18-06-2026
İsmet Berkan

CHP’deki savaşta yolun sonu yaklaşıyor

CHP’deki savaşta yolun sonu yaklaşıyor

Neredeyse bir ay oldu, her gün Cumhuriyet Halk Partisi konuşuluyor.

Konuşulması da normal, çünkü ortada hiçbir biçimde “normal” ve “sıradan” diye nitelenemeyecek bir durum var.

Bir tarafta mahkeme tarafından genel başkanlığa atanan ve sanki meşru bir genel başkanmış gibi davranmak isteyen Kemal Kılıçdaroğlu ile onun etrafındaki dar bir ekip…

Diğer tarafta, partisi ellerinden çalınan Özgür Özel başkanlığındaki geniş CHP ekibi.

O geniş CHP’nin son hamlesi çarşamba günü yapıldı, son kurultayda delege olmuş 1200 kişinin 1003’ü imzalarını vererek olağanüstü kurultay istedi.

Kemal Kılıçdaroğlu ise sanki ortada böyle bir talep yokmuş gibi, önce partisinde kendisinin göreve getirdiği MYK’yı toplayıp çok sayıda il başkanını görevden aldı ve disipline sevk etti, sonra da sanki milletin ondan beklentisi dış politikayla ilgili açıklama yapmasıymış gibi içinde yine Osmanlı özlemleri bulunan bir dış politika açıklaması yaptı. Sözde Tayyip Erdoğan’ı eleştiriyordu ama aslında Özgür Özel ve ekibine ima yoluyla laf atmaktı amacı.

Şunu biliyoruz: Kılıçdaroğlu, 1003 delegenin imzaladığı kurultay talebini yok sayacak. Nasıl daha birkaç gün önce Parti Meclisi’nin boşalmasını ve parti tüzüğü gereği kurultay yapmanın kaçınılmazlaşmasını görmezden geldiyse aynen bu dilekçeyi de görmezden gelecek, yok sayacak.

Topu kendisini o göreve atayan mahkemeye atacak belli ki. Eh o mahkeme de “Biz hata yapmışız, CHP o delegelere kurultay yapabilir” demeyeceğine göre, Kemal Kılıçdaroğlu sanki hiçbir şey olmamış, arkasında 2 milyon üyeli, o üyelerin 1200 meşru delegesinin bulunduğu bir parti yokmuş gibi yaşamaya devam edecek.

Açıkçası, gökten Kemal Kılıçdaroğlu’na bir vahiy inmedikçe bu durumun değişmesini beklemiyorum.

O  yüzden Özgür Özel ve ekibi, bir zamanlar Süleyman Demirel’in meşhur ettiği sözle, “Neyin olacağını görmek için nelerin olmayacağını görmek gerekir” diyerek kendilerince ortadaki meşru ihtimalleri tek tek elemeye çalışıyor.

Bana soracak olursanız son ihtimal işte bu delegelerin toplanan imzası.

Buna rağmen kurultay olmuyorsa yeni parti kuruluşu çok daha ciddi bir ihtimal olarak önümüze çıkacak.

Bu tabii büyük bir bölünme demek. Türkiye’de sol daha önce de bölündü, hem de defalarca bölündü. Şimdi yeniden bölünmesi dünyanın sonu olmaz.

Şu ana kadar yapılan kamuoyu araştırmaları bölünme olursa çok daha büyük parçanın Özgür Özel ve etrafında, çok minicik bir parçanın da Kemal Kılıçdaroğlu ve etrafında kalacağını söylüyor.

Ama bu bir teselli değil; çünkü bölünme bölünmedir.

Siyasette hiç kuşkusuz imkanlar tükenmez. Ayrıca Özgür Özel ve arkadaşlarının yeni bir siyasi parti çatısında toplanmasının bir sürü potansiyel avantajına işaret eden çok sayıda analiz ardı ardına yayınlanıyor, TV’lerde konuşuluyor.

Ama tabii bir de açık dezavantaj var: Sonunda CHP gibi bir kurumdan vazgeçiyor, sıfırdan başlamayı kabul ediyorsunuz.

Tam da bu dezavantajı bir ölçüde gidermek için Özgür Özel ekibi “Neyin olacağını görmek için neyin olmayacağını göstermeye” uğraşıyor zaten.

Fakat şunu unutmayın: CHP içinde devam eden parçalanma kavgası ne kadar çok önemli olursa olsun bu sonunda bir mikro siyaset konusu. Esas olan, ülkedeki iktidar-muhalefet savaşının belirleyicisi olan makro-siyasetin temel konusu değil.

CHP şu ana kadar Türkiye’deki toplumsal muhalefetin en büyük partisi olmasına rağmen aslında yegane siyasi taşıyıcı değildi. 

Örneğin İyi Parti yaşadığı bütün sarsıntıya rağmen yüzde 10’a yaklaşan oy potansiyeliyle orada duruyor. Yanına Zafer Partisi, Anahtar Parti gibi diğer “seküler milliyetçi” partileri de ekleyecek olursanız oy potansiyeli yüzde 15’i buluyor, belki geçiyor. Eh, bugün Yeni Yol grubunda bir arada durmayı başaran Saadet, Yeni Parti ve Deva’nın da yüzde 5’e varabilecek bir potansiyeli var.

Sol Kürt milliyetçiliğini, DEM Parti’yi de kattığınızda bir yüzde 12-14 de oraya vermeniz gerek.

Yani “toplumsal muhalefet” Ekrem İmamoğlu-Özgür Özel CHP’sinde konsolide olmamıştı zaten.

Ama ilginç biçimde iktidarın bu muhalefetin en büyük partisi CHP’yi parçalamak için uyguladığı taktikler toplumsal muhalefetin yeniden konsolide olabilmesi için bir imkan açıyor aslında.

Bu muhalefetin illa tek parti olması, tek aday altında toplanması da gerekmiyor. Tam tersine, 2023’te yaşanan altılı masa tecrübesinden hareketle daha gevşek işbirliği yolları bulunabilir; CHP içinden doğacak yeni parti bu yolları bulmayı kolaylaştırabilir.

Özgür Özel ve arkadaşları şu an CHP’yi geri alma mücadelesiyle meşguller ama arada kafalarını kaldırıp “büyük resim”e bakmak onlara da büyük fayda getirebilir.

Siyasetin imkanları hiçbir zaman sona ermez ve bana soracak olursanız CHP içi kavga şu veya bu yolla ne kadar çabuk sona ererse o kadar iyidir. Ondan sonra siyasetin yarattığı yeni imkanlardan yararlanma, yeni yollar açma zamanı başlar.

Hürmüz Savaşını kimin kaybettiği belli, kimin kazandığını zaman gösterecek

Hürmüz Savaşını kimin kaybettiği belli, kimin kazandığını zaman gösterecek

Amerika ve İsrail’in dünyaya ettiği kötülükler dünyaya yaptığı iyiliklerin kat be kat üstünde.

Herhalde bu kötülükler listesi ileride yazıldığında en üst sıralardan birine de 28 Şubatta bu iki ülkenin neredeyse durduk yerde İran’a karşı başlattıkları savaş yazılacak.

Bu savaşın hiçbir meşru gerekçesi yoktu, üstelik kalıcı bir barış için İran ile ABD müzakere halindeydi.

Ama onlar yine de bir sabah ansızın saldırdılar.

Şimdi ise bu yaptıkları saldırının sonucu olarak Hürmüz Boğazı’nın kapanması, dünya ekonomisinin bir büyük krizin eşiğine gelmesi yüzünden, sadece o boğazın açılması karşılığında 27 Şubat gününe geri dönmek, yeniden İran ile müzakere etmek için anlaşma yaptılar. Daha doğrusu ABD yaptı, İsrail’e bu konuda fikrini sormadı bile.

Yaşanan bu savaşın büyük kaybedeninin İran halkı olduğuna hiç kuşku yok. Savaşla ilgisi olmayan, bu savaş olmasın diye sonuna kadar uğraşan Suudi Arabistan dahil Körfez ülkeleri de çok şey kaybetti savaşta.

ABD ve İsrail ise bütün teknolojik ve askeri üstünlüklerine rağmen İran’ı diz çökertememiş olmanın prestij kaybını yazdılar hanelerine. Artık bu iki ülkenin askeri tehditleri çok daha az etkili olacak dünyada.

Peki kim kazandı? Hayır, İran rejimi kazanmadı.

Eğer İran rejimi eskisi gibi kalacaksa, etrafına barış ve halkına ekonomik refah dağıtmak yerine içte ve dışta istikrarsızlık yaratmaya devam edecekse bu savaş da sonsuza kadar bitmez, bitemez.

O yüzden savaşın başından beri İran içinde yaşanan iktidar savaşı çok önemli. İran’da İslam devriminin şahinlerinin rejimi yeniden konsolide olur, bütün ipleri eline almayı başarırsa İran halkı kaybetmeye devam eder, biz bu bölge insanları kaybetmeye devam ederiz.

Ama yok tersi olur, pragmatist ve reformcular yönetimde etkilerini arttırır, hatta iktidarı alabilirlerse bu savaştan İran galip olarak ayrılabilir.