken kullandığı yöntem aynı aslında. Gündelik hayatımızdan, artık bize sıradan gibi gelen bir şeyi alıp o şeyin aslında normal olmadığını bize göstermek, mesela Cem Yılmaz’ın, mesela ülkemizde hayranlıkla izlediğim kadın komedyenlerin ustalıkla yaptığı bir şey.

***

Macaristan’da dün çok önemli bir seçim yapıldı. Arkasına ülkesinin ele geçirdiği medyasını, yargısını, polisini alan, o yetmemiş olacak Trump’tan Putin ve Şi’ye, hatta Netanyahu’ya kadar inanılmaz bir dış desteğe sahip Viktor Orban seçimi kaybetti.

Bu seçim öncesinde dün 10Haber’de çok önemli iki yazı yayınlandı. Birini Cengiz Turhan yazdı, Orban’ın 16 yılını bize anlattı. Diğerini ise 10Haber editörleri The Guardian gazetesinden derlemişti, seçimin nasıl korku ile ümit arasında gerçekleşeceğini söylüyordu.

Tam da Umberto Eco’nun dediği olmuştu. Korku ve nefret yayan Orban’la mücadele mizah yoluyla yapılmıştı. Macaristan’da seçim kampanyası sırasında muhalefetin sembolü zebralar olmuştu; çünkü Afrika’nın bu sevinli hayvanı Macaristan’da yolsuzluğun simgesi haline dönüşmüştü.

Ve sonunda nefret ile korku değil, geleceğe dair ümit kazandı Macaristan’da.

Kim bilir, belki de seçimi kazanan Peter Magyar ve arkadaşları sahiden sözlerini tutar ve Macaristan’ı yeniden nefretten çok sevginin konuşulacağı kurallı bir demokrasi haline geri getirir ve kimsenin bu kuralları yeniden bozmaması için gereken önlemleri de alırlar.

***

Türkiye’de de günün birinde nasıl olsa seçim olacak, rakiplerini birer birer hapse atarak kendini tek aday haline getirmeye çalışsa da, Tayyip Erdoğan sonunda seçim kantarına çıkacak.

Şundan hiç kuşkunuz olmasın: O seçim de ülkemizde korku ile ümit arasında olacak.

Hatırlayın, 2023 seçimi de öyle olmuştu ve korku yayan Tayyip Erdoğan onu kazanmayı başarmıştı. Çünkü rakipleri yeterince ümit verememiş veya vermeye kalktıklarında yeterince inandırıcı olamamıştı.

Yine aynı şey olur mu? “Etrafımız ateş çemberi, tehditler artıyor, ülke Tayyip Erdoğan’dan başkasına emanet edilemez” sözleri etkili olur mu?

Macaristan’da olmadı işte. Türkiye’de de bu sözlerin raf ömürleri doldu artık.

Nefret etmekten, komşumuzu tanıdığımızı hain görmekten, her taşın altında sinsice bekleyen düşmanlardan yorulduk artık.

Lokantada oturmuş yemek yerken polis tarafından basılmaktan, sorgusuz sualsiz hapse atılmaktan, telefonlarımızdaki masum hatıra fotoğraflarının bile iktidar yanlısı medyanın sayfalarında çarşaf çarşaf yayınlanıp aleyhimize kullanılmasına tanık olmaktan, komedyenlerin şaka yaptı diye hapse atılmasından, muhalif siyasetçilerin her hafta sonu evlerinin basılıp hapse gönderilmesinden yorulduk.

***

Başa döneyim: Evet Umberto Eco haklı, aşk dar ve sınırlayıcıdır, nefret ise geniş ve cömerttir.

Ama aşk geleceğe, nefret ise geçmişe bakar.

Aşk, her şart altında ümittir, geleceğin daha güzel günler getireceğine dair bir inançtır. O yüzden de bütün darlığına ve kısıtlayıcılığına rağmen hep nefretten daha güçlüdür.

Korkular bir yere kadar. Ümit ve iyimserlik her zaman sonunda kazanan taraf olur.

Hepimizi berbat bir yıl bekliyor

Hepimizi berbat bir yıl bekliyor

Petrol fiyatları Amerika ve İsrail’in durduk yerde İran’a saldırmasından önce 70 dolar civarıydı. Şimdi 100 doların üzerinde.

Aslında 70 dolarlık fiyat da yüksekti; İran gerilimi yüzünden oraya çıkmıştı petrolün fiyatı, beklenen 60-65 dolar arasında bir yerde olmasıydı.

Sadece petroldeki artış yüzde 50’ye yakın.

Buna doğal gazdaki, petro kimya ürünlerindeki ve gübredeki artışı ekleyin.

Kopan tedarik zincirlerini, petro kimya ürünlerindeki sıkışma ve fiyat artışı yüzünden Çin’de bile üretici enflasyonun artmasını düşünün.

Ve şimdi görüyoruz ki Hürmüz Boğazı sıkıntısı hafiflemiyor, aksine ağırlaşıyor.

Amerika İran’a abluka uygulayınca İran’ın da Körfez’deki diğer ülkelere ablukası devam edecek ve Hürmüz kapalı kalacak demektir.

Zaten Başkan Trump bile ülkesinde benzin fiyatının düşmesinden ümidi kaybetmiş durumda, Kasım ayındaki seçimlere daha yüksek bir benzin fiyatıyla da gidilebileceğini söylüyor. Yani ABD-İran anlaşmazlığı öyle kolay kolay bitmeyecek, orada bazen sıcak çatışmalara da dönüşen bir savaş hali hep olacak.

Bu da Türkiye dahil bütün dünya için işlerin berbatlaşacağına, ekonomilerin kötüye gideceğine dair önemli bir belirti.

Maalesef berbat bir yıl hepimizi bekliyor.